Haber Detayı

Kelebekler, kentlerin ekolojik kalitesini gösteriyor: Kelebekler bize ne söylüyor?
Sürdürülebilirlik cumhuriyet.com.tr
25/03/2026 04:00 (3 saat önce)

Kelebekler, kentlerin ekolojik kalitesini gösteriyor: Kelebekler bize ne söylüyor?

Bir türün azalması bazen çok daha büyük bir ekolojik kırılmanın habercisi olabilir. Kelebekler de hem habitat kaybını hem de kentleşmenin doğa üzerindeki baskısını erkenden görünür kılan canlılar arasında yer alıyor.

Kelebek ekolojisi, biyoçeşitlilik ve sürdürülebilirlik alanlarında çalışan araştırmacı ve doğa iletişimcisi Alperen Yayla, Lizbon Üniversitesi’nde sürdürülebilirlik bilimleri alanında doktora çalışmalarını sürdürüyor.

Araştırmalarında kelebek topluluklarını sürdürülebilir kentsel planlama ve doğa temelli çözümlerle ilişkilendiren Yayla, 15 yılı aşkın süredir kelebek gözlemi yapıyor, ekoturizm ve doğa eğitimi projeleri geliştiriyor.

Akademik çalışmalarının yanı sıra fotoğrafçılık ve dijital içerik üretimiyle doğa koruma farkındalığını artırmayı hedefleyen Yayla ile kelebeklerin ekosistemler için neden önemli olduğunu, kentleşmenin yarattığı baskıları ve doğayla yeniden bağ kurmanın yollarını konuştuk. - Kelebek ekolojisine yönelmenizin başlangıç noktası neydi?

Sizi bu alana çeken ilk merak ne oldu?

Kelebeklerle olan yolculuğum çocukluk yıllarıma dayanıyor.

Küçük yaşlardan itibaren doğaya ve yaban hayatına ilgim vardı.

Bu ilgide babamın da etkisi büyük.

Fotoğraf çekmeye başladığı dönemde doğaya yönelmesi ve bir gün çektiği Orakkanat (Gonepteryx rhamni) fotoğrafı beni çok etkilemişti.

Yaprak şeklindeki kamuflajı gördüğümde, bu canlıların Türkiye’de de olduğunu fark etmek benim için bir kırılma anıydı.

O gün ilk fotoğrafımı çektim ve bu merak giderek bir tutkuya dönüştü. - 15 yılı aşkın süredir kelebek gözlemi yapıyorsunuz.

Bu uzun gözlem pratiği size doğadaki değişim hakkında en çok ne öğretti?

En çarpıcı farkındalığım şu oldu: Kelebekler aslında dikkat etmediğimiz için görmediğimiz canlılar.

Onları fark etmeye başladığınızda ise her yerde olduklarını görüyorsunuz.

Bununla birlikte doğadaki değişimi çok erken fark etmeye başladım.

Özellikle kelebek sayılarındaki azalma dikkat çekiciydi. 2009’dan 2010’a geçtiğimizde, o yıl özelinde kelebek sayısında neredeyse yarı yarıya bir düşüş olmuştu.

Sonraki yıllarda da bu azalma devam etti.

O dönemlerde bu hızla giderse bazı türlerin birkaç yıl içinde tamamen yok olabileceğini düşündüğümü hatırlıyorum.

Ayrıca mevsimlerin düşündüğümüz kadar sabit olmadığını gördüm.

İlkbaharın her yıl mart, nisan ve mayıs aylarında aynı şekilde yaşandığı düşüncesi doğru değil.

Her yıl sıcaklık değişimleri ve mevsimsel döngüler farklı olabiliyor.

Türlerin ortaya çıkış zamanları değişiyor, bazıları daha erken, bazıları daha geç görülüyor ve bu kaymalar son yıllarda daha belirgin hale geldi.

Kelebekler çevresel değişimlere çok hızlı tepki verdikleri için, doğadaki dönüşümü erken aşamada anlamamızı sağlayan güçlü bir gösterge.

KELEBEKLER KENT PLANLAMASINA KATILMALI - Lizbon Üniversitesi’nde sürdürdüğünüz doktora çalışmanızda kelebek topluluklarını sürdürülebilir kentsel planlama ve doğa temelli çözümlerle ilişkilendiriyorsunuz.

Bu ilişkiyi okurlarımız için nasıl anlatırsınız?

Kelebekler, bulundukları ekosistemin sağlığı hakkında önemli ipuçları verir.

Bitkilerle güçlü bir ilişki içindedirler ve birçok tür tozlaşmaya katkı sağlar.

Aynı zamanda başka canlılar için besin kaynağıdırlar.

Aslında çıkış noktam da buradan geliyor: Bir kentte kelebeklerin varlığı ve çeşitliliği, o kentin ekolojik kalitesini gösterir.

Eğer bir kent kelebekler için yaşanabilir hale gelirse insanlar için de daha sağlıklı bir yaşam alanına dönüşür.

Doktora çalışmamda da bu noktadan hareketle, kentsel alanlarda kelebeklerin varlığını etkileyen çevresel koşulları ve kentlerin onlar için nasıl daha uygun hale getirilebileceğini inceliyorum.

Amaç sadece kelebekleri anlamak değil, bu bilgiyi kent planlamasına entegre etmek.

Kentlerde çoğu yeşil alan estetik kaygılarla tasarlanıyor.

Oysa yerel bitkilerin kullanıldığı ve birbirine bağlı habitatların oluşturulduğu alanlar hem kelebekler hem de diğer tozlayıcılar için çok daha değerli.

Yeşil çatılar, dikey bahçeler ve habitat koridorları gibi doğa temelli çözümler bu açıdan büyük potansiyel taşıyor. - Kelebekler neden biyoçeşitlilik açısından önemli bir gösterge tür?

Bir ekosistemin sağlığı hakkında bize ne söylerler?

Kelebekler yaşam döngülerinin her aşamasında çevreye bağlıdır.

Bu nedenle en küçük çevresel değişimlere bile hızlı tepki verirler.

Bir alandaki kelebek çeşitliliği, o ekosistemin sağlıklı olduğunu gösterirken türlerin azalması ya da kaybolması, doğada bir şeylerin yolunda gitmediğine dair erken bir işarettir.

SU DÖNGÜLERİ KORUNMALI - Kentleşme, iklim krizi ve habitat kaybı kelebekler ve diğer tozlayıcılar üzerinde nasıl etkiler yaratıyor?

Son dönemde konuşulan, kelebek topluluklarında renk çeşitliliğinin azalması gibi bulgular size göre bize ne anlatıyor?

Habitat kaybı kelebekler için en büyük tehditlerden biri.

Doğal alanlar yapılaşmaya açıldığında bu türler hızla yok olabiliyor.

İklim krizi ise bu süreci hızlandırıyor.

Mevsimlerin kayması, sıcaklık ve yağış düzenindeki değişimler kelebeklerin yaşam döngüsünü doğrudan etkiliyor.

Bazı türler geri çekilirken bazıları yeni alanlara yayılıyor.

Türkiye’de en temel problemlerden biri su döngüsünün bozulması.

Aşırı baraj yapımı ve akarsular üzerinde kurulan hidroelektrik santrallar (HES), sulak alanların kurutulması ve doğal habitatların parçalanması, bölgedeki iklimi doğrudan değiştiriyor.

Su rejiminin değişmesi, bitki örtüsünü etkiliyor; bu da doğrudan kelebekleri ve diğer tozlaştırıcıları etkileyen bir zincir oluşturuyor.

Son dönemde konuşulan renk çeşitliliğinin azalması da bu sürecin bir yansıması.

Daha hassas ve özel koşullara ihtiyaç duyan türler azalırken daha dayanıklı türler baskın hale geliyor.

Bu da doğanın giderek daha tek tip hale geldiğini gösteriyor. - Kentleri kelebekler, tozlayıcılar ve genel olarak biyoçeşitlilik için daha yaşanabilir hale getirmek adına hangi somut adımlar atılabilir?

En temel adım, doğayı kentlerden tamamen çıkarmak yerine onunla yaşamayı öğrenmek.

Yerel bitki türlerinin kullanılması çok önemli.

Çünkü kelebekler ve diğer tozlayıcılar bu bitkilerle doğrudan ilişki içinde.

Ayrıca yeşil alanların birbirinden kopuk olmaması, habitat koridorlarıyla birbirine bağlanması gerekiyor.

Bunun yanında sürekli biçilen çim alanlar yerine daha doğal çayırlık alanlar oluşturmak ve pestisit kullanımını azaltmak da büyük fark yaratabilir.

Küçük gibi görünen bu adımlar, kentlerin ekolojik yapısını ciddi şekilde dönüştürebilir. - Akademik çalışmalarınızın yanı sıra fotoğrafçılık ve dijital içerik üretimiyle de doğa koruma farkındalığı yaratıyorsunuz.

Sizce bugün bilim iletişiminde en çok neye ihtiyaç var?

En büyük ihtiyaç, bilginin sade ve anlaşılır şekilde aktarılması.

İnsanlar doğayla bağ kuramadığında onu korumakta zorlanıyor.

Bu yüzden sadece veri paylaşmak yetmez, o veriyi anlamlı hale getirmek gerekir.

Fotoğraf ve dijital içerikler bu noktada çok güçlü araçlar.

Bir canlıyı öyküsüyle birlikte anlatmak, farkındalık yaratmanın en etkili yollarından biri. - Bunu her konuğuma soruyorum: Eğer bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz?

Çivitotu (Isatis tinctoria) olmak isterdim.

Hem mavi rengin kaynağı olması hem de doğayla ve insan kültürüyle kurduğu bağ nedeniyle benim için anlamlı.

Benim için özel olmasının bir diğer nedeni ise çok sevdiğim türlerden biri olan süslü damone kelebeği (Anthocharis damone).

Bu türün tırtılları bu bitkiyle besleniyor.

Sevdiğim bir kelebek türünün yaşam döngüsünün parçası olması, doğadaki ilişkilerin ne kadar güçlü olduğunu hatırlatıyor.

TÜRKİYE’NİN KELEBEK MİRASI Türkiye, farklı iklimlerin ve habitatların bir arada bulunduğu çok özel bir coğrafya.

Bu da kelebek çeşitliliğini oldukça zengin kılıyor.

Türkiye’de 400’den fazla tür bulunuyor ve bu sayı her geçen yıl artıyor.

Ancak bu zenginliğin yeterince bilindiğini söylemek zor.

Habitat kaybı ve yanlış arazi kullanımı nedeniyle birçok türün yaşam alanı daralıyor.

Bu nedenle bu mirası koruyabilmek için önce onu görünür kılmak gerekiyor.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDE EN ACİL ÜÇ MESELE - Kentlerin aşırı ısınması.

Beton ve asfalt yüzeyler ısıyı tutarak kentleri yaşaması zor alanlara dönüştürüyor.

Yeşil alanlar ise bu etkiyi dengeleyebiliyor. - Su döngüsünün bozulması.

Akarsuların yönünün değiştirilmesi, sulak alanların yok edilmesi ve yanlış su yönetimi ekosistemleri doğrudan etkiliyor. - Habitat kaybı ve parçalanma.

Doğal alanlar küçüldükçe türlerin popülasyonları azalıyor ve ekosistemler daha kırılgan hale geliyor.

Aslında tüm bu sorunlar birbiriyle bağlantılı.

Bu nedenle doğaya bütüncül bir yaklaşımla bakmak artık bir tercih değil, zorunluluk.

İlgili Sitenin Haberleri