Haber Detayı
Özgürlük ile esrar yan yana olmaz!
Alkolün azı yarar çoğu zarar mı? Esrarkeşler özgür mü? Avrupa’da yasal, bizde neden yasak? Esrar ve türevlerinin yasallaşması tıbbi bir karar mı? Çoluk çocuk çombalak alkol içince mi laik oluruz? Beyni bilişsel işlevlerinden arındırmak insana ne kazandırır? Prof. Dr. Defne Tamar Gürol yanıtladı...
Geçen yılın son sayısında Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) alkolle ilgili kararını haberlerimizde yer vermiştik.
Ne diyordu: Makul seviye diye bir sınır tanımı yok, alkol tüketmek sağlığa zararlıdır.
Uyuşturucu haberlerinin sıkça karşımıza çıktığı bugünlerde konuyu genişletelim dedik, yeni yılın bu ilk sayısında alkol, uyuşturucu ve madde bağımlılığının önlenmesi ve tedavisi konusunda yetkin bir uzmanı konuk ettik.
BAĞIMLILIK KRONİK BİR BEYİN HASTALIĞI *Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Defne Tamar Gürol.
Psikiyatri uzmanıyım.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde 24 yıl çalıştım.
AMATEM (Alkol Madde Araştırma Tedavi ve Eğitim Merkezi) ve ÇEMATEM’de (Çocuk Ergen Madde Araştırma Tedavi ve Eğitim Merkezi) uzun yıllar her kademede görev yaptım.
ÇEMATEM’in kuruluşunda yer aldım, AMATEM Klinik Şef Vekili olarak emekli oldum.
Bağımlılıkla ilgili önleme, yaygınlık, tedaviyle ilişkili olarak birçok araştırmada yer aldım.
Ulusal ve uluslararası pek çok dergide yayınlarım, kitap bölümlerim var.
Tutkuyla bağlı olduğum bir alan...
En keyiflisi tedavinin sonucunu gördüğünüz zamandır herhalde?
Tabi ki tedavi önemli.
Ama bağımlılık kronik bir hastalık.
Sadece maddeyi bıraktı bırakmadı diye bakmamak lazım.
Düzelme ve depreşmelerle gidiyor.
Hastalarımız en iyi niyetlerle, en kararlı adımlarla tedaviye başvursa dahi süre içinde küçük ya da büyük kaymalar yaşayabiliyor.
Birçok ruhsal sosyal, çevresel, biyolojik, vb. çok etmenli bir şekilde ortaya çıksa da, sonuçta bu bir beyin hastalığı.
Bağımlılık tedavi edilemez diye bir inanç var.
Daha yeni bir örnek yaşadık, bir hasta geldi, “Tedavi edilemeyeceğini biliyorum ama yine de sizi bir göreyim” dedi.
Halbuki bağımlılık tedavi edilebilir bir hastalık.
Bir beyin hastalığı.
Bir takım düzelme ve depreşmelerle gidebilir, arada ufak tefek kaymalar yaşayabilir.
Ama onun da bir çıkışı vardır.
Uzun bir yolculuktur.
Bu yolculukta ilaç tedavileri, terapötik müdahaleler bir arada yapıldığı için adeta bir maratona tekabül ediyor.
Yani 42 kilometrelik maraton koşusu gibi… Sadece tedavi değil, orada kurulan ilişki, temiz bir yaşamın inşası sürecinde yapılan o eşlik çok kıymetli, ama önleme çalışmaları da bir o kadar önemli.
Önleme çalışması ne demek?
Bir reçetesi var mı?
Bağımlılık tedavi edilebilir bir hastalık ama çok meşakkatli bir süreç.
O yüzden önleme çalışmalarına ağırlık vermek gerekiyor.
Hedef hiç başlamamak.
Ya da daha erken dönemlerde, bağımlılık gelişmeden, yıkıcı etkileri ortaya çıkmadan onların durdurulmasını hastalara tedavi kadar önemli buluyorum.
BAĞIMLI OLSAYDIM KÖPRÜ ALTINDAYDIM Bağımlılık dereceleri var mı?
Hastalar, özellikle uyuşturucu alkol kullanan kişiler ‘ben daha bağımlı değilim’ diye gelirler.
Aile içinde bir kavga vardır, ‘bağımlısın-değilim’ kavgası.
Ya da ‘bağımlı olsaydım köprü altında olurdum, her gün içerdim’ iddiaları… Ben hastalarıma bakıyorum, aile içinde bu kavga varsa, ‘tamam’ diyorum, ‘siz bağımsızsınız’.
Mesele bağımlı mı değil mi meselesi değil.
Uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin her birinin kullanımı son derece risklidir.
Her birinin kullanımının beynin bilişsel işlevi üzerinde birçok olumsuz etkisi var. ‘Aa, bağımlılık düzeyinde değil, o zaman devam edin!’ Böyle mi diyelim?
Hayır!
Her kullanım kendi içinde riskler barındırıyor.
Bağımlılık bir süreç içinde gelişiyor.
Hiç kimse ilk kullandığı günde bağımlı olmuyor ki.
Her bağımlı hayatında bağımlı olmadığı bir evreden geçerek o bağımlılığa erişiyor.
Her kullanım bir bağımlılık riski barındırıyor.
Neler bu riskler?
Beyinde hafıza, öğrenme, muhakeme gibi bütün bilişsel işlevlerin bütününden bahsediyoruz.
O yüzden tartışma noktası bağımlı mısın değil misin değil.
Bu, bağımlılık yapan bir madde!
Bağımlılık bir süreç içinde gelişir.
Kullanımın karşısında olmak ya da olmamak meselesi.
BİR TEK BEN VARIM Aileler ve hekimler bağımlılığı tedavi etmek için uğraşıyor.
Önlemek için ne yapmalı?
Hiç kullanmamak için topluma düşenler var.
Onlar da topyekün madde karşıtı duruşu pekiştirmek ve sağlamlaştırmak, sıradanlaştırmamak, madde kullanımını basite indirgememek, normalleştirmemek… Bunlara topyekün karşı duracağız, sistemle mücadele ediyoruz sonuçta.
Bireyselleşme bireyciliğe dönüşmüş durumda. ‘Bir tek ben varım’a dönüşmüş durumda.
Bu algıları gözden geçirmeliyiz.
O hale geldi ki artık, ‘birey’ kelimesini gördüğüm yerde silip ‘kişi’ yazıyorum.
Çünkü birey, birey, birey… ‘Bir tek ben’e dönüşmüş durumda.
Kişinin kendi alanları neler?
Kişisel sorun çözme yetenekleri… Hayır demek ve sorunlarla baş etmekteki dayanıklılığı geliştirirken bir toplumun içinde yaşamanın önemini de gözardı etmemek gerekir.
Toplumsal kurallar, vicdan, iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımını yapmak önemli. ‘Ben ne istersem yaparım, istemezsem yapmam’ yaklaşımı doğru mu?
Hayır!
Bazı şeylerden vazgeçeceğiz, başkalarına zarar verecekse yapmayacağız.
Bu uygarlık gereğidir.
İnsanoğlu için uygarlaşmak hiç kolay olmamıştır.
Birçok dürtüsel doyumdam vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Birey kısmında tekrar üst benliği yok sayan birey fetişizmine dönmüş durumda.
Toplum olarak tekrar doyum sağlayacağız, ama aynı zamanda da dürtüsel baskılara boyun eğmeyeceğiz, bilime yöneleceğiz, sanata yöneleceğiz, spora yöneleceğiz… Bu mekanizmayı çalıştıracağız.
Tedavi sürecinde aileye ne düşüyor?
Aile mutlaka tedavi sürecine katılmalı.
Bağımlılık hastalığını öğrenmesinde, tedavi sürecinde ve yeni yaşamın inşasında davranış biçimlerini öğrenmesinde çok önemli rolü var ailenin.
Tedavi demek, sadece maddeyi kullanmamak değil, temiz bir yaşamı inşa etmek demek.
Bu nasıl olacak?
Kişi tekrar işlevselliğine dönecek, peyderpey sorumluluklar alacak, dolayısıyla üretime katılacak.
Bağımlı kişilerin tedavi sürecinde bütün toplum da bağımlılık tedavisindeki kişilerin istihdamında destek olacak.
Prof.
Dr.
Defne Tamar Gürol SOSYAL MEDYA VE KÜLTÜR KÖRÜKLÜYOR Bağımlılığa, madde kullanımına toplumda bir teşvik var mı?
Tabi!
Sosyal medya başta, tamamen hiçlik, yokluk, geleceksizlik, umutsuzluk, karamsarlığı ön plana çıkaran, dönüştürme gücünü yok sayan bir kültürün içindeyiz.
Ekonomik durum da aynı sistemin sonucu olarak insanların geleceğe dair umutlu olmasını desteklemiyor.
Hatta bayağı elverişli!
Sistemi bütün olarak ele almak lazım.
Hem kültürel boyut var, hem ekonomik.
Uyuşturucu kullanımının yüceltildiği, özgürlükle eşdeğer tutulduğu, sevmenin ve yapmanın değersizleştiği, kısa yoldan haz almanın teşvik edildiği ve tek yöntemin bu olduğunu söyleyen bir kültürün içinde yaşıyoruz.
Topluma bunlar sunuluyor.
Diziler var örneğin, ama ‘toplum böyle istiyor’ deniyor?
Hayır öyle değil.
Dijital platformlarda da bu görüşler topluma sunuluyor.
O dizilerde uyuşturucu kullanımı sıradanlaştırılıyor.
Yaşamın içinde insanlar bu mesajlara maruz kalıyor.
İnsanlara farkında olmadan, ‘bu yapılabilir bir şey, insanlar işten eve gelince bir kadeh içkisini koyar, esrarını sarar, içer’ türünden mesaj veriliyor.
Aynı zamanda bir dezenformasyon çağındayız.
Bilgi değil malumatlar, sanki genel geçer bilimsel veriler gibi genç beyinlere, topluma enjekte ediliyor.
Uyuşturucu karşıtı duruşu korumak da pek mümkün olmuyor. ‘Herkes kullanıyor’ mesajı veriliyor.
Herkes kullanmıyor ama… Evet öyle!
Mesela ‘Herkes kumar oynuyor’ diye yayılıyor, ama herkes kumar oynamıyor!
Bir yandan herkes uyuşturucu kullanıyor, denilirken hala yaşam tarafında tutunan kişi sayısı daha fazla.
O konuda kuşkumuz yok!
Uyuşturucu ve madde kullanan sayısında artış var mı?
Evet var.
Uyuşturucuya, özellikle esrara ilişkin olarak verdiği zarar algısında bir düşüş var.
Bütün uyuşturucular serbest bırakılsın, insanlar kendileri seçsinler, diyen bir azınlık var.
Şimdilik azınlık!
Ama zarar algısında bir değişiklik var.
O zaman deneme ve kullanma olasılığı artıyor.
Denemek nedir?
Denemeden bağımlı olunmuyor.
Deneyen insan sayısı arttığında, bağımlı insan sayısı da artıyor.
Deneyen insan sayısı arttıkça esrar kullanımına bağlı psikoz vakalarında artış oluyor!
Esrar, şizofreni ihtimalini yedi kat artıran bir madde.
Şizofreni olmasa da psikoz vakalarını artırıyor.
Ve bunun zararsız olduğunu anlatan bayraktarları var ne yazık ki.
BAĞIMLILIK BİR ŞİDDET GÖSTERGESİ Bağımlı adını ne zaman koyarsınız?
Bağımlılık bir şiddet göstergesidir.
Ben bağımlılık tanısını koymam.
Bir kişinin alkol kullanımı sonucu işlevselliği bozulduysa, kendisine, bedenine, etrafına zarar veriyorsa, orada kullanılan miktar ve sıklığın önemi yoktur.
Alkol kullanım bozukluğudur bu.
Bağımlılık tanısı koymaya gerek yok.
Tanı sınıflandırmalarında artık ‘Alkol kullanım bozukluğu’, ‘Madde kullanım bozukluğu’ gibi adlandırılıyor. ‘Bağımlılık’ ifadesi sınıflandırmalardan çıkartıldı.
Çünkü o, şiddete dair bir durum ve ‘Kullanım bozukluğu’ ifadesi durumu gayet güzel tarif ediyor.
İNSANA KARŞI BİR SİSTEM VAR Avrupa’da her yıl yeni bir ülkede yasallaşıyor.
Gelişmişlik simgesi gibi… Esrar kullanımın yasadışı olmaktan çıkarılmasına gelelim.
Eğer Avrupa’da, Amerika’da, Kanada’da esrar kullanımı yasallaştıysa, o zaman esrar zararsızdır, diye bir sonuca mı ulaşacağız?
Hayır değil!
Esrar son derece zararlı bir madde.
Özellilkle tam gelişmekte olan bir beyin üstünde çok zarar veren bir madde.
Düşünsenize, ilk kullanılan madde çoğunlukla esrardır ve esrarın etrafa etkisini küçümseyici yaklaşımlar olunca, daha masum gibi gösteriliyor.
Ama esrar gelişmekte olan beynin gelişimi üzerinde olumsuz etki yaratıyor.
Esrara bağlı psikoz tabloları, Avrupa, ABD v Kanada’da zirve yapmış durumda.
HİÇBİRİ TIBBİ KARARLAR DEĞİL Hal böyleyken neden serbest bırakıyorlar?
Bunların hiçbiri tıbbi kararlar değil.
Bu asla tıbbi bir karar olamaz.
Sistem eleştirisi yapıyorum.
Neo liberal sistem insana karşı!
İnsanın düşünmesine, varolmasına, doyumlu bir şekilde haz almasına karşı!
İnsanı yıkıcı bir sistemden bahsediyoruz.
Esrarın yasallaşması asla tıbbi bir karar değidir.
Ya da 30 yıl öncesine göre yararlı olduğu keşfedildiği için yasallaşmamıştır.
Neden?Tamamen insana karşı bir sistem var karşımızda!
İnsanı hedef almış, insanın yıkımını hedef almış bir sistem!
Doktorlar ne yapsın?
Sistem çok kararlı, yıkıcı ve çok büyük.
Ama ben hala yapılacak birşeyler olduğunu biliyorum.
Hepimiz bu bilinçte olacağız.
İnsanı hedef almış bir sistem söz konusuysa bu sistemin tuzaklarına düşmeyeceğiz.
Ne yapacağız?
Uyuşturucuyu özgürlükle aynı cümle içinde kullanmayacağız. ‘Uyuşturucu serbest olsa ne kadar özgür olacağız!
Yaşasın!’ Bir dakika!
Bağımlılık yapan bir şeyden söz ediyoruz, nasıl aynı cümle içinde kullanabiliriz?
Alkol için de geçerli mi bu yorumunuz?
DSÖ, alkolün zararını yeni mi keşfetti?
Kararın nasıl alındığını bilmiyorum, ama görüştüğüm yabancı meslektaşlar esrarı da alkolü de savunmuyor.
Ellerindeki verilere göre, 14 yaşında şizofreni tedavisi gören hasta sayıları olsun, yatan hasta sayıları olsun, psikozlar hep artmış.
Alkolü de aynı şekilde değerlendiriyorlar.
Kararlı miktarlarda belli yaşta kullanılmasına bile karşılar.
Oralarda alkol almak laik olmak demektir, diye bir kuşatma yoktu herhalde… Ne yazık ki laiklik içki içip içememeye ve mini etek giyip giyememeye indirgenmiş durumda.
Bu kadar içi boşaltılmış bir laiklik görülmemiştir.
Bir tarihte ekranda Salacak’ta çekilmiş bir görüntü vardı, hatırlarsanız: Bir grup, kağıt bardağa içkiyi koymuşlar, zil zurna sarhoş halde ‘Türkiye laiktir/Laik kalacak’ diye slogan atıyordu.
İçki içebiliyorsa, -mini eteği de atlamayalım- miini etek giyebiliyorsa laik!
HAYDİ ÇOCUKLAR İÇMEYE Alkol tüketimi arttı mı?
Belli bir kesimde alkol, laiklikle özdeşleştirildiği için tüketim yaşı düştü.
Alkol ve diğer herhangi bir uyuşturucu illa kullanılacaksa 24 yaşından önce olmamalı.
Çünkü gelişmekte olan bir beyin var.
Düşünme, muhakeme etme, insani birçok özelliğimiz beynin işlevleriyle ilgili.
İnsan olarak şu sandalyeden farklı olmamızı sağlayan organımız beyin.
Ergenlik dönemi , 14-24 yaş arası, beyinde çılgın bir gelişmenin olduğu dönem.
O dönemde özellikle alkol kullanılması, beynin gelişmesinde olumsuz bir etki yaratıyor.
ABD’de yasal olarak içki içme yaşı 21, Türkiye’de 18.
Ama alkolü laiklikle özdeşleştiren ailelerde, matah bir şeymiş gibi çocuklara ‘haydi hep beraber içki içiyoruz’ deniyor.
Ne kadar moderniz, ne kadar çağdaşız!
Ne kadar modern ve çağdaş olduğumuzu böylece kanıtlayan sosyal bir kesim var.
Maalesef bunlar çocukların gelişimine olumsuz etki yapıyorlar.
Alkol kullanımı 18 yaşından önce yasadışı!
Çağdaş, modern ve laik olduğunu kanıtlamak için hiç olmazsa 18 yaşından önce içki içirmesinler.
Bari onu yapmasınlar.
Çocuklarının sandalyeden farklı olduğunu sağlayan beyinlerine biraz saygı göstersinler.
Tıbbi gerekçe Prof.
Dr.
Tamar Gürol’un ‘Tıbbi bir karar değildir’ diye altını çizdiği konu, VikipediÖzgür Ansiklopedi’de şu şekilde yer alıyor:“Esrarın yasallığı, tıbbi ve rekreasyon amaçlı, ülkeye, sahip olma, dağıtma ve yetiştirme ve (tıbbi bakımdan) nasıl tüketilebileceği ve hangi tıbbi koşullar için kullanılabileceği açısından farklılık göstermektedir.…Sadece Uruguay ve Kanada, ülke çapında esrarın tüketimini ve satışını tamamen yasallaştıran ülkelerdir.
Amerika Birleşik Devletleri'nde, on eyalet ve Columbia Bölgesi federal olarak yasadışı olsa da satış ve tüketimi yasallaştırdı.
Esrarın tıbbi kullanımını yasallaştıran ülkeler arasında Avustralya, Kanada, Şili, Kolombiya, Almanya, Yunanistan, İsrail, İtalya, Hollanda, Peru, Polonya, Sri Lanka ve Birleşik Krallık yer almaktadır.
Diğerleri ise sadece Sativex veya Marinol gibi bazı kanabinoid ilaçların kullanımına izin veren daha kısıtlayıcı yasalara sahiptir.
Amerika Birleşik Devletleri'nde, 33 eyalet ve Columbia Bölgesi, esrarın tıbbi kullanımını yasallaştırdı, ancak federal düzeyde, kullanımı herhangi bir amaç için yasaklanmış durumda."