Haber Detayı

Yasaklı yönetmenin inadı... Kırmızı halıdan hapishaneye gidecek
Elçin demiröz odatv.com
08/03/2026 15:52 (18 saat önce)

Yasaklı yönetmenin inadı... Kırmızı halıdan hapishaneye gidecek

Elçin Demiröz yazdı...

İranlı yönetmen Jafar Panahi’nin Altın Palmiye ödüllü son filmi It Was Just an Accident - Türkçe adıyla Görünmez Kaza - MUBI’de izleyiciyle buluştu.

Dünya prömiyerini Cannes’da yapan film, festivalden Altın Palmiye ödülü ile dönse de bu başarının İran devleti için bir gurur vesilesi olduğunu söylemek pek mümkün değil.

Tüm dünyanın gözü İran’ın üzerindeyken, haftaya gerçekleşecek Oscar töreninde de dikkatler bir kez daha bu filme çevrilecek.

Çünkü Görünmez Kaza, gündemin ekmeğine yağ süren İslami rejim karşıtı hikayesiyle “En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Orijinal Senaryo” kategorilerinin kazananı olup olmayacağı merak konusu…Filmin uluslararası başarısının arka planında ise bambaşka bir hikaye var.

Panahi’nin hapishanedeyken tanıştığı senaryo yazarı Mehdi Mahmoudian, bu film sebebiyle kısa süre önce tutuklandı ve geçtiğimiz hafta kefaletle serbest bırakıldı.

Fakat bu, sürecin sona erdiği anlamına gelmiyor.

Yönetmen Panahi için de durum farklı değil; Oscar töreninden sonra ülkesine dönecek olan yönetmenin hakkında verilen ceza kapsamında bir yıl daha hapis yatması gerekiyor.BİR SES, BİR ŞÜPHE…Açılış sekansında gece vakti bozuk yolda ilerleyen bir otomobil, direksiyonda Eghbal (Ebrahim Azizi), yanında hamile eşi ve arka koltukta radyodan gelen pop şarkısına zıplayarak eşlik eden küçük kızları görülüyor.

Bu samimi hatta biraz da gülünç atmosfer, arabanın bir köpeğe çarpmasıyla bozuluyor.

Küçük kız, babası köpeği öldürdüğü için ağlamaya başlıyor annesi ise bunu kaderin bir parçası gibi yorumluyor ve bu sonucu hissiyatsız bir şekilde yolun karanlık olmasına bağlıyor.

Ardından filme adını veren ve sanki vicdan yükünü kişinin yüreğinden alan o cümleyi kuruyor: “Sadece bir kazaydı.”Oysa Panahi’nin hikayesinde hiçbir olay kazadan ibaret değil.

Çarpışmadan kısa süre sonra araba küçük bir fabrikanın önünde bozuluyor.

Tamir için yardım isteyen sürücü içeri girdiğinde, arka odada çalışan Vahid (Vahid Mobasseri) dehşete kapılıyor.

Konuşma biçimini değiştirerek sürücünün sorularına cevap veriyor ve binadan çıkar çıkmaz onu takip etmeye başlıyor.Aslında Vahid’in Eghbal’i niye takip ettiğini önce anlayamıyoruz.

Ama ne zamanki onu gündüz vakti bir köşeye sıkıştırıp, eli gözü bağlı bir şekilde minibüsüne atıyor, işte o zaman çok karanlık bir geçmişi aydınlatacak küçücük bir detayın peşinden gittiğini fark ediyoruz : Protez bir bacağın metalik gıcırtısı.

Bu ses yıllar önce hapishanede, ona ve yüzlerce kişiye işkence eden ama hiçbir zaman yüzünü görmediği istihbarat görevlisi Topal’ın sesi mi?Vahid, Hitchcock filmlerini andıran bir atmosferde, çölün ortasına kazdığı mezara Topal’ı diri diri gömmek konusunda net.

Ancak adam yaralarının yeni olduğunu söyleyince Vahid’in aklına şüphe düşüyor.

Gerçekten doğru kişiyi mi yakaladı?

Bu belirsizlik Vahid’i başka tanıklar aramaya itiyor.

Önce bir kitapçıda çalışan birlikte mahkum edildiği Salar’ı (George Hashemzadeh) ziyaret ediyor.

O da onu siyasi tutsak geçmişi olan fotoğrafçı Shiva’ya (Mariam Afshari) yönlendiriyor.

Shiva o sırada, yine kendisi gibi eski bir mahkum olan Goli (Hadis Pakbaten) ile müstakbel kocası Ali’nin (Madj Panahi) düğün fotoğraflarını çekmektedir.

Grup daha sonra bir başka eski tutsak olan Hamid (Mohamad Ali Elyasmehr)’i bulmak üzere Vahid’in minibüsüne biniyor.Bu insanların hiçbiri adı Eghbal olduğu söylenen ama kimliğinde bu ismin yazmadığı işkenceciyi gerçekten görmemiştir.

Hepsinin, aylar süren mahkumiyetleri ve gördükleri işkenceler sırasında gözleri bağlıdır.

Bu nedenle yakaladıkları kişiyi tanıma girişimleri mantıktan çok duyulara dayanır.

Vahid onu sesinden tanıdığını söyler, Shiva kokusunu hatırladığını iddia eder, Hamid ise bacağındaki yara izlerine dokunarak o olduğunu doğrulamaya çalışır.Panahi bu noktada filmi duyumsamaya dayalı bir zemine oturtur ama buna rağmen yapım, tek tonlu bir intikam anlatısı olmaktan imtinayla kaçınır.

Aksine, gerilim beklenmedik ölçüde bir kara mizahla dengelenir.

Bir işçi, bir fotoğrafçı, bir gelin-damat ve öfkeli bir eski mahkumun aynı minibüste sıkışıp kalması, karakterlerin farklı tepkilerini görünür kılan küçük bir laboratuvar yaratır.

Araç arızalanır, bir doğum gerçekleşir, rüşvet pazarlıkları yapılır ve grubun kendi içindeki anlaşmazlıkları İran panoraması eşliğinde absürt durumlara dönüşür.Filmin mekan kullanımı da bu gerilimi destekler.

Kaçırılan adamın saklandığı geniş alet kutusu, hareket halindeki minibüs ve nihayet ulaşılan uçsuz bucaksız çöl, filmin üç ayrı “hapishanesi” gibi çalışır.

Özellikle Hamid’in çöldeki uzun tiradı, Panahi’nin mekanı nasıl politik bir tartışma alanına dönüştürdüğünü gösterir.

Hamid burada grubun her üyesini eleştirir: kimi tarafsız kalır, kimi vicdanının sesini kısamaz, kimi ise yalnızca hayatta kalmayı seçer.

Bu tartışma, baskıcı bir rejim altında bireylerin yalnızca yaşamayı değil, insan kalmayı da nasıl müzakere etmek zorunda kaldığını ortaya koyar.Ve film yavaş yavaş projektörünü tek bir soru üzerine yakar:Bir işkenceciyi yakaladığınıza inanıyorsanız, adalet onu öldürmekten mi, yoksa vicdanıyla yüzleştirmekten mi geçiyor?YASAKLI BİR YÖNETMENİN İNADIPanahi’nin sinemasını konuşurken filmlerden bağımsız bir gerçeklikten söz etmek yanlış olur.

Çünkü Jafar Panahi yalnızca bir yönetmen değil; aynı zamanda İran sinemasının en inatçı figürlerinden, hatta sembollerinden biri…2000 yapımı "Çember" filminden bu yana takdir edilen yönetmenin filmleri İran devlet tarafından ya sansürlendi, ya da tamamen yasaklandı. 2010 yılında, İslam devletine karşı propaganda yapmakla suçlanan yönetmenin film yapması 20 yıl süreyle engellendi.

Bu zaman zarfında gizlice film çekmeye ve bunları yasa dışı yollarla dağıtmaya devam eden Panahi, 2022 ve 2023 yılları arasında bir kez daha hapse girdi.Görünmez Kaza ise bu direnişin son halkası gibi bir baş yapıt.

Film, yönetmenin yasağı kalkar kalkmaz son derece küçük bir ekiple, neredeyse iki arabaya sığacak kadar minimal bir prodüksiyonla çekildi.

Bu sınırlı üretim koşulları yalnızca teknik bir tercih değil, filmin estetiğini de belirleyen bir ton yaratıyor: dar mekanlar, iç içe geçmiş monologlar, uzun planlar ve giderek ağırlaşan ama ağırlaştıkça tuhaf bir biçimde absürtleşen bir vicdan atmosferi… Panahi’nin kamerası burada büyük dramatik patlamalar yerine küçük çatlakları izliyor.KURGUNUN GERÇEKLİĞİ, GERÇEKLİĞİN PLAY STATİON’UGörünmez Kaza, İran devletinin geçmişte uyguladığı şiddet pratiklerine baş kaldıran üslubuyla bugünün gündemine de çok şey söylüyor.

Gerçi Panahi, muhtemelen böyle bir şeyi arzu etmese de batının, rejim karşıtı gibi görünen ama aslında çok daha ticari olan söylem ve saldırılarına hizmet eden bir gerçekliğin içine de hapsolmuş durumda.

Cevabını en iyi şekilde Oscar’da duyacak olabiliriz.Öte yandan da içimizi kemiren bir paradoksa ortağı :İranlı yönetmenin imzasını taşıyan bu filme festivaller ödül yağdırırken, İran’ın başına gelenlere tüm dünya olarak seyirci kalıyoruz.

Sanki birilerinin oynadığı play station’ı izliyor gibiyiz.Kısaca Görünmez Kaza, gerçekliğin sinemadan daha sert olabildiğinin tartışmasız kanıtlarından biri…Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri