Haber Detayı

Minab Katliamı: Batı'nın ‘Kolektif Cezalandırma’ stratejisinin bir parçası
Avrupa aydinlik.com.tr
15/03/2026 18:55 (1 saat önce)

Minab Katliamı: Batı'nın ‘Kolektif Cezalandırma’ stratejisinin bir parçası

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik hava saldırılarının ardından başlayan savaşta, insanlık tarihinin en acı olaylarından biri yaşandı.

DR.

EMRE ŞENBABAOĞLU Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Milletlerarası Hukuk Öğretim Görevlisi ABD’ye ait bir Tomahawk füzesi İran’ın Minab şehrindeki Shajareh Tayyebeh İlkokulu’nu vurdu ve alınan son bilgilere göre çoğunluğu 7 ile 12 yaşlarında kız çocuğu olan 175 kişi hayatını kaybetti.

ABD Başkanı Donald Trump, okula yapılan saldırıdan İran’ı sorumlu tutsa da okula isabet eden Tomahawk füzesi İran’ın envanterinde bulunmuyor.

The New York Times’ın ulaştığı ABD ordusu tarafından yapılan ön soruşturma raporu, Minab’daki okula düzenlenen füze saldırısından ABD’yi sorumlu tutuyor ancak saldırının ABD ordusunun “hedef belirleme hatası” sonucu gerçekleştiğini iddia ediyor.

Ön soruşturma, “hedef belirleme hatası” iddiasını inandırıcı kılmak için, okulun ABD askeri saldırılarının başlıca hedeflerinden biri olan İran İslam Devrim Muhafızları Donanması’nın kullandığı binalarla aynı blokta yer aldığına ve okul binasının daha önceden bu askeri üssün bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.

ABD’NİN SAVUNMASI VE HEDEF BELİRLEME TARTIŞMASI ABD’nin resmi savunması kısaca, saldırıların okulun bitişiğindeki bir İran askeri üssüne yönelik yürütüldüğünü ve okul binasının eskiden o üssün bir parçası olduğunu, Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın verdiği eski istihbarat bilgilerinin okulun da yer aldığı alanı askeri bir tesis olarak gösterdiğini söylüyor.

Yani ABD, elindeki istihbarata göre Minab’da askeri bir tesisi hedef aldığını ve orada sivil bir okul olduğundan habersiz olduğunu belirtiyor.

Uydu görüntüleri, okul binasının bir zamanlar İran Devrim Muhafızları Ordusu’na ait askeri tesislerin bir parçası olduğunu gösteriyor; ancak 2016 yılından bu yana askeri  tesisten çitlerle ayrılmış durumda olduğunu da ortaya koyuyor. 2018 yılındaki uydu görüntülerinde, okul binasının duvarlarındaki renkli resimler ve küçük spor sahaları buranın bir eğitim tesisi olduğunu gösteriyor.

Reuters’ın yaptığı bir araştırma, okul bombalanmadan önce okulun internet sitesinin, çocukların yapmış olduğu resimleri ve etkinlik fotoğraflarını yayınladığını ortaya çıkardı.

Dolayısıyla, ABD’nin saldırısı sırasında okulun askeri amaçlı bir bina olduğuna ve askeri amaçlarla kullanıldığına dair hiçbir gösterge yok.

ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın Minab’da hedef alınan alanla ilgili yapacağı basit bir araştırma o alanda bir okulun varlığını tespit edebilirdi.

ABD’nin İran’daki askeri faaliyetleri ve nükleer enerji faaliyetlerini anlık olarak takip ettiği biliniyor. 28 Şubat’ta savaşta İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in yerini tespit edip öldürdüğü de biliniyor.

Bu bağlamda, ABD’nin İran’a ait tesislerin yakınındaki bir okuldan habersiz olduğunu iddia etmesi inandırıcı değil.

MİNAB’DAKİ OKUL SALDIRISI ULUSLARARASI İNSANCIL HUKUKU İHLAL EDİYOR İran’a karşı başlatılan yasa dışı saldırı savaşında Minab’da yaşanan acı olayı basit bir hedef belirleme hatası olarak göremeyiz.

Devletler “ben yanlış istihbarat aldım” veya “istihbarat bilgileri eskiydi” diyerek sivil nesneleri hedef alamaz ve sivilleri öldüremez.

ABD, bu saldırısıyla savaş sırasında uyulması gereken kuralları düzenleyen uluslararası insancıl hukuku çok ağır bir şekilde çiğnemiştir.

Uluslararası hukukun bu dalı temel olarak, uluslararası çatışmalarda savaşan tarafların saldırılarında hem “sivil halk” ve “muharipler” arasında hem de “sivil mallar” ile “askeri hedefler” arasında bir ayrım yapması ve buna uygun olarak operasyonlarını sadece askeri hedeflere yöneltmeleri gerektiğini söyler (12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne Ek Uluslararası Silâhlı Çatışmaların Mağdurlarının Korunmasına İlişkin 8 Haziran 1977 tarihli 1 No.lu Protokol, madde 48).

Bu ayırt etme ilkesi, uluslararası insancıl hukukun tam merkezinde bulunan ve silahlı çatışmalarda dikkate alınması gereken en önemli kurallardan biridir.

Yine 1977 tarihli 1 Numaralı Ek Protokol’deki 51(2), 52(1) ve 52(2) maddeleri sırasıyla, “Sivil halk ve bireysel olarak siviller saldırının hedefi olmayacaktır”, “Sivil nitelikte mallar saldırı ya da misillemelere hedef olmayacaktır” ve “Saldırılar sadece askeri hedeflerle sınırlı olacaktır” demektedir.

Burada önemli olan nokta madde 52(2)’de belirtildiği gibi, askeri hedeflerin “doğaları, konumları, amaçları ya da kullanımları gereği askeri eylemlere etkin bir katkıda” bulunması ve “tamamen ya da kısmen yok edilmesi, ele geçirilmesi ya da etkisiz hale getirilmesi durumunda, mevcut koşullar altında, kesin bir askeri avantaj sağlayan objelerle sınırlı” olmasıdır.

Sivil bir mal olarak kabul edilen Minab’daki okulun İran’ın askeri eylemlerine katkıda bulunan bir yer olduğuna ve İran’a askeri avantaj sağlayan bir hedef haline geldiğine dair bir bulgu ortada yoktur.

ABD, söz konusu noktaya saldırı düzenlerken o noktada okul olduğu bilmesine rağmen bu saldırıyı yapmışsa hem ayırt etme ilkesini hem de sivillere ve sivil mallara saldırmama yasağını ihlal etmiş sayılır.

ABD’nin bu saldırı eylemi aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nün 8. maddesinin 2(b) fıkrasına göre “savaş suçu”dur.

Söz konusu maddenin ilgili fıkrasında “çarpışmalarda doğrudan yer almayan sivil bireylere ya da sivil nüfusa karşı kasten saldırı yöneltilmesi”, “askeri olmayan, yani askeri maksatlı olmayan sivil hedeflere karşı kasten saldırı düzenlenmesi” ve “askeri amaçlı olmaması koşuluyla din, eğitim, sanat, bilim veya yardım amaçlarıyla kullanılan binalara” kasten saldırı düzenlenmesi savaş suçları arasında yer almaktadır.

ABD’nin Minab’daki İran Devrim Muhafızları Ordusu’na ait askeri tesislere düzenlediği saldırılarda hedefinin askeri bir hedef olduğunu varsaysak bile ABD’nin bu saldırıları bir bütün olarak bakıldığında “orantısız” bir saldırıdır.

Yine, yukarıda adı geçen 1 Numaralı Ek Protokol’ün 51(5)(b) maddesine göre “elde edilmesi beklenen somut ve doğrudan askeri avantaja kıyasla aşırı olarak kabul edilecek miktarda sivil halkta insan hayatının kaybına, yaralanmalara ve sivil nitelikteki mallara zarar verilmesine ya da bu kayıp ve zararların hepsinin birlikte oluşmasına arızi şekilde sebep olması beklenebilecek saldırılar” orantılılık kuralını ihlal ettiği için yasaktır.

Bir başka deyişle, ABD’nin İran’daki askeri hedefe düzenlediği saldırıda ortaya çıkan sivil zarar ABD’nin elde edeceği askerî avantajla kıyaslandığında aşırı bir şekilde orantısızdır.

ABD, İran’ın askeri üssüne saldırdığını iddia ederek 175 sivilin ölümüne yol açmış ve orantılılık ilkesini ağır bir şekilde ihlal etmiştir.

Son olarak 1 Numaralı Ek Protokol’ün 57. maddesi, saldırıda alınan önlemlerle ilgilidir ve şunu söyler: “Askeri operasyonların yürütülmesinde, sivil halkı, sivilleri ve sivil malları hedef dışı tutmak için sürekli özen gösterilecektir”.

ABD, Minab’daki saldırılarından önce “sivil halkın arasında arızi olarak meydana gelebilecek hayat kayıplarını, yaralanmaları ve sivil nitelikteki mallara verilebilecek zararı önlemek ve her durumda bunları asgariye indirmek için mümkün olan tüm önlemler almakla” yükümlüydü.

Bu bağlamda, ABD’nin Minab’da saldırı düzenlemeden önce sivillerin hayatını korumak ve sivil mallara verilebilecek zarar riskini azaltmak için hedefi doğrulamadığını açıkça tespit edebiliriz.

Sonuç olarak baktığımızda, ABD İran’ın Minab şehrindeki saldırıları ile uluslararası insancıl hukuktaki ayırt etme ilkesini, sivillere ve sivil mallara saldırmama yasağını, orantılılık ilkesini,  sivilleri ve sivil malları hedef dışı tutmak için gerekli önlemleri alma ilkesini ihlal etmiş, aynı zamanda savaş suçları işlemiştir.

Uluslararası insancıl hukuktaki bu kurallar, aynı zamanda uluslararası teamül hukukunun (customary international law) bir parçası olduğu için, 1977 tarihli 1 Numaralı Ek Protokol’e taraf olmayan ABD için de geçerlidir.

ABD VE İSRAİL, İRAN’IN KÖKLÜ MEDENİYET, TARİH VE KÜLTÜR BİRİKİMİNE SALDIRIYOR ABD’nin uluslararası insancıl hukuk ihlallerinin Minab’daki ilkokul çocuklarının öldürülmesi ile sınırlı olmadığını da belirtmeliyiz.

ABD ve İsrail, İran’a yönelik askeri saldırılarında, yasal ve meşru olarak hedef alınabilen askeri noktaların dışında, sivil alanları, şehirleri, binaları, evleri, okulları, hastaneleri, tarihi eserleri, kültürel malları hedef almaktadır.

ABD ve İsrail’in saldırılarında, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alanlar da dahil olmak üzere birçok tarihi ve kültürel alan hasar gördü. 2 Mart 2026'da Arg Meydanı'na yapılan bir saldırı, yakınındaki Gülistan Sarayı'na zarar verdi ve bu durum UNESCO'nun endişesini dile getiren bir açıklama yayınlamasına neden oldu.

Kurumun yaptığı incelemelerde Tahran’daki Kaçar dönemine ait Gülistan Sarayı, İsfahan’daki 17. yüzyıldan kalma Çehel Sütun Sarayı ve ülkenin en eski büyük ibadet yapılarından biri olan İsfahan Ulu Camisi’nde hasar tespit edildi.

Bu saldırılarla ABD ve İsrail, İran’ın 2500 yıllık köklü medeniyet, tarih ve kültür birikimini de hedef almaktadır.

ABD ve İsrail’in İran’ın sivil altyapısına yönelik saldırılarında, Lamerd şehrindeki bir spor salonu hedef alındı ve 20 kadın voleybolcu hayatını kaybetti.

Benzer bir şekilde Tahran’ın 12.000 kişilik Azadi Spor Stadyumu da ABD-İsrail saldırılarının hedefi oldu ve kapalı tesisler yerle bir oldu.

Rusya 2022’de Ukrayna'ya karşı askeri operasyon başlattığında, Rus takımlarını ihraç eden FIFA ve UEFA, Rus ve Belaruslu sporculara kısıtlamalar getiren Uluslararası Olimpiyat Komitesi bu saldırılar karşısında hiçbir tepki göstermemiştir.

Söz konusu Batılı olmayan ülkeler olduğunda Batı dünyasının hakim olduğu bu kurumların tepkilerindeki farklılık, sporun siyasetten bağımsız olduğu yönündeki iddiaları zayıflatmakta ve uluslararası spor yönetiminde normatif tutarlılık sorusunu yeniden gündeme getirmektedir.

Bu çifte standartlar, uluslararası spor kurumlarının tarafsızlığına ilişkin ciddi bir meşruiyet krizine işaret etmektedir.

EMPERYALİST STRATEJİ VE KOLEKTİF CEZALANDIRMA İran’a yönelik saldırılarda askeri amaçlarla kullanılmayan, askeri hedef statüsünde bulunmayan tarihi ve kültürel yapılar ile stadyumlar ve spor salonları gibi sivil tesislerin hedef alınması, Minab’daki okul saldırısının istisnai bir olay olmadığını göstermektedir.

Bu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’ı kolektif biçimde cezalandırma amacı taşıdığını ortaya koymaktadır.

Geçmişte ABD, Vietnam Savaşı sırasında Vietnamlı sivilleri ve ülkenin sivil altyapısını hedef alarak Vietnam halkını kolektif şekilde cezalandırmaya dayanan bir strateji izlemişti.

Benzer yöntemler Afganistan, Irak ve Suriye savaşlarında da uygulanmıştır.

ABD, hedef aldığı ülkelerin yönetimlerini “rejim” kavramı üzerinden şeytanlaştırırken, aynı zamanda yaptırımlar yoluyla bu ülkeleri zayıflatmaktadır.

Batı emperyalizmine karşı direnen devletlere karşı yürüttüğü savaşlarda ise sivilleri bilinçli biçimde hedef alarak halkın kendi yönetimlerine karşı ayaklanmasını teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

ABD’nin savaş tarihine bakıldığında, İran’a karşı yürütülen savaşta Minab’da gerçekleşen katliam ve sivillerin hedef alınması tarihsel bir sapma değildir.

Aksine, kolektif cezalandırma stratejisi ABD’nin rejim değişikliğini hedefleyen savaşlarının ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır.

ABD’nin uzun yıllardır savaş hukukunun en temel ilkelerini göz ardı etmesi ve savaş suçları işlemesi hukuki ve ahlaki açıdan ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Bununla birlikte, bu yaklaşım siyasi açıdan kendi içinde tutarlı bir strateji olarak görünmektedir.

İran Savaşı’nda uluslararası insancıl hukuk kurallarının bu şekilde ihlal edilmesi, uluslararası düzenin adalet ve sorumluluk temelinde değil; güç ve cezasızlık (impunity) üzerine kurulu olduğu yönündeki eleştirileri de güçlendirmektedir.

Bu anlamda, Ocak 2026’da verdiği bir röportajda ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası hukuka ihtiyaç duymadıklarını ifade etmesi, hâlen emperyalizm çağında yaşadığımızı ve uluslararası düzenin adaletsiz yapısını gözler önüne sermektedir.

Kaynaklar: Henckaerts, J.-M., & Doswald-Beck, L. (Eds.). (2005).

Uluslararası insancıl teamül (örf-adet) hukuku.

İstanbul: Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları. 12 Ağustos 1949 Tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri.

İstanbul: Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları.

The New York Times. (2026, March 11).

U.S. at fault in strike on school in Iran, preliminary inquiry says.

The New York Times. https://www.nytimes.com/2026/03/11/world/middleeast/us-iran-school-strike.html The Guardian. (2026, March 11).

US responsible for deadly missile strike on Iran school, preliminary inquiry says.

The Guardian. https://www.theguardian.com/world/2026/mar/11/us-iran-school-strike Reuters. (2026, March 12).

Bombed Iranian girls school had vivid website and yearslong online presence.

Reuters. https://www.reuters.com/world/middle-east/bombed-iranian-girls-school-website-2026-03-12/

İlgili Sitenin Haberleri