Haber Detayı

Prof. Dr. Kılıç, çeteleşmede krize, zorbalıkta korkuya, cezada travmaya dikkat çekti: 'Ekonomi toplumu böldü, ayrışma şiddeti artırdı'
Siyaset cumhuriyet.com.tr
16/02/2026 04:00 (3 saat önce)

Prof. Dr. Kılıç, çeteleşmede krize, zorbalıkta korkuya, cezada travmaya dikkat çekti: 'Ekonomi toplumu böldü, ayrışma şiddeti artırdı'

Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. Kılıç “Gelir seviyesine göre okullar, insanların yaşadıkları çevreler ayrıştı. Toplum ekonomik duruma göre bölündü. Bu ayrışma da şiddeti artırdı. Ekonomik kriz ya da savaş ortamında şiddet eşiği düşüyor. Şiddete yönelik davranışlar daha kabul görüyor dedi.

Prof.

Dr.

Emine Zinnur Kılıç Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. - Son yıllarda “suça sürüklenen çocuk” kavramını çok sık duyuyoruz.

Çocuklar arasında artan şiddeti nasıl tanımlamak gerekir? “Suça sürüklenen çocuk” yerine “gençlik şiddeti” diye söz etmek gerekir.

Çünkü dünyada fiziksel şiddet uygulayanların da fiziksel şiddete maruz kalanların da çoğu 15-25 yaş grubu erkekler.

Daha küçük yaştakilerin sayısı çok fazla değil.

Bu yüzden bunlara “genç” demek daha uygun.

Diğer yandan “suça sürüklenen” dediğimiz zaman baştan ön yargılı bir yaklaşımda bulunmuş oluyoruz ve bu gerçek nedenleri anlamayı zorlaştırıyor.

Bu tür bir edilgen söylem olguların gerçek nedenlerinin nesnel bir şekilde araştırılmasını engeller. “Beni kızdırdın, kışkırttın, kandırdın, ben o yüzden suça sürüklendim” olmaz.

İnsanlar çocukluktan itibaren eylemlerinin sorumluluklarını almayı öğrenmelidir diye düşünüyorum.

Böylece vicdan gelişir ve insan hatalarından öğrenir.

Ama her şeyi kendi dışında durumlara bağlama alışkanlığı insanların aynı hataları tekrarlamalarına neden olur.

Bu yüzden çocuklar için de büyükler için de hep sorunu tamamen kendi dışında arayan bir dil kullanmak doğru değil.

Ben bunu genel bir sorun olarak düşünüyorum. - Ailenin ekonomik durumu çocukları nasıl etkiliyor, düşük gelirli ailelerin çocuklarının suç işleme ihtimali ile gelir düzeyi yüksek olan ailelerin çocuklarınınki aynı mı?

Şiddete neden olan faktörlere üç ayrı düzeyde bakmak gerek.

Birincisi bireysel yani çocuğa ilişkin faktörler.

Çocuğun psikolojik özellikleri, dürtü kontrolünün yetersiz oluşu, sorun çözme, iletişim becerilerinin yetersiz oluşu, duygu düzenleme sorunları çocuğa ilişkin sorunlara örnek olarak verilebilir.

Buna tabii gençlerde madde kullanımını da eklemek gerek.

İkinci sırada aileye ilişkin risk faktörleri var.

Bunların da başında ailenin sosyoekonomik durumu geliyor.

Toplumun yoksul kesimlerinde şiddet çok daha yaygın görülüyor.

Araştırmalar, anne babanın ama özellikle de annenin düşük eğitim düzeyi, ailenin gelir düzeyinin düşüklüğü, kalabalık ailelerde yaşama ve çocuk sayısının beşten fazla olması, ailede suç işlemiş kişilerin bulunması, aile içi şiddetin olması ve normal görülmesi gibi faktörlerin gençlerde şiddete yönelik davranışları arttırdığını gösteriyor. ‘GELİR ADALETSİZLİĞİ ETKİLİYOR’ Üçüncü sırada toplumsal faktörler geliyor.

Bir ülkede en düşük gelir düzeyindekiler ile en yüksek gelir düzeyindekiler arasındaki gelir dağılımı farkı ne kadar yüksekse gençlik şiddeti de o kadar artıyor.

Bu durumda relatif yoksulluk kavramını kullanmak daha önemli çünkü genç kendini başkaları ile kıyaslıyor.

Yani gençlikte görülen şiddet gelir dağılımındaki adaletsizlikten etkileniyor. - Ailenin ekonomik düzeyinin yanı sıra ülke ekonomisinin duruma da önemli yani...

Eskiden zenginin çocuğu da fakirin çocuğu da aynı okula gider, aynı mahallede oynardı.

Bir arada bulunurlardı.

Ama bugün gelir seviyesine göre okullar, insanların yaşadıkları çevreler ayrıştı.

Toplum ekonomik duruma göre bölündü, insanlar bulundukları çevrelere kapandı.

Bu ayrışma da şiddeti artırdı.

Çünkü “biz ve onlar” şeklinde bir algı insanları birbirine yabancılaştırır ve şiddetin ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

Ekonomik kriz ya da savaş ortamında toplumlarda şiddet eşiğinin düştüğü biliniyor.

Böyle dönemlerde toplumda şiddete yönelik davranışlar daha kabul görüyor, destekleniyor ya da hoşgörülüyor. ‘GELECEK YOK’ DUYGUSU Gençlerde görülen şiddetin bir başka önemli etmeni “Gelecek yok” duygusu.

Gençler “Ben hiçbir şekilde bu toplumda kendimi önemli ve değerli bir birey olarak göremeyeceğim” diye düşünüyor.

Çünkü bireyci toplumda zengin olmak, güzel olmak, popüler olmak gibi değerler ön plana çıkıyor.

Bu durumda özellikle de eğitim yaşamında başarısız olan ve ailenin maddi durumu iyi olmayan çocuklar ancak yasa dışı yollarla kendilerini değerli hissedecek bir konuma gelebileceklerini düşünüyorlar.

Bu da mafya tarzı yapılara kolayca çekilebilmelerini sağlıyor. - “Casperlar” olarak bilinen silahlı suç örgütünün iddianamesinde, 18 yaşından küçük 68 çocuk yer aldı.

Çocuklar kendini kabul ettirmek hatta saygı görmek için mi çetelere katılıyor?

Çocuklar kendilerini güvende hissetmedikleri, dünyayı güvenilmez algıladıkları ortamlarda çetelere giriyorlar.

Çete üyesi olmayı önemli bir kişi haline gelmenin yöntemi olarak görüyorlar.

Çünkü çoğunun okul başarısı, ailesinin gelir düzeyi düşük, çoğunda “gelecek yok” duygusu hakim.

Bu nedenle şiddet uygulayabilen bir grup içinde kabul görmek, güç sahibi olmanın, önemli birisi olmanın bir yolu gibi görülüyor.

O çetenin içinde kendini korunmuş ve güçlü hissediyor. - Silah taşıma ve uyuşturucu kullanım yaşı düştü, torbacı denen kişiler okul çevrelerinde yuvalanıyor ve akran zorbalığına her geçen gün daha çok tanık alıyoruz.

Ailelerin içi çocuklar okuldayken belki biraz daha rahat ama okullar ne kadar güvenli?

Okulların da çocukları yeterince koruyabildiğini söyleyemeyiz.

Okul içinde de birbirlerine şiddet uygulayabiliyorlar.

Okullarda zorbalık da sık görülüyor.

Ancak zorbalıkta illa da fiziksel şiddet olması şart değil.

Zorbalık güçlünün güçsüzü ezmesi olarak anlaşılmalı.

Okullardaki zorbalıkta psikolojik şiddet: tehdit, dalga geçme, dedikodu yapma, dışlama gibi davranışlar daha ön planda görülür.

Zorba konumundaki çocuklar tekrarlayan biçimde kendilerinden güçsüz gördükleri kişinin üzerine giderler.

Zorba böylece kendini ispatladığını düşünür.

Kendini önemli, güçlü, popüler hisseder.

Ama zorbalık tek bir kişiyle olmaz.

Çerçevesi geniştir.

Zorbanın çevresinde onu kışkırtanlar, yaptıklarına onay verenler, zorbalığı görmezden gelenler ve bir de korktukları için ses çıkaramayanlar vardır. - Bu zorbalık ortamını ne dağıtır?

Burada çocuklara öğretilmesi gereken şey, iyilerin de en az kötüler kadar cesur olmaları gerektiğidir. ‘SESSİZLİK ZORBALARI GÜÇLENDİRİR’ - Çocuklar akranlarına zorbalık yapıp bir de bunu sosyal medyada yayınlıyorlar, nedir buradaki motivasyon?

Akranlarına göz dağı veriyor. “Ben belalıyım, bulaşmayın, benden korkun” diyor ve evet o zaman da korkuyorlar gerçekten.

Halbuki korkmamaları lazım.

Böyle durumlarda çocuklar birbirlerini korumayı öğrenmeli.

Aileler çocuklarına “Kendini ezdirme” yerine “Arkadaşını koru, başkası ezilirken göz yumma, sessiz kalma” demeli.

Akran zorbalığının sonunu ancak çocukların birbirlerini koruması getirir.

Bireysellik bu kadar öne çıkarsa “Her koyun kendi bacağından asılır” diye bakılırsa zorbalık bitmez.

Diğer çocuklar zorbayı destekler ya da korkudan ses çıkarmazsa zorbalar güçlenir. ‘ÖĞRETMENLER DE KORKUYOR’ - Çocukların akranlarına yaptıkları zorbalıkların yanı sıra öğretmenlere de zorbalık yaptığını görüyoruz.

Öğretmenler çocuklar üzerinde ne kadar etkili, öğretmenler çocuklardan korkuyor mu?

Özellikle özel okullarda öğretmenler çok sıkışmış durumda.

Bir yandan okul idaresi bir yandan da veli baskısının arasında kalıyorlar.

Öğretmenden beklenti çok yüksek.

Ama öğretmenlerin bekleneni karşılayabilecek otoritesi yok.

Öğretmenler de korkuyorlar ve bir açıdan da haklılar çünkü velilerin şikayetleri karşısında iş güvenceleri yok. - Peki zorbalık çocuğun ailesinin gelir ve eğitim düzeyiyle ne kadar ilgili?

Akran zorbalığında, ailelerinin gelir düzeyinin bir etkisi yok.

Zengin çocuğu da zorba olabiliyor.

Çünkü kendilerini akranlarına bu şekilde kabul ettirmeye çalışıyorlar. ‘ONUR KÜLTÜRÜ’ İLE BÜYÜYORLAR Şiddetin yaygın olduğu toplumlarda egemen olan “onur kültürü” olarak tanımlanan bir yaklaşım biçimi var.

Buna “kan davası” kültürü de diyebiliriz.

Özellikle gençler ve erkekler herhangi bir şekilde kendilerini aşağılanmış hissettiklerinde onurları kırılıyor, gurur meselesi yapıyorlar ve şiddete başvuruyorlar.

Bu kültürden gelen ailelerde birisi yan bakarsa, kendisine veya ailesine bir şey söylerse ve bunun öcü alınmazsa “onursuzluk” olduğu düşüncesi hakim.

Gençlerin onurları zaten çok kırılgan.

Bu kültürlerde yetişen gençler de “seni aşağılayan kişiye şiddet kullanarak dersini vermelisin” inancı ile büyüyor.

Onun için en ufak bir şeyde kendini aşağılanmış hissedip çok şiddetli tepki gösterebiliyor. - Geçmişte de çocuklar arasında bu denli zorbalık var mıydı, sosyal medya mı şiddeti daha görünür kıldı?

Eskiden şiddet olumsuz karşılanırdı, tepki görürdü.

Biri kendinden küçüğü eziyorsa ayıplanırdı, müdahale eden olurdu.

Ama şimdi kimse karışmıyor. - Aksoy Araştırma’nın yaptığı bir çalışmaya göre Türkiye’de toplumun yüzde 87'si çocukların suça karışma oranının arttığını düşünüyor.

Kavga eden çocukları gören yetişkinler de artık araya girmiyor, çocuklara/gençlere yönelik bir tedirginlik mi başladı?

Bir toplumun birlikte yaşayabilmesi için insanların birbirine güven duyması, bağlılık hissetmesi, birbirini koruması, birbirine sahip çıkması, birbirinin çocuğuna sahip çıkması gerekir.

Bu bir tür kardeşlik duygusu oluşturur.

Herkes birbirini korur, kollar.

Bu duygunun azalmış olması toplumun çözülmesinin bir göstergesidir.

Demek ki herkes kendini korumaya çalışıyor, kavgayı gören yetişkinler de korkuyorlar, ayırmıyor, karışmıyorlar.

Burada korkunun haklı nedenleri de olabilir.

Örneğin genç bir adam bir kadının darp edildiğini görüp müdahale etti.

Kadına saldıran ölünce araya giren genç hapse girdi.

Böyle örnekler de insanların uzak durmasına neden oluyor. - 18 yaş altı çocuklara verilen cezalar çok tartışılıyor.

Örneğin ABD’de bazı eyaletlerde çocuklar yetişkin mahkemelerine transfer edilip, yetişkin olarak yargılanıyor.

İsveç, çetelerin çocukları kullanmasının önüne geçmek için cezai ehliyet yaşını 15’ten 13’e düşürmeyi planlıyor.

Türkiye’de ne gibi önlemler alınabilir?

İngiltere’de ilk suçta çocuklar hukuk sisteminin içine sokulmuyor.

İlk suçtan sonra takibe alınıyor, tekrarlanmazsa sabıkası olmuyor.

Ben ıslahevindeki gençlerle de çalışma yapmıştım.

Çocuklar için ıslahevinde kalmak bile başlı başına travmatik bir deneyim.

Yaşanan travmaların sonrasında suç işleme oranları azalmıyor, artıyor. - Islahevine giren çocuk ıslah olunmuyor mu?

Çocuk ıslahevinde ıslah olmuyor, çocuk ıslahevinde travmatize oluyor.

Yani risk faktörlerine bir yenisi ekleniyor.

Ayrıca birbirlerinden yöntem öğreniyorlar.

Ondan sonra kendilerini korumak için daha da sertleşiyorlar.

Eğer çocuk bir de taciz, şiddet gibi durumlarla karşılaşırsa şiddete yönelik davranışlar daha fazla olmaya başlıyor.

Bir çocuk bir şekilde ceza sisteminin içine girdiğinde çıktıktan sonra tekrar suç işleme ihtimali çok yüksek. ‘AĞIR CEZA YÖNTEM DEĞİL’ - Cana kast olan, ölümlü sonuçlanan suçlarda ABD’de olduğu gibi çocukların yargılanması yetişkinler gibi olmalı mı?

Hayır, çocuk bir yetişkin gibi yargılanmamalı.

Yine de çocuk korunmalı.

Ama zaten önemli olan yargılama değil.

Çünkü ıslahevinin cezaevinden farkı yok.

Çocuklarını kaybeden ailelerin öfkesini çok iyi anlıyorum, çok da hak veriyorum.

Ama deniyor ya “Bizim çocuğumuzun başına gelen başka çocukların başına gelmesin”.

Ama işte başka çocukların başına gelmesini engelleyecek olan yöntem, o çocuklara daha ağır cezalar verilmesi değil. - Ceza caydırıcı olmuyor mu?

Ceza caydırıcı olmuyor.

Tam tersine suç işleme ihtimalini artırıyor.

Suçu engelleyecek yöntem, toplumsal çapta koruyucu önlemler alınması.

Ekonominin kötü olması, onur kültürü, çeteleşme silaha, kesici alete kolay ulaşım ve eğitim sisteminin dışında kalmaları şiddet ihtimalini artırıyor.

Okulları beğenmiyoruz ama çocuklar eğitim sisteminin içinde ne kadar uzun kalırlarsa o kadar iyi.

Sistemin dışına çıktıkları zaman suç işleme oranları artıyor, çetelerin, tarikatların eline düşüyorlar. - Burada sosyal medyanın rolü nedir?

Medya ve sosyal medya etkisi çok büyük.

Şiddetin yüceltildiği, hatta heyecanlı ve zevkli bir eylem gibi sunulduğu yayınlar var.

Dizilerde filmlerde oyunlarda şiddet iyi bir şey gibi gösteriliyor.

Böylece çocuklar büyürken şiddetin kötü bir davranış biçimi olduğu fikrini geliştiremiyorlar.

Özellikle diziler güçlü erkek modeli olarak “sert erkek” ya da “kabadayı” diyebileceğimiz bir modeli norm haline getiriyor.

Çocuklar ve gençler bundan çok etkileniyor. ‘KİMLİKSİZLİĞE İZİN VERİLMEMELİ’ - Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda, 18 yaş altındaki çocukların internetinin belli saatlerde sınırlandırılması, sosyal medyanın 15 yaşını doldurana kadar hizmet sunmaması planlanıyor.

Bu yasağın etkisi olur mu?

Çocukları engellemez.

Mutlaka bir şekilde yine gireceklerdir.

Ama yine de aileleri bir miktar rahatlatır.

Aile ile çocuk arasındaki çatışmayı biraz azaltır.

Ben daha çok sosyal medyadaki kimliksizlik durumunun ortadan kalkması gerektiğini düşünüyorum.

Herkes yaptıkları ve söylediklerinden sorumlu olmalı.

Sosyal medya üzerinden zorbalık çok fazla oluyor, taciz, istismar yapılıyor.

Bunu sosyal medya şirketlerinin çözmesi gerek.

Kimliksizliğe izin verilmemeli. ‘KRİZ DÖNEMLERİNDE ERGENLİK UZUYOR’ - Peki ergenlik dönemi geçmişe göre uzadı mı?

Evet, ergenlik uzadı.

Son çalışmalara göre beyin gelişiminin tamamlanmasının 25 yaşı bulduğu söyleniyor.

Ergenlerin kendi başlarınayken daha mantıklı, akıllı konuşsalar ya da davransalar bile arkadaş gruplarının içinde kendilerini göstermek uğruna farklı bir mantık yürütüp, daha çok risk alan, tehlikeli şeyler yapan insanlara dönüşebildiğini biliyoruz. - Bu eskiden de böyle değil miydi?

Ergenliğin bitişi toplumun kişiyi “erişkin rollerine uygun” kabul etmesi ile oluyor.

Daha çok sosyal bir kavram.

Bir araştırmaya göre ekonomik kriz dönemlerinde ergenlik uzuyor.

Savaş dönemlerinde ise kısalıyor.

Savaş olduğunda “Büyüdün askere git” deniyor.

Ama ekonomik kriz ve işsizlik dönemlerinde toplum içinde bir yer sahibi olmak zorlaşıyor.

İş bulamıyorlar, olgunlaşmıyorlar.

Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada ergenlik uzadı.

Bunun nedeni de ekonomik koşulların kötülüğü ve yaygın işsizlik.

Bu yüzden gençlere bir türlü erişkin olma ehliyeti verilemiyor. “Hayır, sen daha tam olmadın, işsizlik var, üniversiteyi okumalısın, üstüne yüksek lisans, doktora yapmalısın” deniyor. - “Kindar ve dindar nesil” dendi ama tam tersinin olduğu yönündeki algı toplumda ağır basıyor.

Sizin gözleminiz nedir?

Hiçbir insan dindar olduğu için ahlaklı zannedilmemeli.

Ahlakı sadece dini kurallar çerçevesinde ve cinsellikle ilgili gibi yorumlamak çok yaygın.

Bu insanların etik kurallardan uzaklaşmasına neden oluyor. “Dindarsan yeterince ahlaklısın” bakış açısı doğru değil.

İnsanlar dindarlığı kendince yorumlayabiliyor ve bazen “kimseye zarar vermeyeceksin, kimsenin hakkına el uzatmayacaksın, kimsenin canına malına kasdetmeyeceksin, kimseye bile isteye acı çektirmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, kötülük yapmayacaksın” gibi insanlığı ayakta tutan birçok kural sanki ikinci planda kalıyor. - Terör örgütü PKK çocukları yıllarca kandırıp dağa kaçırdı.

Bugün ise cemaatler kendi ideolojileri doğrultusunda çocuklara eğitim verebiliyor.

Burada devlet ne yapmalı?

İşte bu gibi yapılarda kişiler kimliksizleşiyor.

Kimliksizleştiği zaman kendi eylemlerinden kendilerini sorumlu tutmamaya başlıyorlar.

Lider konumundaki kişilerin komutuyla herhangi bir eylemi gerçekleştirebiliyorlar.

Çünkü sorumlu hissetmiyorlar.

Birey olmaktan çıkıp o yapının parçası haline geliyorlar.

Sanki iradelerini baştaki kişiye teslim etmiş gibiler.

O yüzden de bireysel sorumluluk kavramı çok önemli.

İnsanlar her koşulda kendi eylemlerinden ya da eylemsizliklerinden hiçbir bahane üretmeden kendilerini sorumlu hissetmeye yönelik yetiştirilmeli, çocuklara da buna göre eğitim verilmeli ve dili kullanırken de bu noktaya dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum. ‘YUMRUKLAŞAN YETİŞKİNLER GENÇLERE ÖRNEK OLAMAZ’ - Gençlik şiddetinin nasıl önleneceğini konuşurken adım atacak en yetkili mercilerden olan TBMM’de yumruklaşmalara tanık oluyoruz.

Milletvekilleri dahi kaba kuvvete başvururken gençlerin bunu normal görmemesi nasıl sağlanacak, bu görüntüler nasıl örnek oluyor?

Gerçekten de bu soruya yanıt vermek çok zor, bizi temsil etmesi gereken, çoluk çocuğa örnek olması gereken kişiler kendi öfkesini kontrol etme becerisine sahip değil, problemlerini konuşarak değil yumruklarıyla çözmeye çalışacak kadar iletişim becerileri yetersiz kişiler.

Bu seçilmiş insanlar kendi eylemlerini kontrol edemiyorlar, kendilerini düzgün bir şekilde ifade edemiyor, konuşarak sorunları çözemiyorlar, tartışmayı bilmiyorlarsa çocukların, gençlerin bunu başarmasını nasıl bekleyebiliriz.

Toplumda gençler için doğru rol modellerin ne kadar önemli olduğundan söz ediyoruz ama Meclis’te böyle bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Toplumda şiddet eşiğinin düşmüş olması işte tam da böyle bir şey.

Söyleyecek söz bulamıyorum.

PORTRE Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.

Londra Üniversitesi Psikiyatri Enstitüsü’nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Diploma Kursu’nu tamamladı. 1994’te doçent oldu.

Harvard School of Public Health de Biyoistatistik ve Sosyal Epidemiyoloji derslerini ve Klinik Araştırma Yöntemleri kursunu tamamladı.

Ankara Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı’nda profesör oldu.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanlığı ile Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı. 2013’ten beri serbest hekimlik yapıyor.

FOTOĞRAFLAR: VEDAT ARIK

İlgili Sitenin Haberleri

Hatalar Yazarlar cumhuriyet.com.tr
3 saat önce

Hatalar