Haber Detayı

Vay canına sinema politikadan uzak durmalıymış
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
22/02/2026 04:00 (3 saat önce)

Vay canına sinema politikadan uzak durmalıymış

Sevgili okurlarım, bugün biraz yamalı bohça yapmaya karar verdim.

Sevgili okurlarım, bugün biraz yamalı bohça yapmaya karar verdim.

Özlemişim.

Sinemacı yeğenim Alican Durbaş ’la aramızda hep bir tartışma konusu vardır.

O pek çok kısa filmiyle festivallerde dolaştı, bu yıl da ilk uzun filmi Lo-Fi, 45’inci İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde gösterilecek.

Geçmişte Kadıköy Belediyesi’nin desteklediği ve 10 yıl devam eden kısa film atölyelerimde, bir senaryosunu sekiz defa yeniden yazdırdığım için mi bilmem beni kızdırmayı çok sever.

Ben geçmişin hikâye anlatan ve dünyada yaşanan tüm haksızlıklardan söz eden filmlerini severim, o ise benim 68’li olmama hürmet ederek “Artık yeni bir sinema var teyze” der.

Geçenlerde telefon etti, gülerek “Bak teyze, Wim Wenders bile sinema politikadan uzak durmalıdır demiş” müjdesini verdi.

Ünlü Alman yönetmen Wim Wenders bu yıl 76’ncısı yapılan Berlin Uluslararası Film Festivali’nin seçici jüri başkanı.

Açılış konuşması ardından bir gazetecinin “Gazze’deki İsrail soykırımına ve Almanya’nın sessiz desteğine karşı ne yapacaksınız?” diye sormuş.

O da bu kısa cevabı vermiş: “Sinema politikadan uzak durmalıdır.” Hadi be, sen bu sözleri söylerken bile politika yapıyorsun, yaptığın filmleri de mi unuttun?

Yaşıtın sinemacıların, örneğin rahmetli İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci ’nin insanlık tarihini dört saat süresince bir destan gibi anlatan 1900 filmini ya da belki de gizlice kıskandığın rahmetli Fellini ’nin Amarcord (Hatırlıyorum) filmini de mi unuttun?

Ne varsa kadınlarda var.

Festivalde Tunuslu bir kadın yönetmen Kaouther Ben Hania ’i davetliler arasında.

Son yayımlanan Epstein belgeleri nedeniyle soruşturmaya çağrılan eski Amerikan Başkanı Bill Clinton ’ın eşi ve bir süre ABD dışişleri bakanlığı da yapmış Hillary Clinton ’ın da bulunduğu ve bir İsrail generalinin anıldığı “Barış İçin Sinema” gecesinde “Hind Rajab’ın Sesi” adlı belgeseline verilen “En Değerli Film” ödülünü reddedip salonu dolduran kalabalığa ve bütün dünyaya şöyle seslendi: “Bu gece minnettarlıktan ziyade sorumluluk hissediyorum.

The Voice of Hind Rajab (Hind Rajab’ın Sesi) yalnızca bir çocukla ilgili değil.

Bu onun öldürülmesini mümkün kılan sistemle ilgili.

Bu soykırımın bir parçası.

Bu gece Berlin’de bu soykırıma kılıf uyduran insanlar var.

Barış, iktidarlar kendini rahat hissedebilsin diye şiddetin üzerine sıkılan bir parfüm değildir.

Sinema görüntü aklama aracı değildir.

Eğer barıştan bahsedeceksek adaletten de bahsetmeliyiz.

Adalet hesap verilebilirlik demektir.

Hesap verebilmek olmadan barış olmaz.

İsrail ordusu Hind Rajab ’ın ailesi ve onun için gelen iki sağlık çalışanını öldürdü.

Dünyanın en güçlü hükümetlerinin ve kurumlarının suç ortaklığıyla yaptı bunu.

Barış üzerine yapılacak bir konuşmanın dekoruna dönüştürülmesini kabul etmiyorum.

Ödülümü burada bir hatıra olarak bırakıyorum.

Barış, soykırımdan sorumlu tutulmanın temel alındığı yasal ve ahlaki bir yükümlülük olarak görüldüğünde, o zaman geri dönüp ödülümü memnuniyetle alırım.” Yahu dünya ne kadar karıştı.

Bu arada 81 sinemacı da Wim Werdes’e ders verir gibi soykırımı lanetlemişler.

Şimdi biraz da sevgili ülkemize dönelim.

ATV televizyonunda yayınlanan “Aynı Yağmurun Altında” dizisinde laik bir aile kendilerine misafir gelen bir dindar aileye domuz eti yedirmiş.

Güya intikam için.

Yahu bu nasıl bir intikam?

Dizinin senaristi üç kişi; Hasan Burak Kayacı, Kemal Çelik ve Hakan Kandal .

Yönetmeni Ali Balcı.

Evet ama yetmez, bu ekip hemen kolları sıvamalı ve yeni bir diziye başlamalı.

Adı da Karanlığın İçinde olabilir.

Karanlıkta başı açık (kısaca laik diyoruz) insanların sürekli domuz kesip vahşice yemeleri ve dine inanan insanları yakalayıp onlara sürekli domuz eti yedirmeleri de yer almalı.

Arkadaş reklamın iyisi kötüsü olmaz ama bu diziye onay veren televizyon yöneticileri, senaryoyu okuyan oyuncular bunların içinde sevdiğim filmlerde oynayan Erkan Can ve Fikret Kuşkan da var.

Ey ahali, bu sahneye ses çıkarmadığınız için kaç para cebinize girdi?

Sokaktaki bir evsiz bile sizden daha hassiyetli davranırdı.

Evet artık gelelim şu Masumiyet işlerine, Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk bir süredir gündemde değildi ama olur mu canım, o her zaman yeniden gündem yapmasıyla ünlüdür.

Şimdi de Masumiyet Müzesi romanı dizi olmuş.

Aşk anlatılıyormuş, ne aşkı yahu bence yazarın tuhaf fantezileri.

Ben bir hatırlatma yapayım, masumiyet günlerinde Aksaray’da bir evde bir koca kendisinden boşanmak isteyen karısını ve arkadaşını öldürüp intihar etmiş. “Ya benimsin ya kara toprağın” sözünün hâlâ güncelliğini koruduğu bir ülkede yaşadığınızın farkında değil misiniz?

Bu arada doğalgaz faturalarından ne haber?

İlgili Sitenin Haberleri