Haber Detayı

Fotoğraf sanatçısı Ahmet Ertuğ’un 29 mimari eserin yer aldığı yeni sergisi açıldı: Ayasofya’dan, Venedik’e...
Kültür-sanat cumhuriyet.com.tr
28/02/2026 04:00 (1 saat önce)

Fotoğraf sanatçısı Ahmet Ertuğ’un 29 mimari eserin yer aldığı yeni sergisi açıldı: Ayasofya’dan, Venedik’e...

Venedik’te açılan “Beyond the Vanishing Point” sergisi, Ahmet Ertuğ’un erişimi kısıtlı veya gizli kalmış mimari yapılara odaklanan 29 fotoğrafından oluşuyor. Sergide, İstanbul’un simgelerinden Ayasofya’nın kubbesi de yer alıyor. Eserler, 6 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek.

Usta sanatçı Ahmet Ertuğ’un Venedik’te açılan fotoğraf sergisi “Beyond the Vanishing Point”, Le Stanze della Fotografia’da 6 Nisan’a kadar gezilebilecek.

Sergi, Ertuğ’un Ayasofya’dan Pantheon’a uzanan erişimi kısıtlı veya gizli kalmış 29 mimari eseri tüm görkemiyle gün yüzüne çıkaran fotoğraflarından oluşuyor.

Sergideki eserler arasında Ayasofya’nın anıtsal kubbesi de tüm görkemiyle ziyaretçilerle buluşuyor.

Ertuğ ile yeni sergisi üzerine konuştuk. - Mimarlık eğitimi aldınız, peki fotoğraf yolculuğunuz nasıl başladı?

Londra’da 1968-1974 yılları arasında mimarlık eğitimi alırken sık sık Venedik’e giderdim.

Mimarlık okuduğum Architectural Association School of Architecture’da bize anlatılan “insan için huzurlu kentler” modelinin karşılığını İtalya’da; özellikle Venedik, Bologna ve Floransa’da bulduğumu fark etmiştim.

Altı yıl süren eğitimimin ardından mimar olarak İran’da tarihi kentlerin koruma planları üzerinde çalıştım ve ülkenin olağanüstü mimarisini yakından tanıma fırsatı buldum.

Daha sonra Japon Vakfı’nın verdiği profesyonel fellowship bursunu kazanarak Japonya’da 12 ay boyunca tapınakları, bahçeleri ve geleneksel Japon evlerini fotoğrafladım. - Tüm bu süreçte sizi en çok etkileyen ve yolunuzu çizmenizi sağlayan ne oldu?

Japonya’da Yukio Futagawa gibi efsanevi fotoğrafçıların çalışmaları ve yayımladıkları kitaplar beni derinden etkiledi; onların izinden gitmeye karar verdim.

İran ve Japon estetiği ile mekân ölçüsüne dair bu deneyimler, fotoğraf sanatında bakış açımda kalıcı bir iz bıraktı.

ÖNEMLİ BİR DENEYİM - Peki Türkiye’ye gelince...

Türkiye’ye döndükten sonra efsanevi mimar Sedad Hakkı Eldem ile yakın bir dostluk kurduk.

Onun Japon mimarisine duyduğu ilgi, aramızda özel bir ortak zemin oluşturdu.

Sedad Bey’i yakından tanımak onunla projeler yapmak çok önemli bir deneyim oldu. 1980’li yıllarda yaklaşık on yıl boyunca Kültür ve Turizm Bakanlığı için İstanbul’un tarihi alanlarının koruma planlarının hazırlanmasını yönettim; bu süreç, kentin mimari mirasını derinlemesine tanımama olanak sağladı.

Bu alanda 30’dan fazla kitap yayımladım ve yayın dünyasında kendine özgü bir üslup geliştirdim. - Hangi ülkelerde sergiler açtınız?

New York ve özellikle Paris’te önemli sergiler açtım; 2024 yılının başında Fransa Kültür Bakanlığı himayesinde Paris’te gerçekleştirdiğim İtalyan ve Fransız Rönesans mimarisi sergisi, Venedik’teki bu sergimin de temelini oluşturdu.

Bu sergi projesi, Avrupa’nın ve dünyanın mimari ile kültürel mirasına adanmış yarım asrı aşkın araştırmaları kutlamaktadır.

Mimarlık eğitimiyle birleşen bu yaklaşım, fotoğrafı yalnızca bir belgeleme aracı olarak değil; aynı zamanda bir yorumlama yöntemi, mimariyi onu tasarlayanların gözünden deneyimleme ve görünür kılma yolu olarak ele almasını sağlar.

MİRASIMIZ... - Yeni serginizde yer alan seçkinizden bahseder misiniz?

Venedik’te açılan “Beyond the Vanishing Point” adlı sergim, İtalya’nın mimari mirasına ve onun daha geniş Akdeniz dünyasıyla kurduğu derin diyaloğa odaklanan 29 büyük boy fotoğraftan oluşan bir seçkiyi bir araya getiriyor.

Son 15 yılda İtalya’da çektiğim fotoğrafların yer aldığı sergideki eserlerin 28’i, İtalya’daki katedralleri, sarayları, tiyatroları, kütüphaneleri ve müzeleri betimler; Roma’daki Pantheon ve Aziz Petrus Bazilikası ile Venedik’teki Teatro La Fenice gibi başyapıtları içerir.

Yaşadığım şehir İstanbul’u ve mimari mirasımızı temsil eden bir Ayasofya kubbe fotoğrafını da, serginin başköşesine yerleştirdim.

DERİN TARİH - Neden Ayasofya?

Ayasofya’nın anıtsal ve etkileyici kubbesi, Venedik ile İstanbul arasındaki tarihsel mimari bağları vurgulamak için seçildi.

Venedik ile İstanbul tarih boyunca kurulmuş çok özel bir ilişkiye sahip.

İpek Yolu, bu iki kent arasındaki ticari ve kültürel etkileşimin gelişmesinde belirleyici bir rol oynamıştır.

Doğu ile Batı arasındaki bu karşılaşma, mimariden sanata uzanan derin bir ortak hafıza yaratmıştır.

Sergide, Pantheon’un kubbesi ile Ayasofya’nın kubbesi karşılıklı bir diyalog içindedir.

Bu iki yapı, dünya mimarlık tarihinin günümüze ulaşmış en görkemli ve en etkileyici anıtları arasında yer alır.

Farklı coğrafyalarda yükselmiş olsalar da aynı mimari sezgi ve evrensel arayışın izlerini taşırlar.

Bu diyalog, benim bir Türk sanatçısı olarak geldiğim noktayı ve baktığım yönü de açıkça ifade eder.

Sonuç olarak Ayasofya, İstanbul ve Venedik arasındaki derin tarihsel ilişkiyi mühürleyen bir eser olarak sergide yer alıyor.

İlgili Sitenin Haberleri