Haber Detayı

Yeni Şafak manşetten karşı çıktı: Savcılara bu hak nasıl tanınır... Odatv araştırdı: Osmanlı'da nasıldı
Güncel odatv.com
24/10/2025 09:48 (2 ay önce)

Yeni Şafak manşetten karşı çıktı: Savcılara bu hak nasıl tanınır... Odatv araştırdı: Osmanlı'da nasıldı

Yeni torba yasa taslağında CMK 128’de değişiklik yapılarak savcılara hakim kararı ve rapor olmaksızın mal varlığına el koyma yetkisi veriliyor. Söz konusu değişikliğe Yeni Şafak Gazetesi manşetten karşı çıkarak, "Mülkiyet hakkını tehdit eden yetki" başlığını attı.

Yeni torba yasa taslağında, “kara para aklama” ve “terörizmin finansmanı” suçuna karşı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 128’inci maddesinde değişiklik planlanıyor.

Buna göre, CMK’nın 128’inci maddesinde yer alan tüm katalog suçlarda hakim kararı ve ilgili kurumlardan rapor olmaksızın, savcılara kişilerin mal varlıklarına el koyma yetkisi veriyor.Söz konusu torba yasa taslağını manşetinden duyuran Yeni Şafak, bu gelişmeye karşı çıktı. "Mülkiyet hakkını tehdit eden yetki" başlığını atan gazete, haberinde şu ifadelere yer verdi:"Somut delillerle desteklenmeyen veya ilgili kurumlardan teyit alınmamış mal varlığı dondurma işlemlerine kapı açacak düzenleme, hukuk güvenliği ilkesi ve kişinin mal varlığı hakkını ihlalsiz kullanma güvencesini zedeleyecek riskler taşıyor. 2014’te getirilen “MASAK raporu zorunluluğu”, esasında şüphelinin lekelenmeme hakkını korumak, masumiyet karinesinin gerektirdiği hassas dengeyi sağlamak içindi.

Hüküm kesinleşmeden verilen tedbir, kişiyi fiilen cezalandırma sonucu doğurur"Gazetenin haberinin tamamı şu şekilde;"Yeni torba yasa taslağında, “kara para aklama” ve “terörizmin finansmanı” suçuna karşı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 128’inci maddesinde değişiklik planlanıyor.

Söz konusu değişiklik, savcılara süper yetkiler tanıyor.MEVCUT DURUM: ÖNCE RAPOR SONRA KARARMevcut durumda, kişilerin mal varlıklarına el koyma kararı alınabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Hazine ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu'ndan, suçtan elde edilen değere ilişkin rapor isteniyor.

Bu rapor en geç 3 ay içinde hazırlanıyor.

Böylelikle kişilerin Anayasa ile güvence altına alınmış mülkiyet hakkı başta olmak üzere diğer tüm mali haklarına getirilecek hukuki kısıtlamalar, mevcut yasal düzenlemelerle denetlenebiliyor.YENİ DÜZENLEMEYLE RAPORSUZ EL KOYMA YETKİSİ!Yeni düzenlemeye ilişkin taslak madde ise CMK’nın 128’inci maddesinde yer alan tüm katalog suçlarda hakim kararı ve ilgili kurumlardan rapor olmaksızın, savcılara kişilerin mal varlıklarına el koyma yetkisi veriyor.

Somut delillerle desteklenmeyen veya ilgili kurumlardan teyit alınmamış mal varlığı dondurma işlemlerine kapı açacak düzenleme, hukuk güvenliği ilkesi ve kişinin mal varlığı hakkını ihlalsiz kullanma güvencesini zedeleyecek riskler taşıyor.HÜKÜMSÜZ TEDBİR DİREKT CEZALANDIRMA2014’te getirilen “MASAK raporu zorunluluğu”, esasında şüphelinin lekelenmeme hakkını korumak, masumiyet karinesinin gerektirdiği hassas dengeyi sağlamak içindi.

Hüküm kesinleşmeden verilen tedbir, kişiyi fiilen cezalandırma sonucu doğurur.EL KOYMA "KURAL" RAPOR ALMA "İSTİSNA" OLURHukuk çevreleri, yeni düzenlemenin sakıncalarına işaret etti.

Ortaya çıkacak bazı sorunlar şöyle:Her katalog suç, mali nitelikli değildir ve her durumda “gecikmesinde sakınca” kriteri söz konusu olmaz.

İstisnanın kapsamı genişlerse, savcıların neredeyse her ciddi suçta MASAK raporu beklemeksizin el koyma yoluna gitme riski belirir.

Bu da zamanla keyfî uygulamalara zemin hazırlar.

İstisnanın yaygınlaştırılması, her katalog suçta savcının doğrudan el koyma kararını rutin hale getirmesi tehlikesini doğurur.

Böyle bir durumda, “Gecikmesinde sakınca bulunan hal gerçekten var mı yok mu” sorgulaması sağlıklı yapılamaz ve el koyma tedbiri “kural”, rapor alma “istisna” haline dönüşür.HAKİM KARARI FORMALİTEYE DÖNERSavcıya bu yetkinin tanınması, hakim kontrolünün etkisini fiilen azaltır.

İstisnai usulün genelleştirilmesi, yargısal değerlendirme mekanizmasını by-pass eder.

Ayrıca MASAK gibi kurumların uzman raporu sunma şartının fiilen devre dışı kalması, mahkemelerin teknik-finansal analiz desteği almadan karar vermesine yol açar.

Sonuçta yargı denetimi şekle indirgenir.

Hakim kararının sadece bir formaliteye dönüşme riski doğar.TEMEL HAKLAR KORUMASIZ KALIRİstisnanın genişletilmesiyle, mülkiyet hakkının ihlal edilme ihtimali artar.

Kişiler, haklarında yeterli inceleme yapılmadan ve belki de ileride beraat edecekleri bir soruşturmada, tüm mal varlıklarına el konulması gibi ağır bir müdahale ile karşılaşabilir.

Anayasa’nın 35’inci maddesinde öngörülen ölçülülük ve kamu yararı kriteriyle bağdaşmaz.

Bu bakımdan “Önce el koy sonra bakarız” anlayışına yol açar, temel haklar korumasız kalır.

El koyma tedbiri kamu yararı ile temel haklar arasındaki dengeyi bozarsa, Anayasa’ya aykırı hale gelir.İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ ŞÜPHELİDE!Düzenleme, kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele için küresel eylemlere öncülük eden Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tavsiyeleri doğrultusunda hazırlanıyor. 5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 17. maddesinin 2. fıkrası, 27/12/2020 tarihinde 7262 Sayılı Kanun'la eklenen bir düzenleme.

Bu hüküm, normalde hakim kararı ve uzman raporu gerektiren mal varlığına el koyma sürecine istisna getiriyor.

Metne göre, “Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da el koyma kararı verebilir.

Hakim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi 24 saat içinde görevli hakimin onayına sunulur.

Hakim en geç 24 saat içinde onaylanıp onaylanmamasına karar verir.

Hakimin onaylaması halinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128’inci maddesinde belirtilen değere ilişkin rapor 3 ay içinde alınır ve tekrar hakim onayına sunulur.

Onaylanmama veya raporun 3 ay içinde alınamaması halinde Cumhuriyet savcılığının kararı hükümsüz kalır.” Düzenleme, el konulan mal varlıklarının yasal yollardan elde edildiğini ispat yükümlülüğünü de şüpheliye yüklüyor.

Bu yaklaşım, “İspat, iddia sahibine aittir” şeklinde ifade edilen evrensel ceza hukuku ilkeleriyle de çelişiyor"ODATV ARAŞTIRDI: OSMANLI DÖNEMİNDE NASILDIOsmanlı İmparatorluğu’nun en tartışmalı uygulamalarından biri olan “müsadere”, özel mülkiyetin devlet tarafından el konularak kamulaştırılması, yüzyıllar boyunca hem siyasi hem ekonomik olayların merkezinde yer aldı.Tarihçi İsmail Hami Danişmend’e göre, Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar bilinen bir müsadere olayı yaşanmadı.

Ancak İstanbul’un fethi sırasında Bizans’tan rüşvet aldığı iddia edilen Veziriazam Çandarlı Halil Paşa azledildi, tutuklandı, idam edildi ve 420 bin altın değerindeki mal varlığına el konuldu.Bu olayın perde arkasında aslında Fatih’in tahta ilk çıkışında (1444-46) Çandarlı’nın kendisini indirip babası II.

Murat’ı yeniden tahta geçirmesi yatıyordu.

Dolayısıyla mesele, bir yolsuzluktan çok iktidar mücadelesiydi.

Bu güç çatışmasının ardından Fatih Sultan Mehmet, kardeş katlini kanunnameyle meşrulaştırarak mutlak iktidar anlayışını pekiştirdi.Fatih’in ölümünün ardından tahta çıkan II.

Bayezid, Çandarlı Halil Paşa’nın oğluna el konulan malları iade etti.

Ancak müsadere uygulaması sona ermedi.

Bu durum karşısında vezirler ve devlet ricali, servetlerini korumak için “evladiye vakıfları” kurmaya başladı.Ancak Osmanlı döneminde mali sıkıntıların artmasıyla müsadere, bir baskı aracına dönüştü.

Özellikle III.

Selim ve II.

Mahmut dönemlerinde zenginlerin mallarına çeşitli bahanelerle el konulmaya başladı.Reform süreciyle birlikte 3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı, müsadereyi tamamen kaldırdı.

Ardından 3 Mayıs 1840’ta yürürlüğe giren Ceza Kanunnamesi’nin dördüncü bölümü bu konuyu ayrıntılı biçimde düzenleyerek, devletin artık kimsenin mal varlığına keyfi biçimde el koyamayacağı hükme bağlandı.23 Aralık 1876’da ilan edilen ilk Osmanlı Anayasası’nın 24. maddesi de aynı ilkeyi anayasal güvence altına aldı.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri