Haber Detayı
Direnen şiir düş kurma yeteneğini ateşler
Usta Şair Hüseyin Haydar, şiirin insanı ve toplumu harekete geçiren gücünü hatırlattı. Emperyalizmin hayal kurmayı yasaklamak istediğini belirten Haydar, ‘Direnen şiir, öne geçer ve halkın düş kurma yeteneğini ateşler. Ardından zafer gelir. Devrim zaferlerinde şiirin, sanatın payı çok büyüktür' dedi
İnsanlığın emperyalizmle büyük bir hesaplaşma içine girdiği dönemde kökeni binlerce yıl öncesine dayanan şiirin ve şairin tarihsel sorumluluğunu konuşmaya devam ediyoruz.
Şair Hüseyin Haydar, egemenlerin özellikle insanların hayal etme yeteneğini elinden almak istediğine dikkat çekti.
Söyleşimize ikinci bölümüyle devam ediyoruz. ‘ŞİİR IŞIK SÖZCÜĞÜNDEN GELİYOR’ - Şiir ve şuur aynı kökten geliyor.
Şairin aslında bir yönüyle bilinç taşıyan bir konumda olması gerekmiyor mu?
Şiir sözcüğü, bir kavram olarak ele alınmalı.
Arapça kökenli olan şiir kavramı, derin sezgi, kapsamlı kavrama ve duyguların ayık olarak en derine işlemesidir.
Şuur sözcüğünün de bunları kavradığını düşünüyorum.
Bu kavram aynı zamanda bilmek, bilincine ermek, hayat donanımıyla duyguların sezgisel bir farkındalıkla dile getirilmesini işaret eder.
Benim şiir sözcüğünün kökeni konusunda şöyle bir yaklaşımım var: Ayet sözcüğü “aydınlatma” kökenlidir. “Aymak”tır.
Hatta eski destanlarımızda söyledi yerine kullanılır: “Dedem Korkut aydı”, yani söyledi vb.
Buradaki söylemek bir soruna açıklık getirmek anlamındadır.
Benim için şiir sözcüğü, “şua” yani ışık-ışın kökenlidir. “Şuara” aynı zamanda şairler demektedir.
Kur’an’daki Şuara Suresi bunun en güzel örneğidir.
Bu önemli konu üzerinde başka zaman daha ayrıntılı ve derinlikli konuşmak isterim. ‘TÜRK ŞİİRİ TÜRK TARİHİNİN AYNASIDIR’ - Şiire “görev” yüklenmemeli deniyor hep.
Ya da şiirin kendisinin toplumsal olduğu öne sürülüyor.
Ancak şiiri ve genel anlamda edebiyatı oyun olarak görenler de var.
Bir okur şiirden ne beklemeli?
Bir okur, okuduğu ya da dinlediği bir şiir karşısında “Ben de böyle söylemek isterdim!” diye düşünürse, şair doğru yoldadır: Aklı ikna edip duygularla bağ kurmuş demektir.
Türk şiiri, Türk tarihinin aynasıdır. (Daha derinde ve yaygını olan türkü sözleri de hesaba katılmalıdır.) Gelelim modern şairin tavrına: Şiiri bir eğlence, bir söz oyununa indirgeyenlerin, halkın mücadelesinden ne kadar uzak olduğu görülür.
Bugün baktığımızda şairi emperyalizmle mücadele cephesinden uzaklaştırmak için pek çok yol denendiğini görüyoruz. ‘DEVRİM ZAFERLERİNDE ŞİİRİN PAYI ÇOK BÜYÜKTÜR’ - Konuşmalarımızda hep emperyalizmin insanların hayal kurma yeteneğini elinden almak istediğini söylemiştiniz.
Bence bu önemli.
Hayal kuran insandan neden korkar sistem?
Harika!
Düşünce olup biteni kavramak içindir.
Yaşanan üzerine iradi tavır alma gücünü harekete geçirir.
Bu süreç emperyalizmin, düşman saydığı sanatçıya, şaire karşı belli “tedbirler” almasıyla, müeyyideler uygulamasıyla aralıksız devam eder.
Medya, kurumlar ve pek çok araçla bu baskılar sürdürülerek halk da sindirilir.
Bu durumda boyun eğmekten, kontrole girmekten şöhret çıkarı sağlayan şair az değildir.
Öte yandan hayal kurmak dediğimiz, düş kurmak ele avuca gelmez, kontrol edilmesi olanaksızdır.
Bir milleti, halkı esir etmek isteyenler, öncelikle onun düş kurma yollarını tıkamak, engellemek, siyasi erk aracılığıyla yasaklamak isterler.
Ancak, insanın ve giderek toplumun düş kurma eylemine kurşun işlemez.
Bu düş gücü, hayal olmaktan gerçeğe dönüşmeye başladığında zulüm artar.
Direnen şiir, öne geçer ve halkın düş kurma yeteneğini ateşler.
Ardından zafer gelir.
Devrim zaferlerinde şiirin, sanatın payı çok büyüktür.
Belirleyicidir. ‘ŞİİRİM ŞEYTANLARA TEHLİKELİ GÖRÜLÜR’ - Sizin için Türkiye sınırlarını aşarak, “Dünyanın neresinde bir mazlum varsa, Şair Hüseyin Haydar oradadır.” diyorlar.
Bu onurlandırmanın size yansıyan bedelleri nelerdir?
Teşekkür ederim.
Ben şiir yazmak için ilahi uyarılar bekleyen bir şair değilim.
Denilebilir ki, benim için şiire ulaşmanın, şiir yazmanın özel bir anı yoktur.
O esin, o duygu denizinde yüzüyorum ben.
Kendi somut varlığımın ötesinde hiç bitmeyen, hiç ara vermeyen rüzgârlı bir fırtınada yürüyorum.
Elbette bu tavrım o sözünü ettiğim odakların hoşuna gitmiyor.
Benim şiirim bulunduğu topluma umut yayar, düş gücü aşılar.
O nedenle şeytanlara tehlikeli görülür.
Bakın, Facebook’tan, medya ortamlarında bir bahaneyle yasaklanıyorum.
Hatta 80 sonrası Türk şiiri diye internete girin bakın, genellikle benim adımı göremezsiniz.
Kötülüğün örgütlenmesine bakın.
Nerelere kadar sızıyor.
İngiltere bana terör vs. saçma nedenlerle vize vermedi.
Sanat kurumları benim ödüllü kitaplarımı yayımlamaktan çekiniyor, bana ambargo uyguluyorlar.
Bakın, emperyalizmin saldırdığı bütün cephelerde şiirimle, kişiliğimle durdum.
Suriye’den Filistin’e, Libya’dan Venezuela’ya, Çin’den Rusya’ya, Arabistan’dan Küba’ya, Irak’tan Yunanistan’a, Ukrayna’dan Filipinler’e, Afganistan’dan Ruanda’ya, Mısır’dan Cezayir’e, Brezilya’ya… Fakat ülkemde kitaplarımı yayımlayamıyorum.
Niçin?!
Çünkü ben şair vicdanıyla, emeğimin şiiriyle yaşıyorum, çok şükür.
Bedel ödemiyor, bedel ödetiyorum.
Benden, şiirlerimden korkuyor, yasak koyuyorlar.
Yaklaşık 20 yıldan beri Türk Milleti’nin Şair Oğlu olarak şiirlerimi Aydınlık’ta yayımlıyorum.
Her hafta Şairin Emeği köşesinde, şiir emeğinin bilinciyle, Türk Milleti’nin ve mazlum milletlerin verdiği görevi yerine getirmeye çabalıyorum.
Aynı çabayı örgütlemek için çağrı manifestoları yayınladım: Asya Çağı Şairlerine, Büyük İnsanlığın Şairlerine, İpek Yolu Şiir Kuşağı Şairlerine vb.
Amacım yakın uzak şairleri göreve çağırmaktı.
Dünya Şiir Günü’nde Yükselen Asya’da bir araya gelmekte ruhunu bulur.
Bu ruh sizi bugün emperyalizme, siyonizme direnen İranlı şairlerin safında görevlendirir. - Son olarak ne söylemek istersiniz?
Öncelikle teşekkür ederim Gözen.
Şunu söylemek isterim ki: Bugün insanlığın ön cephesi Batı Asya’dır.
Zalim Amerikan emperyalizmi ve emir eri İsrail’in adına savaş değil, cinayet saldırıları diyeceğimiz sivil kırımı durdurulmalıdır.
Emperyalizmin insan varlığına, canlı hücrelere düşmanlığı aşikârdır.
Bu söyleşimizi büyük devrim liderleri Atatürk, Lenin, Mao, Kastro vb. sanat üzerine görüşlerini birleştirerek bitirelim: Toplumların en önemli hayat damarı olan sanat, tarafsız olamaz.
Seçkinlerin, elitlerin, egemenlerin değil, işçiler, köylüler ve yurtsever askerler için devrime hizmet eder.
Ben de büyük insanlığın bütünlüğüne doğru giden yolda kendi kavlimce, devrimlerin naçizane hizmetkârıyım.
İşimiz çoktur ve zorludur.
Biz de zorlu şairleriz.
Yeri gelmişken belirtmeliyim: Binbir güçlükle, çetin fedakârlıklarla mücadeleye kattığımız kurumlarımızı, halkımızın desteklemesi gerekmektedir.
Ulusal Kanal’ın, Aydınlık’ın yanında olmalıyız.