Haber Detayı

Gemileri limana ulaştırabilecek miyiz?
Dünya+ dunya.com
20/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Gemileri limana ulaştırabilecek miyiz?

Geçtiğimiz hafta Antalya’da dü­zenlenen F Summit’te gastro­nomi ve turizm sektörünün pay­daşlarıyla bir araya geldiğimiz büyük fırtınanın koptuğu, Antal­ya’nın unuttuğumuz yağmurunu yaşadığımız iki gün boyunca, as­lında hepimizin zihninde aynı so­ru işareti vardı: "Bu fırtınadan daha beteri, bu ekonomik ortamda gemi­leri limana ulaştırabilecek miyiz?"

F Summit sahnesinde sürdürü­lebilirlik temaları işlenirken, ku­lislerde konuştuğumuz tek ger­çek "sürdürülemezlik" haliydi.

Tolga Atalay "shrinkflation" yani porsiyonların küçülmesi mesele­sini masaya yatırdığında, salon­daki herkes tabağın değil, aslında umudun küçüldüğünün de farkın­daydı.

Tolga Atalay’ın vurgula­dığı porsiyon küçülmesi, aslında bir tercih değil, bir "hayatta kalma refleksi".

İşletmeci, tedarik fatu­ralarındaki o devasa artışla müş­terinin eriyen alım gücü arasında sıkışmış durumda.Pandelli, Okra, Topaz gibi İstan­bul’un çok başarılı restoranların sahibi Yücel Özalp ocak ayı mali­yetlerine dair paylaştığı o rasyo­nel ama bir o kadar da ürkütücü rakamla, personel maliyetleri top­lam cironun yüzde 68’ine ulaştığı söyledi ve bu koşullarda sürdüre­bilmek mümkün değil dedi.İşte bu tartışmalardan birkaç hafta önce İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) yayımladığı son veriler aslında durumu net olarak ortaya koyuyor;Sofra artık lüks İPA’nın raporu, İstanbul’un iş­tahının nasıl kesildiğini rakam­larla mühürlüyor:Dışarıda yemekten vazgeçiş: İs­tanbulluların yüzde 63,4’ü son bir ayda dışarıda yeme-içme harca­malarını tamamen veya kısmen kıstı.Tasarruf zinciri: Ekonomik da­ralma sadece tabakları değil, gar­dıropları da vurdu; katılımcıların yüzde 55,8’i giyim harcamalarını da azalttığını belirtiyor.Şimdilerde dışarıda yemek ye­mek, iştahlı bir deneyimden zi­yade; bir tarafı boşalan masalara, diğer tarafı ise dolmayan cüzdan­lara bakan ve her iki ucu da ras­yonel bir "matematiksel çıkmaza" çıkan o tatsız denklemin özeti ha­line geldi.İstanbul, o meşhur gastronomi enerjisini kaybederken, bizler sa­dece porsiyonları değil, bir ken­tin sosyalleşme kültürünü de yi­tiriyoruz.

Eğer bu maliyet sarmalı ve alım gücü arasındaki uçurum kapanmazsa, o ‘shrinkflation’ ka­panması güç yaralara dönüşecek.Restoran ve lokanta işletmeci­liğinin ne kadar kırılgan bir yapı­da olduğunu anlamak için turizm­le olan farkımıza bakmak yeterli.

Turizm sektörü, aylar öncesinden satış yapabilme, global pazara hi­tap etme ve döviz bazlı gelir elde etme avantajına sahip.

Bir otel odasını aylar öncesinden rezerve edebilir, talebin arttığı son daki­kada fiyatını üçe katlayabilir.Masanın raf ömrü de sadece birkaç saat!

Belki restoranlar için de dina­mik bir fiyatlama modeli olsa ya­ni talebin yoğun olduğu saatler ve diğer zamanlar arasında bir fiyat farkı oluşsa hem müşteri tarafı hem de işletmeci daha memnun olacak.Restoranlar maalesef henüz günlük tercihler doğrultusunda, daha çok yerli tüketiciye endeks­li ve son derece kırılgan bir yapı­ya sahip.

Misal; yağmur yağar re­zervasyon iptal edilir, canın iste­mezse gitmezsin olur biter.

Fiyat artışını da yapmak sanıldığı kadar kolay değildir, yanlış hamle müş­teriyi kaybettirir, zordur.

Aklı ba­şında, işini bilen işletmeci zam yapmayı sevmez, elbette iyisi kö­tüsü vardır, her alanda olduğu ka­dardır.Yücel Özalp’in vurguladığı o yüzde 68’lik ocak ayı personel ma­liyeti, restoranın kapısından tek bir müşteri girmese de orada du­rur.

Müşteri gelse de gelmese de o mutfak şefi orada, o garson o ma­sanın başında, o klima çalışıyor, dolaplar doludur.Görünen o ki kentlerin sosyal hafızasını tutan bu devasa sektör için son 30 yılın en zor zamanla­rı.

Banka kapılarından 'bilanço­nuz uygun değil' cevabıyla dönen her işletmeciler, her zaman ki gi­bi kendi yağıyla kavrulamıyor.

Bugüne kadar hiçbir destek al­madan, kendi kendine büyüyen, değer yaratan, istihdam yaratan, yüzlerce marka yaratan, kültürü­nüzü temsil eden, güzel zamanla­rınıza, neşenize ve kederinize eş­lik eden, eviniz gibi hissettiren…Antalya, insana her şeye rağ­men "hayat devam ediyor" diyen o eşsiz güzelliğiyle karşımda du­ruyor.Akra Hotel’in balkonundan sü­zülen o manzara; bir yanda uzak­taki kışı hatırlatan karlı dağlar, kı­yıda dantel gibi falezler...

Doğanın bu kusursuz dengesi, Akdeniz’in o uçsuz bucaksız maviliğiyle birle­şince, insan ister istemez bu coğ­rafyanın ne büyük bir lütuf oldu­ğunu bir kez daha anlıyor.

Belki de ihtiyacımız olan tek şey, hayatın karmaşık matematiğinden bir an­lığına sıyrılıp, bu berraklıkta bir nefes almaktır.Bu manzara kadar güzel sofra­larda, neşeyle buluşmak üzere…

İlgili Sitenin Haberleri