Haber Detayı

Türk siyasetinde ABD merkezli dizayn... CHP'nin stratejisinde Abdullah Gül detayı
Kayahan uygur odatv.com
01/03/2026 08:48 (9 saat önce)

Türk siyasetinde ABD merkezli dizayn... CHP'nin stratejisinde Abdullah Gül detayı

Kayahan Uygur yazdı...

Özgür Özel’in başucu kitabının “Cereyanlar” olması ve bunun ustaca duyurulması bir rastlantı değil.

CHP’nin “liberalleştirilmesi” olarak adlandırılabilecek bir süreci bu yazımda özellikle dış politika açısından ele alacağım.

ABD’nin İran’a müdahale ettiği şu günlerde Türkiye’de muhalefet bu alanda sağlam ve güvenilir bir politik alternatif geliştirmeli.CHP Genel Başkanı hayranlık uyandıran bir enerjiyle yoğun bir demokrasi mücadelesi verdiğinden sosyal demokrasiye sızan bazı liberal ve cumhuriyet karşı kliklerin ayrımında olmayabilir.

Bu çerçevede, Soner Yalçın’ın Tanıl Bora’nın kitabı üzerinden yaptığı CHP’nin liberal görünme kaygısı hakkındaki saptaması gerçekten doğru ve önemli bir uyarıdır.

Odatv’de okuduğumuz bu yöndeki yorumlar da haklıdır.ASLI VARKEN BENZERİ OLMAK103 yıllık partinin kendisini giderek AKP’nin 2002-2014 dönemindeki politikalarında somutlaşan bir imaja büründürme çabası uzun zamandır görülen bir eğilimdir. “CHP kimliği ne olmalı?” tartışmasına girecek değilim.

Elbette, önceki Kılıçdaroğlu yönetiminde başlayıp, İmamoğlu ve Özel ile devam eden son 16 yıllık dönemde neoliberalizme açık bir öykünme parti kadrolarının tercihi olabilir.

Ama tabanın da bundan hoşlanmadığı biliniyor.

Aslında Baykal’la başladığı bile söylenebilecek olan AKP’yi en azından bazı noktalarda geriden gelerek takip etme eğilimi oldukça dikkat çekicidir.

Bir anlamda siyaseti “aslı ve benzeri” şeklinde tek sesli olarak düzenleme mühendisliği de denilebilir buna.(Kaddafi suikastı)Elbette, CHP’nin siyasette iyice profesyonelleşmiş bazı kadrolarının bu “taktiği” seçim kazanmanın sihirli formülü olarak görmelerinde bazı mantıklı yönler de yok değil.

Bu uzmanlar “aslı varken benzerine insanlar neden oy versin?” sorusuna “çünkü AKP son dönemlerde bunları terk etti” cevabını veriyorlar ki bu da doğrudur.

Ancak AKP’de değişen neoliberal ekonomik politikalar değil demokratik değerlerden ve hukuk devleti ilkelerinden uzaklaşmadır.

İktidar ekonomide bir ara “Ortodoks olmayan” denilen ama doğrusu hiçbir mantığı bulunmayan bazı çocukça denemelere girişmişse de hemen sonra “rasyonaliteye dönüş” adı altında bunlardan vazgeçilmiştir.(Bin Laden’in öldürülüşü)CHP’nin son dönem politikası ise AKP’nin eskiden daha hassas olduğu demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini piyasacılık, yatırımcı güveni gibi ilkeler üzerinden savunmaktır.

Liberalizmden ancak ve en fazlası Doran Acemoğlu kadar uzaklaşabilen son derece “sade suya tirit” bir fark ortaya koyabilmektedir.TÜRK SİYASETİNİ ABD’YE GÖRE DİZAYNAcemoğlu demişken Cumhuriyetin kurucu partisinin giderek ve daha fazla ABD’deki Demokrat Parti’ye benzediğini anımsatayım.

Bir anlamda ülke politikası Cumhur ittifakı ve CHP ekseninde şekillenirken bu partilerin imajları adeta ABD’nin Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerine benzemektedir.

CHP’nin ekonomik programı da ABD Demokrat Partisinin Bernie Sanders ve arkadaşlarının “Demokratik Sosyalist” kanadına değil de baskın merkezcilerininkine benziyor.CHP’nin ısrarla Türkiye’de AKP’nin 2002-2014 dönemini ve ABD’nin Obama-Biden çizgisini benimsemesinin nedeni dünyadaki gelişmeleri anlayamaması, doğru okuyamamasıdır.

Dünyada küreselci neoliberalizm dönemi kapanmıştır.

Bunu sadece Trump’ın çılgınlığı olarak görmek vahim bir hatadır.

ABD’deki Demokrat Parti’nin açıkladığı son politikalarda da ekonomi, göç, uyuşturucu ve mafyayla mücadele, devletçilik, ulusal çıkarlarda titizlik gibi konularda neoliberalizmden kopma net olarak görülüyor.

Aynı eğilim dünyanın her yerinde, Avrupa’nın sosyal demokrat yönetimlerinde bile net olarak saptanabilir.

Ama, CHP yönetiminin dünyadaki değişimin farkında olmayıp hâlâ 21’inci yüzyılın ilk yıllarında yaşadığımızı sanması ilginçtir.

Modası geçmiş, miadını doldurmuş neoliberal bakışta ve politikalarda bir sır olduğunu zannetmesi buradan geliyor.CHP VE AKP’NİN ESKİ DIŞ POLİTİKASICHP’nin AKP’yi örnek alması yanlış, ama onu geriden giderek örnek alması çok daha vahim.

Bu durum dış politikada daha net olarak ortaya çıkıyor.

Bir kere açık, kesin, net bir tavır takınmak, çizgi belirlemek yerine dış dünyaya karşı Türkiye’deki demokrasi sorununu vurgulamakla yetiniyor.

Oysa Türkiye’de son 2 yılda görüldüğü gibi güçler ayrılığı büyük yara almış ve neredeyse seçimsiz bir demokrasiye geçiş bile söz konusu iken Batılıların bununla pek ilgilenmedikleri açıkça ortada.

CHP, o kadar uğraşıp Avrupa’dan politikacıları getiriyor, ama onları Silivri’deki Ekrem İmamoğlu ile görüştüremiyor?

Neden?

Çünkü onların elçiliklerinde daha doğrusu devletlerinde eskiden olduğu gibi Türkiye’yi demokrasi içinde tutmak yönünde güçlü bir irade bulunmuyor.

Evet, eskiden böyle değildi, ama şimdi durum değişti ve CHP bunun farkında değil.

Hâlâ eski liberal dönemlerdeyiz, Batı ile demokrasinin, piyasa ile hukuk devletinin eşit olduğu formüller devrindeyiz sanıyor.

Ve duvara çarpıyor.CHP, aksini iddia etse de günümüz dünyasında iktidara gelebilmek için başka devletlerin, özellikle ülkemizin uzun süredir müttefiki olanların aşırı tepkilerine neden olacak politikalar izlememek gerektiğini iyi biliyor.

Bu konuda AKP deneyinden dersler de çıkardığı anlaşılıyor.

Ancak, bu deneyden de çok iyi bilmesi gerekiyor ki retorik ile gerçek politika farklıdır.

Seçmenler bunu anlar ve iktidar pratikte tam tersini uygulasa da retorikte halkın hoşuna gittiği varsayılan sözde meydan okumaları tekrarlar.

Bundan oy da kazanır.

Yıllardır böyle oluyor.Halk, retoriğin sarhoşluğuna kapılırken uluslararası toplum hükümetlerin uygulamalarına bakar.

Peki, ya muhalefetlerin?

Muhalefet partilerinin gerçekte ne yapmak istedikleri uygulamada görülemediğinden onlara sağlam, ayrıntılı programlar gerekir.

Bu programlar güncel olmalıdır. 15 yıl öncesinin değil günün gerçeklerini yansıtmalıdır.

Ve muhalefet, retoriğinde daha dikkatli olmalı, gerekirse bir gölge kabine kurarak gündemdeki konulardaki tavırlarını oradaki gölge bakanlar aracılığıyla dünyaya duyurmalıdır.CHP’nin son çeyrek asırlık muhalefet dönemlerinde hep aynı hataya düştüğü görülüyor.

İktidarın dış politikada retoriği ile pratiği arasındaki çelişkileri sert bir dille gündeme getirerek oy toplamak isterken iki yönlü bir kayıp yaşıyor.

Birincisi, seçmen o çelişkileri zaten iyi bildiğinden ve takiyyede bir beis görmediğinden hiç etkilenmiyor hatta iktidarın pragmatizmini alkışlıyor.

Dış dünya ise ilerdeki pratiği hakkında kuşkuları arttığı için muhalefete engeller çıkarmaya devam ediyor.

Hele muhalefet partisi AKP’nin “Gül dönemi” dış politikasını kendisine örnek olarak seçmişse , kimseye güven veremez.SOMUT ÖRNEKLERBuna örnek olarak CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Barış Kurulu’na katılmasına yönelttiği sert eleştiriyi verebiliriz.

Özel “Eli kanlı Netanyahu, Trump'a göre bir savaş kahramanı.

Trump onun o kanlı ellerinden tuttu Gazze Barış Kurulu'na oturttu.

Bakın aile fotoğrafı çektirmişler.

Hakan Fidan Erdoğan adına katıldı.

Aile fotoğrafında birlikteler” diyor.Bunun CHP’ye ne faydası olur, nereden oy toplayacağını düşünür bilinmez ama iktidarın “Türkiye her ortamda bulunarak Gazze halkını savunmak gerekir” diyerek bu eleştirileri savuşturduğu gibi bu tür şiddetli açıklamaları tüm dünyaya duyurmak için elinden geleni yapacağı açıktır.Başka bir güncel olayda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in İran'da 32 bin protestocunun öldürüldüğü söylenen protestolar (kimileri 7 bin deseler de sonuçta binlerce) hakkında bir çift lafı yokken dünyanın Ekrem İmamoğlu’yla ilgilenmesini nasıl bekleyebiliyor?1990’larda başta Uğur Mumcu olmak üzere öldürülen tüm solcu aydınların cenazelerinde atılan slogan “Mollalar İran’a” idi.

Nereden nereye.

Anlaşılan CHP’nin tarlasını iyi sürmüşler!Özgür Özel, İran’la ilgili olaylara jeopolitik bakıyor.

Söyledikleri ABD-İran gerilimi, olası savaş/askeri müdahale riski, Türkiye'nin buna olası katılımı ve İran'daki iç karışıklıkların Türkiye'ye yansıması gibi sorunlar.

Eh, kendisi İran’a jeopolitik bakarsa, başka ülkeler de haliyle Türkiye’ye jeopolitik bakacak ve CHP’nin başına gelenler umurlarında olmayacaktır.

Bunun sonucu açıkçası daha 10 yıllarca sürecek olan muhalefet değilse tamamen yok olmaktır.CHP, sadece demokrasi söylemiyle dış desteğin yönünü değiştiremez, kendisi çağdaş, istikrarlı ve güven verici bir dış politika izleyeceği konusunda güven vermeli.

Bu da İran konusunda susarak olmaz.

Sağlam ve tutarlı olmalı, dış politika iç politikadan tamamen kopuk olamaz.

Laikliği savunan bir parti dincilere asla destek olmamalı.

O zaman içerde laikliğin tehlikede olduğu söylemi bir demagoji olarak yorumlanır.

Kaldı ki, ABD İran’a müdahale ettikten sonra yeni bir durum, bir oldu bitti doğmuştur, bu nedenle eski çekincelerin de gözden geçirilmesi gerekir.HATALARIN NEDENİ GÜL DÖNEMİ ETKİSİPeki, CHP özellikle dış politikada bu hataları neden yapıyor?

Çünkü Özgür Özel’i yönlendirenler dünyaya bakışları ve saha bilgileri en az 15 yıl geride kalmış AKP dönemi emeklileri.

Hâlâ Obama’yı iktidarda ve kendilerini eski AKP’nin yani Abdullah Gül’ün görevlisi sanmaktalar.

Dünyanın bugünkü hâlini anlayamıyorlar.

Ulus devletlerin yeniden ön plana çıktığını görmüyorlar.

Küresel kuralların ulusal çıkarları aşamayacağını düşünmüyorlar bile.

ABD Dışişleri Bakanı Rubio’yu “beyaz üstünlükçü” yaftasıyla eleştirerek bir yerlere varacaklarını sanıyorlar.

Evet, “beyaz üstünlükçü” ve Hıristiyan Batı’nın değerlerini Arap kültürü değerlerine karşı savunuyor, siz ne yapacaksınız onu söyleyin.

Obama tarzı siyasal İslamcılığa yaslanan, Ortadoğu’yu Muslim Brotherhood örgütüne emanet eden politikalar Atatürk’ün partisine uymaz.ABD’de o eski Demokratların şimdi esamesi okunmuyorsa Gül çizgisindekilerin buldukları çözüm onların yerine Avrupalıları ikame etmek.

CHP danışmanları onların da her birinden ayrı ses çıktığını düşünmüyorlar ya da pek bilmiyorlar.

Üstelik madem CHP Avrupalı bir parti neden İran İslam Cumhuriyeti’ndeki Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak ilan eden başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere çağdaş ve demokrat kurumların yanında yer almıyorlar?Almazlar, çünkü ABD’de seçim olunca durum değişecek ve ilişkili oldukları Demokratlar ve onların bürokratları geri gelecek sanıyorlar.

Yeniden küreselci neoliberal dönemler yaşanabilir diye düşünüyorlar.

Filistin’de iki devletli çözüm sağlanır, belki de tüm antisemitlerin hayali gerçekleşip İsrail yok olur hayalleri var.

Oysa bunlar tam anlamıyla olmayacak duaya Âmin demek.

Tıpkı Abdullah Gül’ün CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak seçimi kazanması ve eskilerden birinin Dışişleri Bakanı olması gibi.Yeni bir Ortadoğu doğuyor.

Buna karşı ya da taraftar olmamız gerçeği görmemize engel teşkil etmemeli.

Ülkemiz yeni durumdan en iyi şekilde nasıl yararlanabilir, mesele budur.CHP ekonomi politikalarını eski sağcı akademisyenlerden, dış politikayı da emekli "Gül dönemi" büyükelçilerinden kurtarmalı.

Bu kişisel bir sorun değil.

Dünya hızla değişiyor, büyük bir altüst içindeyiz, olayları günü gününe izleyecek bir gölge kabine gerek. “Cereyanlar” gibi modası ve yaklaşımı geçmişte kalmış liberal yol göstericilere de ihtiyaç yok.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri