Haber Detayı
Çin Afrika kartını neden oynadı?
Çin’in Afrika’ya gümrük muafiyeti kararı, küresel ticaret savaşlarının ortasında ekonomik olduğu kadar stratejik bir yeniden konumlanma hamlesi.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, önümüzdeki Mayıs ayı başından itibaren Esvatini hariç tüm Afrika ülkelerinden yapılan ithalata uygulanan gümrük vergilerini kaldıracağını açıklaması, bu adımın ekonomik ve siyasi anlamına dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Pekin daha önce 33 Afrika ülkesine “sıfır gümrük” politikası uyguluyordu.
Bu uygulama, kıtadaki diplomatik ortaklarının tamamını kapsayacak şekilde 53 ülkeye genişletildi.
Yalnızca Tayvan ile diplomatik ilişkilerini sürdüren Esvatini kapsam dışında bırakıldı.
Çin’in Esvatini hariç tüm Afrika ülkelerinden yapılan ithalata gümrük vergisini kaldırma kararı, yalnızca ticaret hacmini artırmaya dönük teknik bir düzenleme değil; küresel güç rekabetinin derinleştiği bir dönemde atılmış çok katmanlı bir jeoekonomik adım olarak görülüyor.
Bu hamle, Çin’in Afrika ile ilişkilerini yeni bir aşamaya taşırken, aynı zamanda ABD ile yürütülen sistemik rekabet bağlamında anlam kazanıyor.
Çin ile Afrika arasındaki ticaret son yıllarda hızla arttı.
Çin Gümrük Genel İdaresi verilerine göre, Ocak–Ağustos 2025 döneminde ikili ticaret hacmi yıllık yüzde 15,4 artışla yaklaşık 222 milyar dolara ulaştı.
Çin’in Afrika’ya ihracatı yüzde 24,7 artarak 140,79 milyar dolara yükselirken, Afrika’dan ithalat yüzde 2,3 artışla 81,25 milyar dolar oldu.
Bu tablo, Afrika lehine ticaret açığını azaltma açısından gümrük muafiyetinin önemli bir fırsat sunduğunu gösteriyor.
Öncelikle kararın ekonomik boyutuna bakıldığında, Çin–Afrika ticaret yapısındaki asimetrinin belirleyici olduğu görülüyor.
Çin, Afrika’nın en büyük ticaret ortağı konumunda; ancak ticaret dengesi büyük ölçüde Çin lehine işliyor.
Çin’in Afrika’ya ihracatı hızlı artarken, Afrika’dan yapılan ithalat görece daha sınırlı kalıyor ve çoğunlukla hammaddeye dayanıyor.
Gümrük vergilerinin kaldırılması, Afrika ülkelerine Çin pazarında fiyat avantajı sağlayarak ihracatlarını artırma fırsatı sunabilir.
Bu durum teorik olarak ticaret açığını daraltabilir ve Afrika ülkelerine döviz kazancı sağlayabilir.
Ancak burada kritik mesele, Afrika ekonomilerinin üretim kapasitesi ve ihracat kompozisyonu.
Eğer ihracat yine büyük ölçüde madenler, enerji hammaddeleri ve düşük katma değerli ürünlerle sınırlı kalırsa, muafiyet kısa vadeli ticaret artışı sağlasa bile yapısal bağımlılık ilişkisini değiştirmeyebilir.
Afrika’nın bu fırsatı gerçek bir kalkınma ivmesine dönüştürebilmesi, sanayi altyapısının güçlendirilmesine, yerel üretim zincirlerinin geliştirilmesine ve katma değerli sektörlere geçişe bağlı.
Kararın jeopolitik boyutu ise daha da dikkat çekici.
ABD’nin son yıllarda Çin’e yönelik teknoloji ve ticaret kısıtlamalarını artırması, küresel sistemde bloklaşma eğilimini hızlandırdı.
Çin, bu süreçte “Küresel Güney” ile daha derin ekonomik entegrasyon kurarak alternatif bir ekonomik ağ inşa etmeye çalışıyor.
Afrika, hem doğal kaynakları hem de demografik dinamizmi nedeniyle bu stratejinin merkezinde yer alıyor.
Gümrük muafiyeti, Çin’in Afrika’daki nüfuzunu pekiştirme ve kıtayı Batı merkezli ticaret düzenine karşı daha güçlü bir ortak haline getirme çabasının parçası olarak okunabilir.
Bu adım aynı zamanda Kuşak ve Yol Girişimi’nin ekonomik mantığını tamamlıyor.
Çin son on yılda Afrika’da liman, demiryolu, enerji ve lojistik projelerine milyarlarca dolar yatırım yaptı.
Gümrük vergilerinin kaldırılması, bu altyapı yatırımlarının ticaret hacmiyle desteklenmesini sağlayabilir.
Böylece Çin, hem hammadde akışını güvence altına alır hem de kıtayı kendi üretim ve tedarik zincirine daha sıkı bağlar.
Diplomatik düzeyde ise Çin’in bu hamleyi “şartsız ortaklık” çerçevesinde sunması önemli.
Pekin, ekonomik iş birliğini siyasi ön koşullara bağlamadığını vurgulayarak Batı’nın yardım ve ticaret modellerinden ayrıştığını savunuyor.
Bu yaklaşım, özellikle Batı’nın insan hakları ve yönetişim şartlarına mesafeli duran bazı Afrika yönetimleri için cazip olabilir.
Ancak uzun vadede bu modelin Afrika ülkelerinde ne tür siyasi ve ekonomik bağımlılık ilişkileri yaratacağı tartışma konusudur.
Öte yandan Çin’in yaklaşık 1,4 milyar dolarlık gümrük gelirinden vazgeçmesi, kararın sembolik değil stratejik bir yatırım olduğunu gösteriyor.
Pekin, kısa vadeli mali kaybı, uzun vadeli tedarik güvenliği, pazar genişlemesi ve jeopolitik etki artışıyla telafi etmeyi hedefliyor olabilir.
Özellikle enerji dönüşümü çağında stratejik mineraller üzerindeki kontrol, küresel rekabette belirleyici bir faktör haline gelmiş durumda ve Afrika bu açıdan kritik bir coğrafya.
Çin’in gümrük muafiyeti kararı, Afrika’ya ekonomik alan açan bir düzenleme olmakla birlikte, asıl anlamını küresel güç dengeleri içinde buluyor.
Bu adım, serbest ticaret söylemiyle sunulsa da, aynı zamanda Çin’in alternatif bir ekonomik merkez inşa etme stratejisinin parçası.
Afrika açısından ise bu hamle hem bir fırsat hem de bir sınav niteliğinde.
Kıta, bu açılımı üretim kapasitesini artırmak ve ekonomik çeşitlenmeyi sağlamak için kullanabilirse kazançlı çıkabilir; aksi halde ticaret hacmi artarken yapısal bağımlılık derinleşebilir.