Haber Detayı
Trump'ın Beyaz Sarayı buz kestiren çıkışı... Herkes gaf dedi ama... Gözden kaçan nükleer ayrıntı
Trump’ın Beyaz Saray’da Takaiçi ile yaptığı görüşmede yaptığı Pearl Harbor benzetmesi tartışma yarattı. Nükleer kullanmış tek ülkenin başkanı, İran'ın nükleer programını "durdurmak" adına yaptığı saldırıyı, nükleer felaketin tek muhatabı olan Japonya’nın önünde meşrulaştırmaya çalıştı.
Diplomasi, kelimelerin tartılarak seçildiği, sessizliğin bile bir anlam taşıdığı ince bir sanattır.
Ancak 19 Mart'ta Beyaz Saray’da tanıklık ettiğimiz manzara, bu sanatın sadece icra edilmediğini, aynı zamanda kaba bir güç gösterisi uğruna hoyratça çiğnendiğini gösterdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi’nin yanında, İran’a yönelik nükleer program odaklı operasyonları savunurken kullandığı "Pearl Harbor" benzetmesi, sadece diplomatik bir "gaf" değil; tarihin en karanlık sayfalarına yapılmış pervasız bir yolculuktur.Trump’ın "Sürpriz saldırıyı sizden iyi kim bilebilir?" mealindeki esprisi sonrası salonda oluşan o "buz kesme" hali, aslında bir medeniyetler çatışmasının değil, bir empati yoksunluğunun sessiz çığlığıydı.
Pearl Harbor, ABD için bir uyanış ve askerî bir travma olabilir; ancak Japonya için bu hatırlatma, nihayetinde Hiroşima ve Nagazaki’nin küllerine uzanan bir yolun ilk taşıdır.NÜKLEER KULLANAN TEK ÜLKE ABDDünya tarihinde nükleer silah kullanmış tek ülkenin başkanının, başka bir ülkenin (İran) nükleer programını "durdurmak" adına yaptığı saldırıyı, nükleer felaketin dünyadaki yegâne muhatabı olan Japonya’nın önünde meşrulaştırmaya çalışması, siyasi bir oksimorondur.
Burada devasa bir tezatlık yatıyor: Bir yandan "nükleer bir dünyayı" engellemek adına bombalar yağdırırken, diğer yandan nükleer travmayı yaşayan müttefikinizi bu felaketin fitilini ateşleyen olayla iğnelemek.
Bu, sadece nezaketsizlik değil, aynı zamanda müttefiklik hukukunun temelindeki karşılıklı saygı ilkesinin de nükleer bir saldırı kadar ağır hasar almasıdır.'GÜÇ DİPLOMASİSİ' Mİ, 'MAHALLE KABADAYILIĞI' MITrump’ın bu son çıkışı, aslında Beyaz Saray’daki ikamet süresi boyunca inşa ettiği "alışılmadık misafirperverlik" portresinin son halkası.
Trump için diplomasi, masada uzlaşmak değil, masanın sahibi olduğunu her fırsatta hissettirmektir.Geriye dönüp baktığımızda bu örüntüyü net bir şekilde görüyoruz:Fiziksel Alan İhlalleri: NATO zirvelerinde müttefiklerini kenara iterek ön plana geçmesi, aslında "Amerika İlk" doktrininin fiziksel bir karikatürüydü.El Sıkışma Savaşları: Liderlerin ellerini koparırcasına sıkıp kendine çekmesi, muhatabının dengesini bozma ve hiyerarşiyi beden diliyle kurma çabasının birer parçasıydı.Gastronomik Çöküş: Dünya liderlerini veya ulusal kahramanları ağırlarken sunulan hızlı tüketim gıdaları (fast-food), devlet protokolünün ağırlığını bir kenara itip, ev sahipliğini "benim kurallarım, benim tarzım" noktasına indirgemişti.Fotoğrafla Aşağılama: Takaiçi'nin ziyaretinin ardından Washington, Beyaz Saray'ın resmî internet sitesinden Takaiçi'nin zamansız çekilen bir fotoğrafını paylaşılan galeriye ekleyerek okyanus ötesi bir mesaj gönderdi.PROTOLÜN ÖLÜMÜ VE YENİ DÜNYA DÜZENİJaponya Başbakanı Takaiçi’nin o anki sessizliği, sadece bir devlet insanı nezaketi değil, aynı zamanda müttefiklik ilişkisinin ne kadar kırılgan bir zemine oturduğunun da bir göstergesiydi.
Trump, Pearl Harbor üzerinden espri yaparken, aslında tarihin trajedilerini birer "retorik sopası" olarak kullanıyor.Eğer nükleer silahsızlanma gibi hayati bir mesele, geçmişin kanlı yaralarını deşen şakalarla ve müttefikleri aşağılayan bir dille savunuluyorsa; o zaman ortada korunmaya çalışılan bir "dünya düzeni" değil, sadece pervasız bir gücün sahne şovu var demektir.
Nezaketin bittiği yerde diplomasi susar; diplomasinin sustuğu yerde ise sadece güç konuşur.
Dün Beyaz Saray’da konuşan diplomasi değil, sadece kaba bir güçten ibaretti.Odatv.com