Haber Detayı

Bir hikâye anlatıcısı olarak kukla
Cumhuriyet pazar cumhuriyet.com.tr
01/03/2026 11:16 (3 saat önce)

Bir hikâye anlatıcısı olarak kukla

Sahnedeki hikâye anlatıcılarının peşinde İstanbul’dan Prag’a, Varşova’dan Çin’e uzanan bir yolculuk... Kukla sadece bir oyun aracı değil, kelimelerin bittiği yerde eylemi başlatan güçlü bir anlatım dili.

Burcu Görek brcgrk@gmail.com Türkiye, Çekya ve Çin’de geçen aylarda düzenlenen bir dizi esin verici kukla festivali ve atölyesine katıldım.

Teoriden pratiğe, çocuk kukla tiyatrosundan yetişkinlere yönelik çalışmalara uzanan geniş bir yelpazede, dünyanın dört bir yanından sanatçıların kukla ve obje tiyatrosuna yaklaşımlarını yakından gözlemleme şansı buldum.

Milena Milanova’nın yürütücülüğünde, Teatroskop ve Institute Français desteği ile İstanbul’da düzenlediğimiz Kukla Dramaturjisi Atölyesi’nde de sahnede kukla/objeyi neden ve nasıl kullandığımızı ve onların bize sunduğu olanakları deneyimleme fırsatımız oldu.

Philippe Genty, Neville Tranter ve Eloi Recoing gibi kuramcı ve sanatçıya göre kukla; soyut düşüncelerin ve insana ilişkin hakikatlerin ifadesine olanak sunan araçlardır.

Kukla ve objelerin dramatik bir düzlemde harekete geçirilerek kuklacının elinde can bulması bir sihir gibi sahneden seyirciye yayılıyor ve insan imgeleminin bize her şeyin bir olduğunu tasavvur ettiği o kadim öğretiyi, animizmi hatırlatıyor.

Bu tiyatro, kukla veya obje dolayımı ile çoğu kez sahnede sert gerçekleri bile seyircinin imgeleminde daha özümsenebilir kılıyor.

Bu bağlamda, kukla veya obje kullanılarak kurulan anlatımlar örtbas edilen, konuşmaktan kaçındığımız pek çok gerçeği kendi komedi veya dramatik unsurlarıyla harmanlayarak sahneye taşıyor.

UZAKDOĞU’DA KUKLANIN ROLÜ Çin’in Quanzhou kentinde sekizinci kez yapılan Uluslararası Kukla Festivali’nde de benzer gözlemler geçerliydi.

Uzakdoğu’da insani duyguların açıkça gösterilmesi kültürel bir kod olmadığından kukla ve obje güçlü bir ifade aracına dönüşüyor.

Geleneksel Çin yaratılış mitlerinden güncel anlatılara uzanan bir kapsamda marionette, el kuklası, gölge tiyatrosu ve devasa kuklalar her biri kendi başına bir anlatım aracı olarak sahneye taşınıyor.

Prag’da 1991’den bu yana düzenlenen “One Flew Over the Puppeteer’s Nest” festivalinde izlediğim işler, kukla dramaturjisine ilişkin temel metinlerde de vurgulanan bir fikri somutlaştırıyordu: Kukla tiyatrosu düşünceyi açıklamaz, eylemle gösterir.

Sahnedeki anlatı, dil dolayımına başvurmaksızın olan şey üzerinden kurulur.

Anlam metinde değil, eylemde belirir.

Bu gösterilerde en dikkat çekici şeylerden birisi çocuk seyircilerin pür dikkat kesilmeleriydi.

Belli ki bu dil onlara hitap ediyordu.

Bir figürün usulca küçülmesi, bir objenin titremesi veya sahnedeki boşluğun giderek artması onlar için dramatik bir olguydu.

Çünkü çocuk, hikâyeyi kelimelerle değil, ritim ve hareketle takip eder.

Varşova’daki Baj Bebek Tiyatrosu Festivali konferansında da gündemde, “Henüz konuşamayan bir seyirci için tiyatro nasıl kurulur” sorusu vardı.

Avrupa’da gelişen “erken yaş tiyatrosu” sahneyi adeta duyusal bir keşif alanına dönüştürüyor.

Işık yumuşak, ses kontrollü, hareketler yalın ve net.

Amaç çocuğa güvenli bir deneyim alanı açmak.

ÇOCUKLARA YÖNELİK SAHNE Bu, özellikle altı ay ile üç yaş arası seyirciyi kapsayan tiyatronun en hassas alanlarından biri.

Gösteriler müzik, dokunuş, ses, renk ve çeşitli yüzeyler aracılığıyla bebekler, onların ebeveynleri ve performansçılar arasında gelişir.

Her bebeğin tepkisi kendine özgü olduğu için her temsil de bambaşka bir deneyime dönüşür.

Sahne ile seyir alanı arasındaki sınırlar yumuşar ve geçişkenleşir.

Tiyatroya yönelik bu yaklaşım, Türkiye’de de karşılık buluyor.

Atta Festivali gibi oluşumlar ve çeşitli çocuk tiyatrosu festivalleri, kukla ve objeye dayalı hikâye anlatımının çocuklarla kurduğu bu özel ilişkiyi merkezine alan işlere yer veriyor.

Bu tür platformlar, çocuk seyirciyi kendine özgü beğenisi ve estetik algısı olan bir izleyici kitlesi olarak kabul eden bir anlayışın gelişmesine katkıda bulunuyor.

Buradaki asıl konu, sorumluluk.

Yetişkin bir seyirci bir oyunu beğenmezse başka bir oyuna gider, tür değiştirir veya bir süre ara verip geri dönebilir.

Ancak bir çocuk için ilk tiyatro deneyimi belirleyicidir.

O ilk karşılaşma özensizse, tiyatro zihninde olumlu bir yer edinemez.

Bu yüzden çocuk oyunları, “küçük işler” değil, tiyatronun geleceğini belirleyen en önemli bileşenlerden.

Küçük yaşta sahnede bir şeyler izlemek, çocuğu yalnızca bir hikâyeyle değil, tiyatronun kendisiyle de tanıştırır.

Nereye bakacağını, sessizliği nasıl duyacağını fark eder.

Kukla ve obje tiyatrosu bu ilk karşılaşma için içinde yaratıcı olanaklar barındırır.

Çünkü gerçek ile düş arasında yumuşak bir zemin döşer.

Çocuk sahnedeki temsille çekinmeden ilişki kurabilir.

Bir kuklanın hüznü tehditkar değildir aksine empati kurulabilir bir duygudur.

Bu güvenli mesafeden, çocuk kendi iç dünyasına süzülür.

Belki de bu yüzden kukla tiyatrosu didaktik olduğunda zayıflar ama çocuklarla birlikte bir merak, bir duygu veya bir keşfe zemin oluşturduğunda güçlenir.

Sahnede minik bir figür, çocuğun hafızasında büyük bir yer kaplayabilir.

Ve o yer dolduğunda tiyatro artık yaşam boyu sürecek bir etkileşime dönüşür.

İlgili Sitenin Haberleri