Haber Detayı

Yunan hukukçu Yanis Raçiotis: Yunanistan’ın geleceği Batı ile değil
Avrupa aydinlik.com.tr
24/03/2026 23:05 (3 saat önce)

Yunan hukukçu Yanis Raçiotis: Yunanistan’ın geleceği Batı ile değil

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında “Batı Medeniyetini yeniden canlandırma” çağrısında bulundu.

Batı Asya’daki savaşın ortasında, Batı ülkeleri Doğu Akdeniz’deki askeri varlıklarını artırırken, bazı Yunan adalarında hava savunma sistemlerinin konuşlandırılması konusunda Yunanistan ile Türkiye arasında gerginlikler tırmanıyor.

Tüm bu konuları, uluslararası ilişkiler uzmanı, avukat, Yunan İlerici Avukatlar Birliği ve Uluslararası Demokratik Avukatlar Birliği (IADL) üyesi Yanis Raçiotis ile konuştuk.

ABD’NİN SÖMÜRGECİLİĞİ YENİDEN CANLANDIRMASI - Rubio’dan başlayalım.

Rubio, Münih Güvenlik Konferansı’nda ilginç bir konuşma yaptı.

Bu konuşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Marco Rubio, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında, son iki yüzyıllık dünya tarihine ilişkin bakış açılarına dayanan ABD’nin 21. yüzyıl planını açıkça dile getirdi.

Eski sömürgeciliği tüm Batı’nın ortak gururu, ortak temeli olarak övdü.

Avrupa’nın batıya doğru genişlemesini ve Amerikan yerlilerinin katledilmesini övdü, Filistinlileri barbar olarak nitelendirdi.

Küresel Güney’i özgürleştiren sömürgecilik karşıtı hareketler hakkında olumsuz sözler sarf etti ve komünist devrimlere karşı daha da düşmanca bir tavır sergiledi.

Bize, 1945’ten günümüze kadar Batı’nın gezegen üzerindeki kontrolünü geçici olarak yitirdiğini, ancak ABD’nin bunu tek başına ya da kendisinin eski sömürgeci güçleri olarak ifade ettiği ideolojik atalarının yardımıyla düzelteceğini anlattı.

Batı dışındaki ülkelerin kaynakları veya endüstriyel kalkınmaya yönelik kendi tedarik zincirleri üzerinde kontrol sahibi olmalarını açıkça reddetti.

Yani ABD dünyanın geri kalanına bağımsız bir yol izleme hakkını tanımıyor.

Rubio konuşmasında, uluslararası hukukun her türlü kavramını, hatta seleflerinin savunduğu sözde kurallara dayalı uluslararası düzeni bile reddetti.

Söylediği şey patikte şöyle toparlanabilir: ABD’nin kabul edebileceği tek kural kendi çıkarlarıdır.

Özellikle Venezuela’ya ve İran’ın nükleer tesislerinin imhasına değinerek, ABD’nin gönüllü olarak boyun eğmeyen herhangi bir ülkeyi boyun eğdireceğini ifade etti.

Batı’nın, Rusya’nın ya kapasitesinin tükenmesiyle ya da taleplerine boyun eğmesiyle teslim olana kadar, bu yıpratma savaşını süresiz olarak sürdüreceğini açıkça belirtti.

Sonuç olarak, emperyalist politikalara direnen her ülke üzerinde kontrolü yeniden ele geçirme politikasını sürdürecekler.

Bunun istisnası Çin.

Çin’in dünyanın büyük bir kısmıyla ekonomik ilişkilerini kesmeyi başarana kadar bir geçici uzlaşma sürdürmeye çalışacaklarını söyledi.

KÜRESEL GÜNEY’E SAVAŞ İLANI Tüm bunlar, Küresel Güney’e karşı bir savaş ilanıdır, dünyanın büyük bir kısmının yeniden sömürgeleştirilmeye çalışılacağının ilanıdır.

Bu, bağımsız ülkelerin, başta İran olmak üzere, birbiri ardına emperyalist saldırılarla ve rejim değişikliği operasyonlarıyla karşı karşıya kalacağı anlamına gelir.

Küba, Nikaragua ve Sahel ülkeleri de bunu takip edecektir.

Umarız buna dayanabilirler.

Yeni direniş hareketleri doğacaktır.

BM Şartı ilkeleri temelinde Küresel Güney’in ideolojik birleşmesi daha da ilerlemeli ve ilerleyecektir.

Önümüzdeki yıllar zorlu geçecek, ancak ben iyimserim.

Batı, 7,5 milyar insanla karşı karşıya.

Hepsini boyun eğdiremezler.

YUNANİSTAN, “BATI MEDENİYETİ”NİN Mİ İÇİNDE? - Aynı konu hakkında size biraz da Yunanistan’ın bakış açısından sormak istiyorum.

Örneğin Rubio, bir medeniyetten, Batı medeniyetinden bahsediyor.

Genel olarak, tarihsel açıdan Antik Yunanistan’ın bu Batı medeniyetinin en önemli beşiği ya da en önemlilerinden biri olduğu kabul edilir.

Sizce Yunanistan, Rubio’nun bu kavramının bir parçası mı?

Rubio’nun sözlerini duyunca “evet, biz bunun bir parçasıyız ve öyle kalmalıyız” mı diyorsunuz yoksa bu sözler sizin gözünüzde Yunan medeniyetinin tarihsel olarak ifade ettiği şeyden farklı bir kavram mı?

Bakın, Yunanistan ile Balkanlar ve Doğu Avrupa’nın büyük bir kısmı NATO üyesi, AB üyesi; yani Yunanistan, bölgemizin geri kalanı gibi, sözde Batı’nın bir parçası.

Ancak dünyanın geçmişi değil, geleceği üzerine düşündüğümüzde, Yunanistan, aynı Balkanlar ve Avrupa’nın çeperinin genelinde olduğu gibi, benim görüşüme göre Batı projesinin bir parçası değil, Küresel Güney’in bir parçasıdır.

Batı’dan bahsettiğimizde, Batı ülkelerinin çekirdeğini, yani eski sömürge güçlerini kastediyoruz.

Yunanistan ve Balkanlar’ın geri kalanı ise başka bir şey.

Bizim geleceğimiz, bölgemizin geri kalanıyla, yani diğer Balkan ülkeleriyle ve Doğu Akdeniz ülkeleriyle işbirliği içinde şekillenmelidir.

Batı medeniyetinin sömürgeci geçmişinin bir parçası değiliz.

Biz başka bir şeyiz.

Kendimizin yolunu bulmalıyız.

ABD ve Orta Avrupa’daki müttefiklerinin hedefi olan dünyamızın yeniden sömürgeleştirilmesi yolu bizim yolumuz değil.

YUNANİSTAN’DAKİ ABD HÂKİMİYETİ - Yunanistan’daki kamuoyunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rubio’nun bu çağrısı onların ilgisini çekti mi, yoksa sizin de söylediğiniz gibi bunun eski bir Avrupa sömürge gücünün bir yaklaşımı olduğunu mu düşünüyorlar?

Bakın, Yunanistan’da şu anda şanssız bir dönemden geçiyoruz.

Nüfusun büyük çoğunluğu Batı karşıtı, emperyalizm karşıtı ve emperyalizme karşı direnişi destekliyor.

Bizim bir anti-emperyalizm bir geleneğimiz var.

İç savaşlar sırasında ülkemiz Amerikalılar tarafından bombalandı. 1940’lı yıllarda ülkemize yapılan İngiliz ve Amerikan müdahalesi sonucunda binlerce kurban verdik. 1967’den 1974’e kadar ABD tarafından dayatılan apaçık bir diktatörlük yaşadık.

Bu topraklarda yaşamak için Batı’ya ağır bir bedel ödedik.

Amerikan Büyükelçiliği’nin tam kontrolü altında olan bir siyasi sisteme sahip olmak bizim için talihsizliktir.

Siyasi sistemimiz, toplumumuzla çok uyumsuz.

Toplumumuzda, az önce anlattığım gelenekler ve zihniyet hala yaşıyor.

Ancak propaganda etkeni var: Amerikan Büyükelçiliği medyamızın tamamını kontrol ediyor.

Medyamız gemi sahipleri tarafından kontrol ediliyor ve malum ki gemi sahiplerinin tek patronu, pek çok nedenden ötürü Yunan hükümeti değil, Amerikalılardır.

Bu, Yunan toplumunun iki düşmanı olduğu anlamına geliyor: Birinci düşman siyasi sistemdir, ikinciyse medyamız üzerindeki yabancı kontrolüdür.

Yunanistan’ın sorunu budur.

YUNANİSTAN’IN GEMİ SAHİPLERİ VE ABD - Avrupa Birliği’nin Rusya’ya ve Rus petrolünün nakliyesine yönelik yaptırımları giderek artırdığı için, size bu gemi sahipleri konusunu sormak istiyorum.

Bazı haberlere göre diğer gemilerin yanı sıra Yunan gemileri de genellikle Rus petrolü taşıyor ve bu taşımacılık faaliyetleri de yaptırımların hedefi olacak.

Bu gemi sahipleri aralarında, bu yaptırımların maddi çıkarlarını giderek daha fazla etkilemesi nedeniyle, bir tür reddetme tavrı yok mu?

Yunan gemi sahipleri, elit kesimimizin çok güçlü bir parçasıdır, ABD’yle ve genel olarak Batı’yla güçlü bağları vardır.

Evet, elbette Yunan gemi sahipleri Rus petrolünün nakliyesinde faaliyet gösteriyorlar.

Para kazanabilecekleri her şeyi yapıyorlar.

Bu çok açık.

Tek bir sınırları var ve bu sınır da Yunan hükümetinin değil, Amerikalıların iradesidir.

Çünkü okyanusları ve denizleri Amerikalılar kontrol ediyor.

Ticari gemiler, Amerikan Donanması olmadan ya da ona karşı çalışamazlar.

Bu, gemi sahiplerimizin Amerikan iradesine boyun eğmek ve Amerikalıların kendileri için belirlediği sınırlar içinde çalışmak zorunda oldukları demektir.

Dolayısıyla, Amerikalılar durmalarına karar verdiğinde, Rus petrolünü taşımayı durduracaklardır.

NATO’DAN AYRILMAK VE BAĞIMSIZLIK - Yunanistan’ın NATO üyeliği konusunda oldukça eleştirel yorumlarda bulundunuz.

Yunanistan’ın NATO’dan ayrılıp bir tür savunma anlaşmasına ya da benzeri bir yapıya katılması gerektiğini düşünür müsünüz?

Yunanistan, devlet olarak tarihinde ilk kez bağımsız bir ülke olmak istiyorsa, NATO’dan çıkmak hayati bir gerekliliktir.

Bakın, biz 200 yıldan biraz az bir süredir bağımsız bir devletiz.

Ancak bu süre zarfında hiçbir zaman gerçek anlamda bağımsız olmadık.

Her zaman yabancı güçlerin kontrolü altında olduk. 20. yüzyılın 40’lı yıllarına kadar İngilizlerin, 40’lı yıllardan sonra ise ABD’nin kontrolü altındaydık.

Ülkemizi Amerikan askeri ve ekonomik ve benzeri yapılarının içinden çekmezsek, bağımsızlıktan söz etmek imkânsızdır.

Bunun zor olduğunu biliyorum.

Fakat Bence bu, toplumumuzun ve halkımızın, tıpkı geçmişte önceki nesillerimizin yaptığı gibi, bu hedef uğruna mücadeleye başlaması gereken bir görevdir.

Röportaj ilk olarak UWIDATA’da Yunus Soner tarafından İngilizce olarak yayınlanmıştır.

Tarafımızca Türkçeye çevrilmiştir.

İlgili Sitenin Haberleri