Haber Detayı

‘Oyunculuğa olan tutkum kor gibi yanıyor’
Kelebek hurriyet.com.tr
08/03/2026 07:00 (5 saat önce)

‘Oyunculuğa olan tutkum kor gibi yanıyor’

Çok üretken. Sinema, televizyon, tiyatro... Oyunculuğun her alanında başarılı. Bu hafta başrolünde olduğu, 76. Berlin Film Festivali’nde (Berlinale) Büyük Jüri Gümüş Ayı ödülüne layık görülen ‘Kurtuluş’ vizyonda. ‘Othello’ oyunu da tam gaz devam ediyor. Caner Cindoruk’la buluşuyoruz; hayata bakışını, geçmişini, bugününü, Berlin’de yaşadıklarını ve filmini konuşuyoruz: “Kötülük kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutmakla ilgili bir şey.”

Caner Cindoruk’la ‘Kurtuluş’un Berlin’de aldığı ödülden kısa bir süre sonra bir araya geliyoruz.

Hep çok beyefendi ve kibar.

Oyunculuk aşkıyla yanıp tutuşan, kafa yoranlardan...

Fiziksel olarak yıllar geçtikçe onu aktör George Clooney’ye daha çok benzetiyorum.

Bu arada hakkında çıkan estetik olduğu iddialarını da konuşuyoruz; “Aslı astarı yok” diyor, bence de doğru söylüyor, Caner aynı Caner...

Başlıyoruz muhabbete. ◊ Emin Alper’in yönettiği, senin de başrolünde olduğun ‘Kurtuluş’ Berlin Film Festivali’nde Büyük Jüri Gümüş Ayı ödülünü aldı, tebrikler...

Çok teşekkürler.◊ Nasıldı festival süreci?Orada dört gün geçirdim. 7-8 sinema dergisinde hem filmle hem benimle ilgili çok güzel yazılar çıktı, performansıma dair övgüler aldım.

En İyi Erkek Oyuncu dalında da yarışıyordum, yurtdışında ilk defa bu kadar ödüle yaklaştım.

Film en önemli ödüllerden birini aldı, ben de bu filmde olduğum için çok gururluyum.

Çünkü bu ülkemiz adına da çok güzel bir başarı.

Ödüller açıklandığından beri dünyada Türk sineması konuşuluyor.◊ “Dergiler performansımdan bahsetti” dedin.

Yabancı medyada bir süredir senin George Clooney’ye benzerliğinin konuşulduğuna dair haberler çıktı.

Doğru mu?

O aslında önceden de konuşulan bir şeydi.◊ Bu nasıl hissettiriyor?

Tanınmaya başladığım dönem, ‘Hanımın Çiftliği’ zamanları Kadir İnanır’a benzetilirdim.

Bir dönem Fikret Hakan’a, bir dönem Yılmaz Güney’e benzetildim.

George Clooney de ‘Kadın’ dizisi zamanı aslında İspanya’da atılan bir manşetti.

Ben de o dönem kendimi benzetiyordum, hâlâ Latin ülkelerinde bu algı çok ve beni hiç rahatsız etmiyor.

Çünkü roller için dönüşmeyi, değişmeyi çok seviyorum.

Hatta bir casting (oyuncu seçimi) direktörü “Bukalemun gibisin.

Her gördüğümde başkasın, seni tanıyamıyorum” demişti.◊ “Dönüşmeyi seviyorum” dedin, ‘Kurtuluş’ta da canlandırdığın Mesut karakterinin uzun sakalları var.

Plastik makyaj mı kendi sakalların mı?

Yaklaşık iki ay hiç sakallarımı kesmedim ve doğal haliyle kullanmak istedik.

Uzun sakal zordu ama karaktere çok yakıştı.

O içindeki hastalıklı ruh halini yansıttı. ‘Yeni bir sistem şart’◊ Mesut’u ve hikâyeyi nasıl anlatırsın?

İki korucu köyün toprak mücadelesi.

Tam da günümüzün en büyük problemi; toprak çatışması.

Topraklarını geri almaya gelen köylüleri nasıl başımızdan savarız?

Topraklarımızı onlara nasıl vermeyiz?

Mesut karakterinin kardeşi iyi bir din adamı.

Köyde insanlara dokunmaya, onlara yardımcı olmaya çalışan biri.

Tam da burada Habil-Kabil hikâyemiz başlıyor.

İlk insandan beri süregelen, iki kardeşin nasıl birbirine düşman olacakları ya da kötücül kardeşe güç geçtiğinde o gücü nasıl yıkıma götüreceği...

Bir insanın ve bir köyün içindeki korku nasıl büyür?

Nasıl aynı anda şekillenir?

Nasıl bütün köylüler aynı rüyayı görmeye başlar?

Bir yerin kurtuluşu diğer yerin yıkımıyla mümkün olabilir ve bu da dünyanın en büyük problemlerinden biri.

Çok evrensel ve aslında insanların bilinçaltlarının nasıl birbirini etkilediğine dair çarpıcı bir hikâye.◊ İnsanlar kötülük noktasına nasıl ve neden geliyor?

Kardeşin kardeşi kıskanması ya da gücün yanlış ellere teslim edilmesi...

İşte Hitler’e güç teslim edildiğinde bir toplumu, toplumları nasıl yıkıma götürdüğünü gördük.

Bizim hikâyemiz de gerçek bir hikâyeden esinlenmiş.◊ Kötülük sana ne ifade ediyor?

Kötülük kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutmakla ilgili bir şey.◊ İçinde kötü taraf var mı?

Ve o tarafınla yüzleştin mi?Bence her insanın içinde kötü taraf var.

Her zaman yüzleşirim.

Çünkü kötü insan “Ben kötüyüm” demez, iyi insan olma kıvılcımı kendi zaaflarını fark ettiğinde oluşur ve o yolda ilerleyebilirsin.◊ Günümüzde neden iyi insan olmak zorlaştı?Dünyada sistem çöküyor.

İnsanlık yeni bir sistem arayışı içinde.

Dünyayı kirlettiğimiz, dünyayı yok ettiğimiz çok ayyuka çıktı, bütün devletler, bütün milletler bunun farkında.

Sadece bu kapital sistemin yerine getirilebilecek yeni bir sistem aranıyor.

Nasıl olur bilmiyorum ama dünya kirlenmiş bir durumda.

Bu 100 yıldır yavaş yavaş olan bir şey.

Kendi nazarımca dünyaya yeni bir sistem şart.◊ Sence iyi biri olmayı becerebiliyor musun?Çok çabalıyorum.

Dünya bence çok ümitsiz bir yere dönüştü.

Şu an beslendiğim ve beni ayakta tutan tek şey iyi bir insan olabilmek, işimi en iyi şekilde yapabilmek.◊ Mesut karakterine nasıl hazırlandın?Emin Alper çok güzel bir prova sürecine aldı bizi.

Bir ay adeta tiyatroya hazırlanır gibi her gün yaklaşık 6-8 saat, çok sıkı, bütün cümlelere çalıştık.

Mardin ağzını, şivesini baz aldık, bazı yerlerde Kürtçe konuşmalar vardı.

En çok zorlandığım kısımlar bunlar oldu.

Ama çekime çıktığımızda her şeyi garanti altına almıştık, orada alternatifler denedik.◊ Ödül töreni sırasında rol arkadaşlarınla aranda iyi bir etkileşim vardı, onlarla ve Emin Alper’le çalışmak nasıldı?

Emin Alper’le provalar yapmamız zaten çok faydalıydı.

Özellikle oyuncular arasında en avantajlı bendim.

Çünkü Berkay’la (Ateş) ve Feyyaz’la (Duman) daha önce üç kere çalıştım.

Ana kadroyu tanıyor olmamın avantajı oldu.

Performans üstüne kurulu bir film, bunlar seyirciye Berlin’de çok yansıdı.

Sinema yazarımız Uğur Vardan, Caner Cindoruk’un ‘Kurtuluş’ filmindeki performansı için “Karakterinin kötücüllüğünü, ihtiraslarını, paranoyak hallerini, erkeklik değerleriyle örtbas etmeye çalıştığı zayıflığını mükemmel bir şekilde yansıtmış” diyor.‘Hayatımı huzurlu olma üzerine kurdum’◊ 45 yaşındasın.

Hayatının nasıl bir dönemi?Çok olgun bir dönemimde hissediyorum. 40’larda hayata onunla kavga etmeden, daha anlar bir yerden yaklaşmaya başlıyorsun.◊ Şu anki Caner’den mutlu musun?Çok anlatmak istediğim hikâye, oynamak istediğim rol var, bu hayallerim beni yaşama bağlıyor.

Oyunculuğa olan tutkum hiç azalmadı, hâlâ kor gibi yanıyor.

Ama mutluluk...

Bu göreceli bir şey.

Ben hayatımı mutlu olmak üzerine kurmuş biri değilim.◊ Ne üzerine kurdun?Hayatımı huzurlu olma üzerine kurdum.

Huzurlu olmak benim için mutlu olmaktan daha önemli.

Çünkü mutluluk bazen yanıltıcı bir şey.

Mutsuzluk sanatçıyı tetikleyen de bir şey olabiliyor. ◊ Peki, bu huzurun içinde aşk nerede?Aşk büyülü bir kavram.

Bazen âşık olma fikri bile insanı mutlu eden, insanı besleyen bir durum.◊ Şimdilerde âşık mısın?Güzel bir birlikteliğim var.◊ Oyuncu mu?

Yok, değil.◊ Aşkı nasıl anlatırsın?

Aşk aynı zamanda hastalıklı da bir kavram.

O yüzden net bir tanımı yok, senin için başka, benim için başkadır.‘O işporta tezgâhında o kadar çok hikâye biriktirdik ki...’◊ Sansasyonun, skandalın yok...

Göründüğün kadar beyefendi misin?Yani öyle görünüyorsam ne mutlu.

Ben kaygı bozukluğu yaşayan biriyim.

İşimi yapayım, işim olmadığında da evimde olayım.

Hayat benim için bu kadar basit.◊ Hiç sinirlenmez misin?İşini sevmeyen, doğru yapmayan insanlarla ilgili derdim var.

O kadar da nahif değilim. ◊ Adanalısın.

Maddi durumu yeterli olmayan bir ailede zorluklarla büyüyorsun.

Sana hiçbir şey gümüş tepside sunulmamış...

Hayatta insanı en çok motive eden yaşadığı zorluklar.

Dönüp baktığımda iyi ki babam (Zafer Doruk) işportacılık yapmış.

Tabii biz yıllarca niye hayat böyle dedik.

Ama o işporta tezgâhında o kadar çok hikâye biriktirdik ki.

Babam aslında öykü yazarıydı.

Geçen sene Fakir Baykurt Öykü Ödülü’nü kazandı.◊ Baban hikâye yazmak için kendini odaya kapatırmış ve siz kızarmışsınız...

Evet, kitabı çıkacağı aşamada, yaklaşık altı ay işportaya ben gittim.

Ne yaptığını da o yaşlarda anlamıyordum.

Şimdi anlıyorum, büyük bir mücadele.

Bunları da kötü ve olumsuz bir yerden anlatmıyorum.

Zaten hiçbir sorun, problem yaşamayan insan, hayatın içindeki bir problemi de okuyamaz.◊ Adana Çukurova Üniversitesi İşletme mezunusun...Evet, tiyatro kolunda kulüp başkanıydım.

Yedi oyun yönettim, yaklaşık 20 oyunda oynadım. 9’uncu yılımda mezun oldum.

Yaşadıklarım hayatımın en özel zamanlarıydı.◊ O dönem bugünleri hayal eder miydin?Hayallerim hep vardı, mesela festival filmlerinde olmayı çok seven bir oyuncuyum.

Yaptığımız filmleri dünyada bir karşılığı olsun diye yapıyoruz.

Bu son filmle, böyle bir ödül alıp o kırmızı halıda yürüyor olmak yaptığınız her şeye değiyor.◊ ‘Othello’ oyunun devam ediyor, başka yeni projelerin var mı?Mayıs ayında Moda Sahnesi’nde yeni bir oyun yapma fikrimiz var.◊ Oyunculuk dışında tutkuların neler?

Müzik, şarkı söylemek, gitar çalmak...

Yazmayı seviyorum.

Bir öykü kitabım var.

İkincisini düşünüyorum.

Evde 7/24 bir şeyler izlerim, Yeşilçam tutkum var, o filmleri onlarca kez izlemişimdir.

Akşamları da nitelikli yeni bir filme bakarım. ‘Hiç estetik yaptırmadım’◊ 30 yıldır oyunculuk yapıyorsun, 19 yıldır da şöhretsin.

Sevdin mi şöhreti?

Ne kadar işinizi iyi yapar, ne kadar başarılı olursanız şöhret de o kadar peşinden gelen bir durum.

Ben utangaç biriydim.

Şöhretle baş etmem biraz zaman aldı ama çözdüm.

Ama soracak olursan benim için en güzel şey, işim bitip eve gittiğimde hissettiğim.

Yalnız kalmayı çok seviyorum.◊ Sosyal medyada estetik yaptırdığına dair çıkan iddialar için ne diyorsun?Bununla ilgili ilk defa konuşacağım.

Önceden gerek duymadım ama haber çok büyüdü.

Çok da canım sıkıldı çünkü aslı astarı yok.

Hayatım boyunca  estetik yaptırmadım.

Dişlerimi yaptıralı beş sene oldu, yeni yaptırdığım bir şey de değil.◊ Botoks yaptırdığın söylendi...Onu da açıklayayım.

Bu sezonki dizimin ilk bölümünde hikâyemiz flashback’ler (geriye dönüş) yapıyordu, orada kendi inisiyatifimle bir sakal boyası denedim, o da alerji yaptı ve yüzüm şişti.

Bir ay şiş kaldı, yüzüm yara döktü. 2-3 bölüm öyle oynadım.

Geçtiğinde de zaten dizi bitti.

Hatta o proje için röportaj yapacakken o yüzden yapamamıştık.‘Instagram’a bakıp cast yapanlara gözlerimle şahit oldum’◊ 20 yıldır ekrana iş yapan biri olarak şu anda seni en rahatsız eden şey ne?

Eskiden daha nitelikli işler yapıyorduk.

Şimdi yapılanlar yurtdışına satılmadığı an yapımcı para kazanamıyor.

Bu da işlerin niteliğine yansıyor.

Mesela ilk işlerim ‘Yaprak Dökümü’, ‘Hanımın Çiftliği’ çok iyi işlerdi.

Çok iyi komedilerimiz de vardı.

Yurtdışına satılmadığı için onlardan da vazgeçmek zorunda kaldık.

Ben biraz bu şekilde nitelik kaybı yaşadığımızı düşünüyorum. ◊ Oyuncular dünyasına dair eleştirilerin var mı?Her dönemin gerçeklikleri değişebiliyor.

Maalesef Instagram’a bakıp cast yapanlara (oyuncu kadrosu oluşturanlara) gözlerimle şahit oldum.

Bunun değişip dönüşeceğine inanıyorum.

Çünkü dönüp dolaşıp yine iyi oyuncu talep edilen bir yere doğru gidiyoruz. 3 milyon takipçi kimseyi iyi oyuncu yapmıyor.

Bir bakıyorsun 5 milyon takipçi ama dizisi tutmuyor.

Yani şuna dönüyoruz; yaptığımız iyi hikâye anlatmak ve hikâyeyi seyirciye inandırma işi.

Seyirciyi salak yerine koymaktan vazgeçmemiz gerekiyor, seyirci her şeyin farkında.

Bakın, iyi hikâye bazen popüler olmayan oyuncularla 10’lu reytingleri aşıyor.◊ Yıllardır tiyatro yapıyorsun.

Şimdilerde ekranda gördüğümüz isimleri sahnede de görüyoruz. “Oyunum var” demek bir prestij gibi duruyor.

Buna bozuluyor musun?Biri konservatuvardan mezun olmuş, 15 yıl hiç tiyatro yapmamış, ‘A dur, bu yıl tiyatro yapayım çünkü sahnenin popüler bir algısı oluşmaya başladı’ diyor.

Bunun nedeni AVM’lerin de işin içine girmesi, daha prodüksiyonlu tiyatroların yapılması.

Bu biraz tiyatroyu eğlence tarafına çekme aşamasıydı ve doğru bulmuyorum.

O yüzden de gidip oralarda sadece para kazanmak için tiyatro yapmıyorum.

Ben zaten tiyatroyu para kazanmak için yapmıyorum.

Çünkü tiyatro çok para kazanılası bir yer de değil.

Bu arada herkes her şeyi yapabilir.

Bir manken gelip oyunculuk yapıyorsa dizide oyunculuğa başlamış biri sonradan tiyatro da deneyebilir.

Heves etmiş, yapsın.

Ama ben doğru tiyatro yapma, tiyatroyu eğlenceye çekmeden, bir sanat eseri adı altında yapma peşindeyim hâlâ.

İlgili Sitenin Haberleri