Haber Detayı
Uçurumun kenarındaki gizli hazine
Antalya’da Likya Yolu üzerinde çok bilinmeyen, gizli kalmış bir hazine olan Trebanna antik kenti, gün yüzüne çıkacağı günü bekliyor.
Türkiye’nin arkeolojik zenginliğini anlatmak için “açık hava müzesi” ifadesi çok kullanılır.
İtalya denince Roma, Mısır denince firavunlar akla gelir ama Türkiye’de arkeoloji neolitik devrimden başlar, Hitit, Urartu, Frig, Lidya, helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve günümüze kadar kesintisiz devam eder. “Açık hava müzesi” tanımı bir yere kadar doğru olsa da aslında Türkiye’de arkeoloji bir sergi alanından olmaktan öteye gidip modern yaşamın içine sızar, dünyanın çoğu kısmında arkeolojik kalıntılar daha izole edilmiş haldedir.
Trebenna antik kenti, tam da sözünü ettiğimiz, modern yaşamla iç içe geçmiş tarihi noktalardan birisi.
Antalya’nın kuzeybatısında, Beydağları’nın (Sivridağ) eteklerinde gizlenmiş olan Trebenna antik kenti, bölgenin en az bilinen ama bir o kadar da ilgi çekici arkeolojik alanlarından.
Az bilinmesinin nedeni henüz hiç kazılmamış olması.
Kazılması da zor bir alan.
Çünkü bir tepenin ucuna yerleştirilmiş, etrafı uçurum olan, deniz seviyesinden 700 metre yükseklikte bir yer.
Şehir merkezinden yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta, Geyikbayırı’nı geçtikten sonra Çağlarca köyünün sınırları içerisinde kalıyor.
Tırmanmadan önce aşağıdan baktığınızda kentin orda olduğunu fark edemiyorsunuz, bu da ister istemez geçmişteki görkemli günlerinde nasıl gözüktüğüne ilişkin hayal gücünüzü zorlamanıza neden oluyor.
Etkileyiciliği de buradan geliyor.
Eğer aşağısındaysanız, gözünüz sürekli o tepeye takılıyor, oraya ulaşmak istiyorsunuz.
Ulaştığınızda ise her ne kadar harabe halinde olsa da manzaraya karşı bir taşın, bir kalıntının üzerine oturduğunuzda büyüleniyorsunuz.
En uzakta karlı tepeleriyle Toroslar, yakınlarda önce ova, sonra Akdeniz ve Antalya’nın falezleri... hepsi gözünüzün önüne seriliyor.
Trebenna’nın geçmişte konumu nedeniyle önemli bir kent olduğu çok açık.
Kentin tarih sahnesine çıkışı Helenistik döneme denk geliyor ancak bu döneme ait veriler oldukça az.
Altın çağının ise Roma döneminde yaşandığı tahmin ediliyor.
MS 45 yıllarına tarihlenen Stadiasmus Patarensis (Patara Yol Anıtı) üzerinde adı geçiyor.
İmparator III.
Gordianus döneminde (MS 238-244) kendi adına sikke basma imtiyazı aldığı ve Likya Birliği'nin üyesi olduğu biliniyor.
Bizans döneminde ise kent dini bir merkez haline gelmiş ve Pamfilya eyaletine bağlanmış.
Kalıntıların çoğunluğu, surlar ve kiliseler genelde bu dönemden günümüze ulaşmış. 12. ve 13. yüzyılda ise bölge Türk hakimiyetine girdikten sonra kent yavaş yavaş terk edilmiş.
Umarız insanlık bir gün Trebenna’nın kazıları yapılmış ve ayağa kaldırılmış halini görme şansı bulur.
NASIL GİDİLİR?
Antalya merkezinden Geyikbayırı köyüne ulaştıktan sonra antik kente giden yolun bir kısmı araçla gidilebiliyor.
Son bölümü ise doğa yürüyüşü (trekking) gerektiriyor.
Dağlık ve engebeli olduğu için uygun ayakkabı ve ekipmanlarla gitmekte fayda var, uçurumların kenarlarından yürümenizi gerektiriyor.
Likya Yolu'nun rotalarından biri üzerinde yer alması nedeniyle doğaseverler tarafından sıkça ziyaret ediliyor.
Giriş için herhangi bir ücret alınmıyor, kent doğayla tam olarak iç içe geçmiş bir halde.
Trebenna, aslında küçük bir kent, ancak buna karşın dönemin soylularının payı olduğu düşünülen yüksek bir mimari kaliteye sahip.
Akropol ve surlar kentin en yüksek noktasında yer alıyor.
Bizans döneminde eklenen surlarla çevrili.
Kentin boyutuna göre görkemli bir roma hamamı bulunur.
Trebenna’yı özel kılan en önemli özellik, iki üç katlı anıt mezarlar.
Günümüzde turistik olarak en çok ziyaret edilen mezarlardan biri bir savaşçıya ait.
Ayrıca ostothek denilen yuvarlak kaya oyukları mezar tiplerine de rastlanıyor.
Akropol çevresinde ve kent içinde erken ve orta Bizans dönemine tarihlenen bazilikalar ve şapeller mevcuttur.