Haber Detayı

İnancın 'gösteriye' dönüşmesi... Vitrindeki kutsal
Soner yalçın odatv.com
25/02/2026 05:55 (3 saat önce)

İnancın 'gösteriye' dönüşmesi... Vitrindeki kutsal

Soner Yalçın yazdı...

Muhafazakâr arkadaşlar kusura bakmasın:Aydınlık İslam ve devrimci Hz.

Muhammet’i savunmak bizim ülkemizde solculara kalmıştır.

Kuşkusuz hangi solcuları kastettiğimi biliyorsunuz; Dr.

Hikmet Kıvılcımlı gibi bu toprakların kültürüne yabancı olmayanlar…Benim kuşağım, Kur’an-ı Kerim’in beyaz örtüye sarılı halde en müstesna odasının duvarında asılı durduğu evlerde büyüdü…O oda biraz daha sessiz, biraz daha ağırbaşlı olurdu.

Sanki zaman orada daha yavaş akardı.

Kutsal metin gündelik hayatın tam içindeydi ama yine de dokunulmaz mesafeye sahipti.

Hem gözümüzün önünde, hem de -ölüm gibi- ancak belirli şartlarda yaklaşılabilir hakikatti.Bu yalnızca bireysel dindarlık göstergesi değildi.

Beyaz örtü, bir kumaştan fazlasıydı, saygının ve mesafenin diliydi.

O örtüye baktığımızda, aslında nasıl durmamız gerektiğini, nasıl susmamız gerektiğini öğrenirdik.

Çocukluğumuzda inanç çoğu zaman kelimelerle değil, sessizlikle öğretilirdi.

Yüksek sesle konuşmamayı, önünden geçerken toparlanmayı, ona dokunmadan önce içimizden dua okumayı bilirdik… Beyaz örtünün içinde duran metin kadar, ona gösterilen saygı da bizi biz yapan idi...Kültür hafızamızın en değerlisiydi; evin o duvarındaki beyaz örtü içindeki o kutsal kitap…Sonra ne oldu:VE BEYAZ ÖRTÜ AÇILDISonra rüzgar yön değiştirdi...Duvarda beyaz örtüsünün altında soluk alıp veren o kutsal kitap yerinden indirildi.

Evlerin en ağırbaşlı köşesinden alınıp kalabalıkların ortasına bırakıldı...

Bir zamanlar parmak uçlarımızla yaklaşmayı öğrendiğimiz hakikat, artık sıkılı yumrukların arasında taşınır oldu.Beyaz örtü çözüldüğünde sadece kumaş açılmadı bir mesafe söküldü: Sükûnet dağıldı.

Odalardan yankılanan sessizlik yerini sokakların meydanların keskin sesine bıraktı...

İnanç, içe doğru büyüyen kök olmaktan çıkıp, havaya kaldırılan pankarta dönüştü.

Kutsal metin, evlerin duvarlarında asılıyken zamana sabır öğretirdi.

Oysa şimdi zamanın hızına kapılıp sloganların ritmine uymaya zorlandı.

Kutsal kelam, saf tutmanın işaret fişeği gibi kullanıldı…Asıl kırılma belki de burada yaşandı: Kutsal, kalbin derinliğinde yankılanan o kişisel ve mahrem çağrısından çıkarak, kamusal alanın güçlü ve belirleyici diline-alanına taşındı.

Evlerin içinde mesafeyle korunan, sessizlikle çevrelenen o anlam, meydanların ritmine, siyasetin sert ifadelerine eklemlendi.Kutsal kitabın politik söylemin merkezine yerleşmesini ve bunun geniş kitleler tarafından benimsenmesini şaşkınlıkla takip ettik.

İçimizde büyüyen o sessiz soruyu bastıramadık: -Kutsal olan, korunarak mı yücelir, yoksa görünür kılınarak mı?Belki de bizi asıl huzursuz eden, metnin etrafında kurulan siyasi dildi.

Çünkü biz, kutsalı yüksek sesle savunmanın değil, ona yaklaşırken alçalmayı öğrenen kuşaktık...

Bu yüzden bugün yaşanan dönüşüme bakarken, yalnızca bir siyasi değişimi değil, aynı zamanda kendi içimizdeki inanç tasavvurunun dönüşümünün de sarsıntısını yaşıyoruz.

Gelelim sonuca:“GÖSTERİLMEYEN KUTSAL DEĞİL” Konuyu Milli Eğitim Bakanına getireceğim:Son yıllarda eğitim alanında dini hassasiyetlerin daha görünür hale getirildiğini görüyoruz.

Öğrencilerden iftar sofralarına dair fotoğraflar istenmesi, toplu cami ziyaretlerinin eğitim faaliyeti olarak sunulması, teneffüslerde “arabesk ilahi” çalınması gibi yaklaşımları sıklıkla görüyoruz!Burada dikkat çeken nokta, inancın daha çok “görünürlük” üzerinden teşvik edilmesi.Toplumun kültürel ve dini mirasının eğitim yoluyla aktarılması elbette doğal.

Ancak sosyal bilimlerde önemli ayrım vardır: İçselleştirme ile performans aynı şey değildir. -İçselleştirme, çocuğun inancı kendi vicdanında anlamlandırması... -Performans ise, inancın dışarıya gösterilmesi, sergilenmesi ve ölçülmesi… Eğitim politikalarının hangi tarafa ağırlık verdiği meselenin özünü oluşturur.Çocuğun ahlâki gelişimi pedagojik derinlik gerektirir.

Bu, değerlerin bilinçli biçimde benimsenmesi demektir.

Oysa dini pratiklerin belgelendirilmesi ya da etkinliklere dönüştürülmesi, inancı bir tür “kamusal gösteriye” dönüştürüyor.

Sosyolojide buna sembolik araçsallaştırma denir: -Bir değerin, kendi iç anlamı için değil, başka amaca hizmet etmesi için kullanılması...Din, toplumsal dayanışmayı güçlendiren ortak değer alanı mı, yoksa siyasi meşruiyet üretmenin aracı mı?Eğer din, kamusal alanda daha çok siyasi kimlik göstergesi olarak konumlandırılır ise, bu durum uzun vadede hem inancın derinliğini hem de eğitimin tarafsızlığını zedeler.Bizler, beyaz örtünün altında sessizce büyümüş kuşağız.Çocuklarımızın inancı gösteri vesilesi olarak değil, kalplerinde özgürce filizlenen değer olarak yaşamalarını istiyoruz.Kutsalı göstererek bağırarak değil, anlayarak içtenlikle tanısınlar…Soner YalçınOdatv.com

İlgili Sitenin Haberleri