Haber Detayı
Çölün kalbindeki "zaman makinesi": 12 bin yıllık gizem gün yüzüne çıktı
Mısır'ın ıssız çöllerinde keşfedilen devasa bir kaya sığınağı, insanlık tarihinin binlerce yıllık sırlarını ele verdi. Av sahnelerinden antik orduların gövde gösterilerine kadar her şey bu duvarlara kazınmış. Peki, antik gezginlerin bu gizli buluşma noktasında başka neler gizli?
Mısır’ın kavurucu güneşinin altında, kum tepelerinin ardında gizlenen dev bir kaya kütlesi, binlerce yıl boyunca gelip geçenlerin adeta ortak anı defterine dönüştü.
Güney Sina’nın ıssız bir köşesinde yer alan bu bölge, dışarıdan bakıldığında sadece kurak bir arazi gibi dursa da aslında insanlık tarihinin en eski ve en sadık arşivlerinden birini barındırıyor.Arkeologlar, antik maden yataklarıyla bilinen Serabit el-Khadim yakınlarında, kuşaklar boyu insanların uğrak noktası olmuş devasa bir kaya sanatı galerisi keşfetti.
Bu keşif, ıssız çölün aslında derin anlamlar yüklenen önemli bir buluşma adresi olduğunu gösteriyor.Umm Arak Platosu olarak bilinen bu yüksek nokta, stratejik konumuyla uçsuz bucaksız bir ovaya bakıyor.
Araştırmacılara göre burası, yüzyıllar boyunca yorgun gezginlerin dinlendiği, birbirine rastladığı ve etrafı gözlemlediği doğal bir merkezdi.
Platonun doğu yamacındaki bir kaya sığınağı ise zaman yolculuğuna davet eden görsel bir şölen sunuyor.
Kimi canlı kırmızı pigmentlerle boyanan, kimi ise doğrudan taşa kazınan bu figürler, milattan önce 10.000 yılından başlayıp Roma dönemine kadar uzanan devasa bir takvimi temsil ediyor.Duvarlara kazınan hayatta kalma mücadelesiSığınağın duvarlarındaki en eski çizimler, yaklaşık 12 bin yıl öncesine, insanların köpeklerle birlikte dağ keçisi avladığı günlere kadar uzanıyor.
Bu sahneler, o dönemin hayatta kalma mücadelesini tüm çıplaklığıyla günümüze taşımış durumda.
Ancak bölgedeki sanatsal hareketlilik bununla sınırlı değil; Orta Krallık döneminden Roma İmparatorluğu’na kadar yeni bir yaratıcılık dalgası yaşandı.
Duvarlardaki atlı ve silahlı figürler, oradan geçen fatihleri veya yaşanan çatışmaları belgeler nitelikte.
Bu çizimlerin, bölgeden geçen diğer kabilelere bir tür güç gösterisi yapmak amacıyla kullanıldığı düşünülüyor.Bölgedeki yazıtlar tam bir kültürel mozaik ortaya koyuyor.
Petra’nın mimarları Nebatilere ait Aramice yazılarla, İslamiyet’in ilk dönemlerine ait Arapça notlar aynı yüzeyde yan yana duruyor.
Bu durum, sığınağın sadece antik çağlarda değil, çok daha yakın tarihlerde de aktif bir durak noktası olduğunu kanıtlıyor.Kaya sanatı denince akla genelde Avrupa’daki ünlü mağaralar gelse de, Sina Yarımadası’ndaki bu yeni keşifler, Arap Çölü’nün aslında dünyanın en önemli sanat merkezlerinden biri olduğunu gösterdi.
Arkeologlar çalışmalarını derinleştirdikçe, kumların altında keşfedilmeyi bekleyen daha pek çok "taş gazetenin" ortaya çıkması sürpriz olmayacak.