Haber Detayı
Şu şaşırtıcı “demokratik” dünyamız!
Yeni Adalet Bakanı gelir gelmez, gerek mahkemelerde gerek yandaş basında CHP üzerine yeni senaryoların alevlendiğini belirtmiştim.
Yeni Adalet Bakanı gelir gelmez, gerek mahkemelerde gerek yandaş basında CHP üzerine yeni senaryoların alevlendiğini belirtmiştim.
Bu tabii ki bekleniyordu, çok şaşırmadık.
Neler duyuyoruz, neler!
Mesela, Kılıçdaroğlu’nun eski vekilleri, kimi parti meclis üyeleri ve partiden ihraç edilen bazı kişiler buluşup özel toplantılar yapıyorlarmış.
Kim bilir ne planlar ve alternatifler düşünüyorlar.
Büyük ihtimalle CHP “sözde” İl Başkanı Gürsel Tekin de bu buluşmaların bir yerlerine kolajlanıyordur.
Hiç kambersiz düğün olur mu?
Aklıma takılan başka bir konu daha var.
Geçen hafta ortasında Erdoğan verdiği uzun bir demeçte, çok ilginç şeyler ifade etti: “Eğer CHP’de siyaset yapan bir politikacıysanız, genel merkez yönetimini ve onları idare edenlerin en hafif şekilde bile eleştirdiğiniz anda küfür yemeye, linç ve hakaretle karşı karşıya kalmaya, tehdit edilmeye mahkûmsunuz.
Böyleyse olması gereken nedir?
Sen dik duracaksın.
Sabırlı olacaksın.
Vakti saati geldiğinde de gereğini yapacaksın.
Bizim yaptığımız bu.
Geri adım atmak yok.
Dik duracağız, dikleşmeyeceğiz.
Ama CHP’ye de meydanı bırakmayacağız.” Bakın, bu gerçekten takdire şayan bir bakış açısı.
Sayın Cumhurbaşkanı parti içi muhalefetlerin, partilerin iktidarını rahatça eleştirmesini ve hiçbir tepki ile karşılaşmamasını istiyor.
Demek ki, AKP içinde de muhalefet etmek isteyenler varsa, onlara da kimse negatif tepki vermemeli, tehdit, linç ve hakaretle karşı karşıya kalmamalı.
Fazla duyulmuyor ama şayet AKP içindeki gizli muhalefet odakları varsa, rahatlasınlar bunları okuyup.
Erdoğan böyle bir ortamda ne yapılması gerektiğini de net tavsiyelerle ortaya koyuyor: “Dik duracaksın.
Sabırlı olacaksın, vakti saati geldiğinde de gerekeni yapacaksın.” Sonuçta şaşırdım ama çok güzel buldum.
Cumhurbaşkanı demek, parti içi muhalefetlere büyük saygı duyuyor.
Daha sonra Sayın Erdoğan yine beni şaşırtan bir şekilde Kılıçdaroğlu döneminin bir güzellemesini yapıyor. “Bu dönemden çok daha farklı, o dönemde de CHP ile siyaset zemininde kıyasıya yarıştık, hamdolsun, biz bu yarışların hepsinde ipi göğüsledik, fakat şimdi CHP’nin içine düştüğü durum siyasetin dinamikleriyle açıklanamayacak kadar karmakarışık ayak oyunları, malum, hançerler, parti içi komplolar…” Gerçekten şaşırdım, o süreçte Kılıçdaroğlu’ndan en ağır lafları işitip kendisine de “Bay Kemal” diye sürekli müstehzi ağır hitabetlerle saldıran Sayın Erdoğan’ın, şimdi her ikisinin de o dönemi bu kadar güzel bir nostalji ile anması çok duygulandırıcı!
Zaten bunu hisseden yandaş basının da biliyorsunuz, Kılıçdaroğlu’na saygılı ve hayran tavrı durulmuyor!
Anladığım kadarıyla Kılıçdaroğlu CHP’sinin kendisine karşı yürüttüğü hafif muhalefet nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanı, o dönemi herhalde ciddi olarak özlemiş!
Özel’in özellikle son bir yılda yürüttüğü rekor sayıda mitin g, anlaşılan, gereksiz yere kendisini ve teşkilatlarını yormuş… CHP’deki destekli parti için muhaliflerin büyük umutlar besledikleri bitmez tükenmez “mutlak butlan” senaryolarından birinin geçen hafta yine davası vardı!
Dava önce onlar adına çok heyecan verici bir ön kararla günü kapadı: Ankara 26.
Asliye Ceza Mahkemesi, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin açılan ceza davasının üçüncü duruşmasında ara karar vermiş, davanın, fiili ve hukuki irtibat bulunduğu gerekçesiyle 9 Mart'ta görülecek İBB davası ile birleştirilmesini talep etmişti.
Bu taleple ilgili İstanbul 40.
Ağır Ceza Mahkemesi'nin muvafakat verip vermemesine göre, dosyanın İstanbul'a gönderileceği belirtilmişti.
O anda bu CHP’de “parti içi muhalif” ama genel politikada yandaş kadroların nasıl bir heyecan kasırgası yaşadıklarını düşünmek bile istemiyorum!
Eminim o kısa süreçte akıllarından dolu dizgin ne hızlı senaryolar geçmiştir!
Kısa süreç diyorum çünkü evvelsi gün maalesef “münasebetsiz” bir karara tanık olduk.
İstanbul 40.
Ağır Ceza Mahkemesi, gönderdiği yazıda, iddiaların aksine dosyalar arasında bağlantı bulunmadığını kaydetti ve birleştirme önerisine muvafakat verilmediğini bildirdi. “Bak şu kaçan balığa” dedim içimden!
Tam böyle bir asist gelmiş, insan bunu değerlendirip CHP’li muhaliflere ve AKP’li iktidara bayram yaptırtmaz mı!?
Maalesef arada böyle şaşırtıcı şanssızlıklar oluyor!
Bu hafta grup toplantısında yine keyifle Sayın Özgür Özel’i izledim ve hukukla ilgili çok ilginç şeyler öğrendim.
Özetle, Sayın Cumhurbaşkanı’na “diplomasız Erdoğan” demiş; Sayın Cumhurbaşkanı da dava açmış, “Diplomasız Erdoğan’ sözü bir iftiradır, bir hakarettir” diyerek… Özel de avukatına “Ne olur?” diye sorunca, “Vallahi bundan hakaret olmaz ama kanıt sunarlarsa bir ceza olabilir” yanıtı almış.
Dolayısıyla Özel’in avukatı mahkemede diplomanın sunulmasını istemiş.
Hâkim, karşı tarafa sorunca “Diplomamız vardır.
Çünkü Cumhurbaşkanı için diploma lazımdır” demişler.
Hâkim tam “Sayın Erdoğan’ın diplomasının dosyaya sunulmasına…” derken, yanıt gelmiş, “Hayır.
Sunmak zorunda değiliz.” Bu yanıta şaşıran hâkim de diplomanın dosyaya sunulmasında ısrarcı olmuş.
Derken, ne olmuş, biliyor musunuz? “Ankara 44.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu sayılı esas dosyasında davacı Recep Tayyip Erdoğan vekilinin reddi hâkim talebinde bulunmuştur.” Yani “Hâkimin konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakının olduğunu, dolayısıyla tarafsız olmadığını” belirterek hâkimin reddini istemişler. “Bizden diploma istiyorsa özel bir merakı vardır, tarafsız olamaz.
Bizden diplomayı talep etmeyecek bir hâkim gelsin” talebi iletilmiş.
Olacak şey mi bu?
Hem birine “diplomasız” diyerek hakarete yelteneceksiniz, hem de üstüne diplomasını göstermesini isteyeceksiniz!
Hele ki diploma işleri ülkenin gündeminde bu kadar majör bir yer işgal ederken?
Ülkede herhalde tek bir kişi “diplomasız”!
Yanına ikinci bir isim yazmak abesle iştigal olur! “Diplomasız” kelimesi yalnız İmamoğlu ile yan yana gelebilir!
Ne var ki, karar şöyle çıkıyor: “Davacı vekilinin reddi hâkim talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına, talebin mahiyeti gereği harç alınmasına gerek olmadığını, işbu kararın bir örneğinin eklenerek dava dosyasının mahkemesine iadesine.” CHP’nin sürekli olarak böyle mahkemelerde uğraşılan parti olmasında herhalde yapıcı emellerle önümüzde seçimlerde daha az gerilim olması isteniyor, dedim kendi kendime.
Çünkü yine etrafta dillendirilen yorumlarla CHP’nin belki uydurma sandığınız bu davalar “sayesinde veya yüzünden” ödeneklerinin kesileceği bile konuşuluyor!
Hedef böylece fazla gürültü çıkaran iki partinin değil, son kertede tek partinin finale kalması olabilir.
Böylece dediğim gibi herhalde daha sakin, daha stressiz, sonuçlara daha hızlı ulaşılan “güler yüzlü” bir seçim dönemi yaşanmasını hesaplıyorlar herhalde!
Orasını bilemem de, bu noktada aklıma 2003 yılında yaratılan bir ara seçimle Tayyip Erdoğan’ın milletvekilliğine gelebilmesi için CHP’nin yaptığı fedakârlıklar geliyor. “Pişmanlar mı?” diye sinsi sinsi gülenler oluyordur!
Boş yere ümitlenmesinler!
CHP bu Cumhuriyet’in kurucu birimidir.
Hiçbir zaman o umdukları “hukuk” senaryoları o şekilde gerçekleşemez!
Zoraki şekilde gerçekleştirilse de yine de hedefine ulaşamaz.
Demek ki “etme-bulma dünyası” dışında, bunun tersi de geçerliymiş!
Bazı borçlar, böyle de ödenebilirmiş…