Haber Detayı

1993’ün faili, bugünün efendisi
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
23/02/2026 04:00 (3 saat önce)

1993’ün faili, bugünün efendisi

Savaşın ve barışın aktörleri, yöntemleri değişir; tarafları aynı kalır.

Savaşın ve barışın aktörleri, yöntemleri değişir; tarafları aynı kalır.

Önce dost ve düşman ayırt edilemesin diye toplumun “ortak aklı” susturulur, sonra kötülükleri normalleştirsin diye “vicdanı” aşındırılır, ardından neler yitirdiğini fark edemesin diye “belleği” sıfırlanır.

Aklın, vicdanın ve belleğin silikleşmesi, bir ulusun ve devletin dağıtılması için önkoşuldur.

Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü ve üniter yapısı, küresel sermayenin sömürüsüne karşı aşılamaz bir bariyerdir.

O nedenle, Türkiye Cumhuriyeti hep hedefe konmuştur.

Ulusun direncini kırmak üzere terörü, toplumu kendine yabancılaştırmak üzere etnik, dini, mezhepsel, cinsi farklılıkları, kurumları yozlaştırmak üzere politikacıları kullanırlar.

Hiçbir şey özünde değişmez: ABD, NATO, CIA, İran, Suriye, PKK eskiden nerede duruyorsa, bugün de oradadır.

Karanlık da hep yanı başımızda...

EMPERYALİZM-TERÖR-TARİKAT-MAFYA 24 Ocak 1993.

Ankara’nın göbeğinde bir araç havaya uçuruldu.

Yok edilmek istenen sadece bir kişi değil, onun temsil ettiği Kemalist öğreti ve bu öğretinin zorunlu kıldığı devrimci duruştu.

Gazeteci Uğur Mumcu, kimsenin göremediği, birilerinin görmekten ve göstermekten çekindiği uluslararası mafyaterör ilişkilerini hakiki bağlamına yerleştirerek yazıyordu.

Küresel mafyanın, yurtiçindeki aparatlarını kullanarak nihai amacı olan “ulusal devletleri yok etme gayretlerini” ifşa ediyor; “emperyalizm-terörtarikat-mafya” karesinin alanını gerçekliğiyle hesaplıyor; içine karışanları işaretliyordu.

Emperyalistlerin planlarını, Kürtler üzerinden Türkiye’ye oynanan oyunu, CIA’nın PKK’yi ve diğer köktendinci radikalleri nasıl desteklediğini; silah ve uyuşturucu kaçakçılığını, istihbarat savaşlarını, İran bağlantılı yapıları, yolsuzlukları yazan “sakıncalı bir piyade”ydi.

Ona göre “gazetecilik, siyasi işlevin bir parçası”ydı. “Dipsiz kuyu” dediği Ortadoğu’daki bu kirli yapılara karşı nasıl korunabileceğimizi anlatıyordu.

Basın onurunun simgesi Uğur Mumcu’yu susturmak isteyen karanlık güç, onu aracına yerleştirdiği bir bombayla yaşamdan söküp aldı ama yazdıklarını ve uyarılarını yok edemedi.

Uğur Mumcu yalnızca bir gazeteci değildi; adeta ulusun uyandırılmasına kurulu bir kamusal saatti.

Yazıları birer alarm gibiydi.

Belgeye dayalı araştırmacı gazeteciliğin simgesiydi.

Ona kasteden el, aslında kamusal vicdanı da boğmaya çalışmıştı.

Cenazesine yüz binler katıldı; fakat aradan geçen on yıllara karşın onu aramızdan alan karanlık hâlâ aydınlanmadı.

Ne var ki Mumcu’nun ifadesiyle “Cesur bir kez, korkak bin kez ölür”dü.

Korkağı öldüren de işte buydu: Katlederek yok edememek! 17 Şubat 1993.

PKK’nin Washington’da bir büro oluşturduğu sene.

Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağı kalkıştan birkaç dakika sonra düştü.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, kutuplarda uçabilecek uçağın düşme nedenine “hava şartları ve buzlanma” demişti.

Motor arızasını takiben pilotlarda “kısmi his yanılması olasılığı” yazılan teknik rapor ise uçağın düşmesinden yalnızca yarım saat sonra hazırdı. ‘BİTLİS PLANI’ Olağanüstü bir çalışma disiplini içinde; ABD’nin “Kürt sorunu” dediği, etnik tartışmalar köpürtülerek kurgulanan ve açıktan desteklenen “terör sorunu” için Eşref Bitlis’in geliştirdiği çözüm perspektifi “Bitlis planı” olarak anılıyordu.

Silahlı gruplar imha edilmeli, teröristlerin propagandasıyla sarılan bölge insanıyla doğrudan iletişim sağlanmalı, Kürt halkı kucaklanmalıydı.

Bitlis, sivil giyinip tıpkı Gaffar Okkan’ın Diyarbakır’da yapacağı gibi insanlarla temas etti.

Personeli bilinçlendirmekle başlayacak yeni bir saha düzenlemesini önemsiyordu.

Dönemin Cumhurbaşkanı Özal’a dört adımlı bir çözüm önerisinde bulundu.

Bunlardan ilki; Suriye, İran ve Irak ile iletişimdi.

Nitekim; MGK bu öneriyi gündeme aldı ve diplomasi hızlandırıldı.

Barzani ve Talabani ile görüşerek durumun çerçevesini iyi çizmeye çalıştı.

Batılı güçlerin elinde tuttuğu ve gerekli gördüğü zamanlarda kullandığı PKK sorununu çözebilmek üzere Saddam ve Kürt liderler arasında uzlaşım istiyordu.

Irak’ın kuzeyinde kurulmaya çalışılan Kürdistan’ın Türkiye için tehlikesini vurguluyordu. 1992’de, Irak’ın kuzeyine yaptığı harekâtta büyük bir başarı elde etmişti.

Çözüm ve onarım, sorun ve yıkımdan daha zordu.

PKK’nin finansörlerinin haritasını çıkarmayı önerdi.

Örgüt, tamamen yalnızlaştırılmalı, karargâhı dağıtılmalıydı.

PKK’ye yardım ettiğini ileri sürdüğü Çekiç Güç’ün Türkiye’den gitmesini istiyordu.

ABD Büyükelçiliği’nin onu hükümete şikâyet ettiği konuşuluyordu.

Orgeneral Bitlis’in kararları “oyunu bozuyordu.” Nitekim; baharda PKK’yi temelden sarsacak bir operasyon hazırlığı yapıyordu.

Ancak gerçekleşemedi. ‘GÖRÜN(MEY)EN EL’ Beechcraft 200 tipi uçak hangardaydı.

Ertesi gün Diyarbakır’a uçacaklardı. 16 Şubat akşamı nöbetteki er, genelde ciple geçilen yerde yürüyen pilot bereli adamı tanımıyordu.

Kolunda nöbetçi kolluğu da yoktu.

Daha önce hiç görmediği astsubay, parolayı ve işareti biliyordu. 1.

Pilot Kurmay Binbaşı Yaşar Erian çok deneyimli bir pilottu. 2.

Pilot Kurmay Binbaşı Tuğrul Sezginler de öyle.

Her ikisi de buzlanma, motor, afet durumunda müdahale gibi konularda defalarca rüştünü ispat etmiş son derece uzmanlaşmış pilotlardı.

Kalkıştan yalnızca dört dakika sonra motordaki anormallik kuleye bildirildi.

Sonrası malum.

Uçakta bulunan herkes şehit oldu. “Eşref Bitlis” adı verilen ve o zamana değin görülmemiş çapta planlanan operasyon 14 Nisan’da başlayacaktı.

Ama görünmeyen el bunu da durdurdu.

Martta başlayan ateşkes, Özal’ın ölümünden iki gün önce yani 15 Nisan’da uzatılmıştı.

ALINMAYAN ÖNLEM, 33 ŞEHİT! 24 Mayıs 1993.

Acemi birliklerinden usta birliklerine giden, en büyüğü 25 yaşında, silahsız, sivil giyimli 33 askerimizi taşıyan konvoy Bingöl-Elazığ yolunda ilerliyordu.

PKK’nin yol keseceği bilgisi 21 Mayıs’ta “doğruluğu birinci dereceden onaylı” olarak alınmıştı.

Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın talimatıyla konvoy durduruldu, askerler aşağı indirildi, kimlik kontrollerinden sonra elleri bağlandı.

Pusuya düşürenler arasında PKK’nin “Parmaksız Zeki”si Şemdin Sakık da vardı. “Yeşil” de alandaydı.

Kırsala götürülen askerler toplu bir biçimde sabaha karşı infaz edildi. “Yaralılar yaşamasın” diye kafalarına ateş etmişlerdi.

Üzerlerine 1570 kurşun sıktılar.

Pusudan yalnızca üç asker yaralı kurtulabildi.

Öcalan, “Ateşkesi bozmak için bize 33 askeri öldürttüler” dedi.

FAİLİ BELLİ 22 Ekim 1993.

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın, toplumsal kaynaşma ve bütünleşme taraftarıydı.

Diyarbakır Lice’de suikast silahıyla yaşamını yitirdi. 5 Kasım 1993.

İstihbaratçı Jandarma Binbaşı Cem Ersever, Öcalan’ın dağdaki kadınlara cinsel saldırılarını yazdı; “Herkes hakkında bildiklerimi açıklayacağım” dedi.

İki arkadaşıyla birlikte cesedi bulundu. 1993, insanlığın yakıldığı Madımak katliamının da ağır utancını taşıyor.

Ateşkesin ortasında Özal’ın ölümüyle beliren tartışmalar ise güncel.

Hain kurşunları sıkanlar ve korkunç ateşleri yakanlar, bugün rahatça konuşabiliyor.

Ülkenin semalarına, insanların yaşamlarına çöken karanlığın ve suikastların aslında faili belli.

Belli olmayan, Türk ulusunun Mustafa Kemal’in öğrettiği gibi ne zaman dirileceği...

İlgili Sitenin Haberleri