Haber Detayı
İngiliz üssündeki nükleer gölge: Doğu Akdeniz’de görünmez eşik
Batı Asya savaşının Kıbrıs’a uzanması, Doğu Akdeniz’de alışılmadık bir askeri hareketliliği beraberinde getiriyor. 2 Mart’ta Güney Kıbrıs’taki dev İngiliz üssü Ağrotur bir İHA saldırısıyla vuruldu.
YİĞİT SANER Batı Asya savaşının Kıbrıs’a uzanması, Doğu Akdeniz’de alışılmadık bir askeri hareketliliği beraberinde getiriyor. 2 Mart’ta Güney Kıbrıs’taki dev İngiliz üssü Ağrotur bir İHA saldırısıyla vuruldu.
Aynı günlerde adaya yönelen birkaç saldırının da hava savunma sistemleri tarafından engellendiği bildirildi.
Bunun üzerine Yunanistan, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya ve Hollanda Doğu Akdeniz’e donanma unsurları ve hava savunma sistemleri göndermeye başladı.
Avrupa açısından bu tablo son derece sıra dışı.
Zira Fransa ve İngiltere, ABD’nin bölgede halihazırda bulunan iki uçak gemisine -üçüncüsünün de yola çıktığı iddia edilirken- kendi uçak gemilerini de ekliyor.
Hatta Londra’nın Doğu Akdeniz’e iki uçak gemisi birden konuşlandırmayı değerlendirdiği öne sürülüyor.
Türkiye’yi yakından ilgilendiren bu olağanüstü askeri yığınak gerçekten yalnızca Ağrotur ve Dikelya’daki İngiliz üslerini korumak için mi yapılıyor?
Bazı gözlemciler bu soruya şüpheyle yaklaşıyor.
RUM GAZETECİNİN NÜKLEER İDDİASI Tartışmayı büyüten unsur ise Güney Kıbrıs’tan gelen bir iddia oldu.
Bir Rum gazeteci, Ağrotur’daki İngiliz üssünde nükleer silah bulunduğunu ve yığınağın bu nedenle yapıldığını öne sürdü.
Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz de sosyal medyada konuyu gündeme taşıdı.
Gürdeniz, haberin ardından gazetecinin ciddi baskı gördüğü ancak iddiasının arkasında durduğunu belirtti.
AĞROTUR’DA B61 TARTIŞMASI Medyada yer alan iddialara göre üste 50’den fazla B61 tipi taktik nükleer bomba bulunuyor.
B61, ABD ve NATO’nun onlarca yıldır kullandığı, savaş uçakları tarafından taşınabilen taktik nükleer silahlar arasında yer alıyor.
Avrupa’daki bazı NATO üslerinde bu bombaların bulunduğu biliniyor.
Ağrotur’un coğrafi konumu ise bu tartışmayı daha da hassas hale getiriyor.
Doğu Akdeniz’in ortasında bulunan üs, İran’a ve Batı Asya’daki birçok hedefe ulaşabilecek mesafede.
Bu nedenle bazı askeri analistler, üssün “taktik nükleer eşik” oluşturabilecek bir platform olabileceğini savunuyor.
KIBRIS’TA “EGEMEN ÜSLER” MESELESİ Ağrotur ve Dikelya, sıradan askeri üsler değil. 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken yapılan anlaşmalar, İngiltere’ye adada iki “Egemen Üs Bölgesi” bırakmıştı.
Bu bölgeler teknik olarak İngiliz egemenliği altında bulunuyor ve uluslararası denetim mekanizmalarına tabi değil.
Bu statü Londra’ya, üslerde hangi mühimmatın bulunduğu konusunda geniş bir hareket alanı sağlıyor.
Dolayısıyla burada konuşlu silahların niteliği çoğu zaman kamuoyuna açıklanmıyor.
DENİZALTI ODAKLI NÜKLEER DOKTRİN Londra ise resmi olarak nükleer silahlarının yalnızca denizaltılarda bulunduğunu savunuyor.
İngiltere, Soğuk Savaş’ın son döneminden itibaren nükleer caydırıcılığını büyük ölçüde Trident balistik füze sistemine sahip nükleer denizaltılara dayandırdı. 1990’lı yılların sonunda Kraliyet Hava Kuvvetlerinin nükleer bomba taşıyan uçakları hizmetten çıkarıldı ve ülkenin hava atımlı nükleer kapasitesinin sona erdiği açıklandı.
Bu nedenle İngiliz hükümeti, nükleer gücünün tamamının denizaltılarda bulunduğunu vurguluyor.
Ancak askeri uzmanlar, devletlerin nükleer kapasite konusunda her zaman tam şeffaf davranmadığını hatırlatıyor.
BELİRSİZLİK POLİTİKASI Nükleer silahlar söz konusu olduğunda “belirsizlik” stratejisi sık kullanılan bir yöntem.
Bunun en bilinen örneklerinden biri İsrail.
Tel Aviv yönetimi onlarca yıldır ne nükleer silah sahibi olduğunu kabul ediyor ne de bunu açık biçimde reddediyor. 1960’lardan beri süre gelen bu sözde “sır” Necef Çölü’ndeki Dimona Nükleer Tesisi’nde saklanıyor.
İsrail fiilen stratejik silahlara sahip olmasına rağmen uluslararası denetime tabi tutulmuyor ancak nükleer caydırıcılık sağlıyor.
Bu durum, küresel nükleer rejimin nasıl siyasi ölçütlerle işletildiğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak görülüyor.
Bazı analistler, büyük güçlerin benzer durumlarda resmi açıklamalar ile fiili askeri hazırlıklar arasında fark bulunabileceğini belirtiyor.
DOĞU AKDENİZ NÜKLEER EŞİĞE Mİ YAKLAŞIYOR?
Ağrotur’a yönelik saldırıların ardından Avrupa donanmalarının hızla Doğu Akdeniz’e yönelmesi, üssün taşıdığı stratejik öneme dair soruları daha da büyütmüş durumda.
Londra bu askeri yığınağı yalnızca üsleri korumaya yönelik bir “savunma şemsiyesi” olarak tanımlıyor.
Ancak bölgede yaşanan savaşın kapsamı ve üslerin potansiyel rolü düşünüldüğünde, bazı gözlemciler bu açıklamanın tüm resmi yansıtmayabileceğini savunuyor.
Ağrotur’da gerçekten nükleer silah bulunup bulunmadığı kesin olarak bilinmiyor.
Ancak Batı Asya’daki savaşın Kıbrıs’a kadar uzandığı bir dönemde, Doğu Akdeniz’in stratejik dengesi yeniden tartışılmaya başlanmış durumda.
TÜRKİYE AÇISINDAN Ankara’nın hem Batı Asya’da beş ya da altı uçak gemisinin bir arada bulunmasının yaratabileceği sonuçları hem de Ağrotur’un bölgedeki askeri rolünü yeniden sorgulaması gerekiyor.
Bölgedeki donanma yığınağı sadece İran’la sınırlı kalmayıp Doğu Akdeniz’deki enerji jeopolitiği ile KKTC’nin güvenliğini de etkileyebilecek bir riske dönüşme potansiyeline sahip.
Bu nedenle Ağrotur çevresinde oluşan askeri yoğunluk yalnızca Batı Asya savaşının bir uzantısı olarak değil, Doğu Akdeniz’de yeni bir stratejik dengenin işareti olarak da okunuyor.