Haber Detayı

İran-İsrail/Amerikan Savaşı’nı kültürel pencereden okumak!
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
10/03/2026 00:00 (1 saat önce)

İran-İsrail/Amerikan Savaşı’nı kültürel pencereden okumak!

Şii dünyasının sorunu olarak adlandırıp, Suriye ve İran’a sessiz kalmak; Sünnîliğe dokunulmayacağı yanılsamasına girmek, tam anlamıyla bir ütopyadır. Türkiye’nin de bir kısmının içerisinde bulunduğu coğrafya, emperyalist güçlere göre, ‘bölgedeki devletlere bırakılamayacak kadar’ kıymetlidir.

On yıllardır süren İsrail-İran arasındaki gerginliğin taşındığı son aşamada, Amerika Birleşik Devletleri de askeri güçleri ile sahneye fiili olarak çıktı.

Bu çıkışın, aslında uzun zamandır beklenen bir hamle olduğunu hepimiz biliyorduk.

Bilemediğimiz, sadece zamanı idi.

İran’a gerçekleşen saldırılar, Cenevre’de süren müzakerelerin bir an önce sonuca erişmesi ve bu sonuca, isteklerini alabilme adına ulaşmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri’nin, belki de “korkutma”, “neler yapabileceğini önceden gösterme” gibi bir ön gösterimi/ön çalışması olarak okumamız gereken bir planı.

Peki bu plan, İran üzerinde ne kadar başarılı olabilir?

Tabii ki savaşın altında bildiğimizden farklı birçok sebep yatıyor.

Öncelikli olarak ekonomi.

Amerika şimdiye kadar Libya, Afganistan, Irak, Yemen, Suriye gibi bölgelerde askeri olarak varlık gösterdi.

Bu varlığın sebebini de “demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları” adına, bu isimler altında yaptı.

Ancak girdiği hiçbir ülke şimdiye kadar âbâd olmadı.

O ülkelerin hiçbirisi eskisinden daha iyi olmadı.

O ülkelerin hiçbirisi daha demokratik, daha özgür, insan hakları bakımından daha gelişmiş olmadı.

Madem bu özgürlük ve demokrasi oralara götürülemeyecekti, neden askeri olarak varlık gösterildi?

Cevap ekonomi.

O bölgelerin ekonomik zenginliklerini daha fazla kullanabilmek, sömürebilmek.

İran’da da durum bundan farklı görünmüyor.

Her ne kadar İran’ın zenginleştirmeye çalıştığı uranyum, nükleer enerji gibi alanların gelişmesinin, dünya ve bölge için tehlike olduğu savıyla hareket eden bir ABD ve inançsal karşıtlık ve güvenlik doktrininden dolayı kendisine düşman olarak tanımadığı bir İsrail ile karşı karşıya kalsa da İran, zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip.

Bununla birlikte enerji yolları, deniz ticareti gibi sebepler de bölgenin kıymetini artırıyor.

Bu sebep bile, coğrafyadan bağımsız değerlendirilmesi durumunda başlı başına bu savaşın felsefesini göstermektedir.

Ekonomi konusu açılmışken, tarihi biraz geriye sarmak gerekiyor.

SÖMÜRGECİLİK DÜZENİ Sömürgecilik 15. yüzyılda başladı.

Fransa, İngiltere, İspanya sömürgeciliğin öncüleridir.

Dünyanın gelişmemiş coğrafyalarındaki kaynakları, kendi çıkarları için kullanırken; bölge halkının bu kaynaklardan faydalanamamaları üzerine kurguladıkları bu düzeni, yeni dünya düzeni olarak dünyanın kalanına, yadırgatmadan kabul ettirdiler.

O yüzden dünyanın en akla hayale gelmeyen coğrafyalarında Fransızca, İngilizce, İspanyolca konuşuluyor.

Aynı dönemlerde sanayide de devrim olmaya başladı.

İnsan gücü yerini makineye bıraktıkça tarım çağı, sanayi çağına dönmeye başladı.

Makineyi ve sanayiyi kullanmayan toplumlar/devletler varlık gösteremedi.

Osmanlı Devleti bunlardan birisi idi.

Sömürgecilik yapmayan, sanayi devrimini kullanmayan ve milliyetçiliği okuyamayan Osmanlı, yeni dünya düzeninde yer alamadı.

BEREKETLİ HİLAL BÖLGESİ Bu okumayı yapamayan sadece Osmanlı değildi tabii ki.

Dünyaya bilimsel ve sanatsal anlamda yön veren “Doğu”; önce Haçlı Seferleri sonra da sömürge sistemi ile bilimsel ve sanatsal anlamdaki üstünlüğünü “Batı”ya kaptırdı.

İnsan gücü ile yetiştirdiği salatalığı, Batı’ya satarak ekonomik üstünlük kazanmaya çalışan bir Doğu var bugün.

Batı’nın ürettiği telefon ile geliştirdiği internet aracılığıyla, Batı’ya göç etmiş ve oralarda Doğu kültürünü yaşatmaya çalışan akrabalarımızla görüştüğümüzde Batı’yı eleştiriyoruz.

Srebrenitsa katliamı, Bulgaristan’daki Türk varlığına vurulan darbeler ve en son Filistin derken Batı’yı tepkisiz kaldığı için ikiyüzlülükle sıklıkla suçladık.

Arap Baharı ve devamında Irak, Suriye ve şimdi İran’dan dolayı Doğu’nun tepkisizliğini neyle adlandıracağız?

İran’da okula düşen bombadan dolayı ölen çocuklar, Gazze’deki hastaneye düşen bombadan dolayı ölen insanlardan daha mı az önemliydi?

Kendi içimizde “Okullarda ilahi okumalı mıyız?”, “Laiklik elden gidiyor mu?”, “Orucu ne bozar?” tartışmalarına devam ettikçe; Irak, Suriye, Mısır, Yemen, Libya’yı okuyamadığımız gibi İran’ı da okuyamamaya devam edeceğiz.

Şii dünyasının sorunu olarak adlandırıp, Suriye ve İran’a sessiz kalmak; Sünnîliğe dokunulmayacağı yanılsamasına girmek, tam anlamıyla bir ütopyadır.

Türkiye’nin de bir kısmının içerisinde bulunduğu coğrafya (Bereketli Hilâl, Mezopotamya, Akdeniz), emperyalist güçlere göre, “bölgedeki devletlere bırakılamayacak kadar” kıymetlidir.

YENİ DÜNYA DÜZENİ 2020 yılında Time dergisi, Great Reset (Büyük Sıfırlama) başlığıyla yayımlandı.

Kapak resmi ise oldukça ilginç.

Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bölge, Akdeniz bölgesi, pazılın son parçası olarak resmedilmişti.

Dergi, bu kapağı Kovid-19 salgınına gönderme yaparak yayımlamıştı ancak birçok stratejiste göre bu yeni dünya düzenine vurgu idi.

Dünya tarihinde önemli bir slogan olan “Akdeniz’e sahip olan, dünyaya sahip olur!” anlayışı, Haçlı Seferleri’nden beri değişmedi.

Yani konunun özü, Batı, 1000 yıldır Akdeniz’e sahip olabilmek adına, dünyanın doğusu üzerindeki planlarından vazgeçmedi.

Her planda, bir öncekinden dersler çıkararak eksiklerini giderdi.

Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale’de de bu derslere yenisini ekledi.

En son aldıkları ders; bölmek, parçalamak ve ilk derslerinden öğrendikleri sömürgeleştirmek.

Böl-parçala-yönet.

Böl-parçala-yönet sloganının ve planının karşısına hangi slogan/tez/düstur konmalı?

Tabii ki bir olalım, iri olalım, diri olalım düsturu.

BİR OLALIM DİRİ OLALIM Kurtuluş Savaşı’nda, Hacı Bektaş-ı Veli’nin Alperenlerine ve müridlerine söylediği veciz söz uygulanmıştı.

Bir olalım, iri olalım, diri olalım.

Atatürk önderliğinde Anadolu’da kurulan bu birlik, sonucu lehimize çevirdi.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti varlığını sürdürüyorsa, bu topraklarda kardeşçe yaşıyorsak bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın önemi ve gerekliliğindendir.

Doğu’nun şimdi karar vermesi gerekiyor.

Bir olmak mı bölünmek mi?

İri olmak mı parçalanmak mı?

Diri olmak mı yönetilmek mi?

İlgili Sitenin Haberleri