Haber Detayı

ABD'nin Grönland İşgali Sonrası NATO Nasıl Çöker?
Hatice turhan gercekgundem.com
12/01/2026 06:00 (2 saat önce)

ABD'nin Grönland İşgali Sonrası NATO Nasıl Çöker?

Olası bir siyasi senaryo üzerinde durmaya devam ediyorum. Yakın gelecekte ABD'nin Grönland'ı işgal etmesi durumunda yaşanacaklara, hiç de sürpriz olmayacak gelişmelere bakalım.

Amerika’nın Grönland’ı işgal haberi Avrupa başkentlerinde soğuk duş etkisi yarattı.

Bir NATO üyesinin başka bir NATO üyesinin topraklarını işgal etmesi ittifak tarihinde eşi görülmemiş bir durumdu.Almanya Dışişleri Bakanı durumu "Batı İttifakı'nın 11 Eylül'ü" olarak nitelendirdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, uzun süredir savunduğu "Avrupa Stratejik Otonomisi" tezinin haklılığının kanıtlandığını belirterek, "Dostumuz sandığımız güç, artık egemenliğimizin en büyük tehdididir" dedi.

İngiltere ise Brexit sonrası ABD ile olan "Özel İlişkisi" ve ticari bağımlılıkları nedeniyle sessiz kalmayı tercih etti, sadece "tarafları itidale davet eden" zayıf bir açıklama yaptı.Danimarka, işgalin hemen ardından NATO Antlaşması'nın 4. (istişare) ve 5. (kolektif savunma) maddelerini işletti.

Brüksel'deki NATO Karargahı'nda yapılan acil toplantı, ittifakın sonunu getiren sahne oldu.

Danimarka temsilcisi, ABD'nin eyleminin "silahlı bir saldırı" olduğunu ve tüm müttefiklerin Danimarka'ya yardım etmesi gerektiğini savundu.Ancak ABD Daimi Temsilcisi, masaya hukuki ve siyasi bir rest çekti:Hukuki Argüman: 5.

Madde'nin metnindeki "Kuzey Amerika veya Avrupa'da gerçekleşen bir saldırı" ibaresine atıfta bulunarak, Grönland'ın teknik olarak Kuzey Amerika kıta sahanlığında olduğunu ve ABD'nin "kendi arka bahçesindeki" bir tehdidi bertaraf ettiğini savundu.

Ayrıca, 5.

Madde'nin "silahlı kuvvet kullanımı" zorunluluğu getirmediğini, her üyenin "gerekli gördüğü eylemi" yapabileceğini hatırlattı.Siyasi Tehdit: ABD, Danimarka'nın talebini destekleyen herhangi bir ülkenin, ABD'nin koruma kalkanından özellikle de Rusya'ya karşı nükleer şemsiyeden derhal çıkarılacağını ve "düşman unsur" olarak değerlendirileceğini belirtti.Bu tehdit, NATO'yu fiilen üç kampa böldü:Anglo-Sakson Blok: ABD, İngiltere ve Kanada.

ABD'nin eylemini meşru müdafaa olarak gördüler.Kıta Avrupası (Çekirdek Avrupa): Fransa, Almanya, Benelüks, İtalya, İspanya.

Danimarka'nın yanında yer aldılar ve ABD'yi saldırgan olarak tanımladılar.Doğu Kanadı: Polonya, Baltık Ülkeleri ve Romanya.

Rusya korkusu ile ABD'ye sadakat arasında sıkıştılar, çekimser kaldılar.Toplantıdan bir karar çıkmaması ve ABD'nin vetosu üzerine, Fransa ve Almanya liderleri 15 Ağustos 2026'da "Berlin Deklarasyonu"nu yayınladılar.

Deklarasyonda şu ifadelere yer verildi: "Bir müttefike saldıran, topraklarını işgal eden ve egemenliğini gasp eden bir güçle aynı güvenlik şemsiyesi altında bulunmak, Avrupa'nın değerlerine ve varoluşuna aykırıdır.

NATO, kurucu ilkelerini yitirmiş ve tek bir üyenin emperyalist hedeflerine hizmet eden bir araca dönüşmüştür."Bu açıklamanın ardından Fransa ve Almanya, NATO'nun askeri kanadından ve entegre komuta yapısından derhal çekildiklerini duyurdular.

Onları İtalya, İspanya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg izledi. 2027 başında, NATO Genel Sekreteri, ittifakın "işlevsiz hale geldiğini" kabul ederek, örgütün siyasi faaliyetlerinin askıya alındığını duyurdu.

Brüksel'deki karargahın boşaltılması süreci başladı.NATO’nun dağılma sürecinde Türkiye hassas bir denge politikası izledi.

Ankara, ABD'nin Grönland işgalini, kendi toprak bütünlüğü ve egemenlik hakları için tehlikeli bir emsal olarak gördü.

Ancak, Rusya ile olan karmaşık ilişkileri ve Avrupa ile olan savunma sanayii entegrasyonu sorunları nedeniyle hemen Avrupa blokuna katılmadı.Türkiye Dışişleri Bakanlığı, "Mevcut kaos ortamında Türkiye, kendi milli güvenliğini merkeze alan, ittifaklar üstü bir politika izleyecektir" açıklamasını yaptı.NATO'nun çöküşü, Avrupa'yı varoluşsal bir güvenlik boşluğuyla karşı karşıya bıraktı.

Rusya'nın doğudaki askeri varlığı ve ABD'nin artık "dost olmayan" bir güce dönüşmesi, Avrupa Birliği'nin on yıllardır ertelediği "Ortak Ordu" projesini zorunluluk haline getirdi.2027 Lizbon Zirvesi'nde AB liderleri Avrupa Savunma Birliği'ni (European Defence Union-EDU) resmen ilan ettiler.

EDU, NATO'nun yerini alacak tam teşekküllü bir askeri ittifak olarak tasarlandı.Avrupa Güvenlik Konseyi (ESC): Fransa Cumhurbaşkanı'nın önerisiyle kurulan bu konsey, EDU'nun en üst siyasi karar alma organı oldu.

İngiltere'nin dışlandığı bu yapıda, kararlar oybirliği yerine nitelikli çoğunlukla alınmaya başlandı.Müşterek Operasyonel Karargah (EU-OHQ): Brüksel'deki eski NATO binaları devralınarak, tüm Avrupa ordularını komuta edecek merkezi bir karargah kuruldu.

Askeri Planlama ve Yürütme Kabiliyeti (MPCC), tam yetkili bir genelkurmay başkanlığına dönüştürüldü.Hızlı İntikal Kolordusu (EU-RDC): 2025'te operasyonel hale gelen 5.000 kişilik "Acil Müdahale Gücü", 2030 yılına kadar 60.000 kişilik, hava, deniz ve kara unsurlarını içeren daimi bir orduya dönüştürüldü.

Bu güç, doğrudan Brüksel'in emrine verildi ve ulusal ordulardan bağımsız hareket etme yetkisine sahip oldu.Avrupa'nın en büyük sorunu olan savunma harcamaları, "Avrupa Savunma Tahvilleri" ile aşıldı.

AB İstikrar ve Büyüme Paktı'ndaki bütçe açığı kuralları askıya alınarak, üye ülkelerin GSYİH'lerinin yüzde 3'ünü savunmaya ayırmaları zorunlu kılındı.Stratejik Otonomi Fonu: 500 milyar euroluk bu fon, ABD silah sistemlerine olan bağımlılığı sonlandırmak için kullanıldı.Ortak Projeler: Fransa, Almanya ve İspanya'nın ortaklığıyla yürütülen "Geleceğin Muharebe Hava Sistemi" (FCAS) ve "Ana Muharebe Tankı" (MGCS) projeleri hızlandırıldı.

ABD'den silah alımı fiilen durduruldu.NATO'nun ABD nükleer şemsiyesinin kalkmasıyla oluşan boşluk, Fransa'nın tarihi kararıyla dolduruldu.

Emmanuel Macron, Fransız nükleer cephaneliğinin "Avrupa'nın hayati çıkarlarını" koruyacağını ve EDU üyelerine yönelik herhangi bir nükleer tehdide karşı Fransa'nın nükleer yanıt vereceğini taahhüt etti.

Almanya, bu garanti karşılığında Fransız nükleer programının modernizasyonunu finanse etmeyi kabul etti.Avrupa Savunma Birliği'nin kurulmasıyla birlikte, kıtada bulunan ve artık "işgalci bir gücün ileri karakolları" olarak görülen ABD üslerinin varlığı sorgulanmaya başlandı.

Avrupa, ABD ile doğrudan bir sıcak çatışmaya girmek yerine, bu üsleri işlevsiz hale getirmek için sofistike bir "Hukuksal ve Bürokratik Savaş" başlattı.Almanya ve İtalya, 2029 yılında, 1951 tarihli NATO Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması'nı (SOFA) tek taraflı olarak feshettiklerini duyurdu.

Bu adım, ABD askeri personelinin on yıllardır sahip olduğu dokunulmazlık zırhını deldi.Yargı Yetkisi: Yeni düzenlemeyle, görev dışındaki veya görev sırasındaki sivil suçlarda ABD askerleri yerel mahkemelerin yargı yetkisine girdi.

Almanya'da bir barda kavgaya karışan veya trafik kazası yapan ABD askerleri, Alman mahkemelerinde yargılanıp hapis cezalarına çarptırılmaya başlandı.

Bu durum, ABD personeli arasında büyük bir huzursuzluk ve moral bozukluğu yarattı.İdari Denetim: Alman polisi, ABD askeri araçlarını "trafik güvenliği" ve "emisyon standartları" gerekçesiyle durdurup arama yetkisini kullanmaya başladı.AB, PESCO kapsamında geliştirdiği "Askeri Hareketlilik" projesini, ABD'ye karşı bir silah olarak kullandı.

Avrupa genelindeki demiryolları ve otoyolların askeri amaçla kullanımı, sadece "AB üyesi veya AB ile özel anlaşması olan (Norveç gibi)" ülkelere açıldı.Demiryolu Yasakları: Deutsche Bahn, ABD Ordusu'nun ağır zırhlı araçlarının (Abrams tankları) demiryolu ile taşınmasını, "hatların kapasite doluluğu" ve "altyapıya zarar verme riski" gerekçesiyle reddetti.

Bu, ABD'nin Almanya'daki üslerinden Polonya'ya yaptığı sevkiyatları durdurdu.Liman Kısıtlamaları: Hamburg, Rotterdam ve Antwerp limanlarında, ABD askeri mühimmatı taşıyan gemilere "çevresel risk değerlendirmesi" (EIA) zorunluluğu getirildi.

Gemiler haftalarca açıkta bekletildi, bu da ABD lojistiğinde ciddi aksamalara neden oldu.Avrupa hükümetleri, ABD üslerinin operasyonel maliyetlerini dayanılmaz seviyelere çıkarmak için vergi ve çevre yasalarını kullandı.Vergi Muafiyetlerinin Kaldırılması: Almanya ve İtalya, ABD üslerine sağlanan yakıt, elektrik ve su için KDV ve ÖTV muafiyetlerini kaldırdı.

Ramstein Hava Üssü'nün yıllık enerji faturası yüzde 400 arttı.

Ayrıca, üslerde çalışan yerel personelin sosyal güvenlik primlerinin ABD tarafından en üst düzeyden ödenmesi zorunlu kılındı.Çevresel Tazminat Davaları (PFAS): Almanya'nın Rheinland-Pfalz eyaleti ve Belçika hükümeti, ABD üslerinde kullanılan yangın söndürme köpüklerinin yeraltı sularını kirlettiği (PFAS kirliliği) gerekçesiyle ABD Savunma Bakanlığı'na karşı toplu davalar açtı.

Yerel mahkemeler, kirlilik temizlenene kadar Spangdahlem ve Ramstein üslerindeki uçuş faaliyetlerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararları aldı.Gürültü Kısıtlamaları: İtalya'daki Aviano Üssü çevresindeki belediyeler, "halk sağlığı" gerekçesiyle gece uçuşlarını (22.00-07.00) tamamen yasakladı.

Bu yasak, ABD'nin Orta Doğu operasyonları için hayati olan hava köprüsünü kesti.Türkiye, Avrupa'nın bu kuşatma stratejisine paralel ancak kendine özgü bir yol izledi.

Ankara, ABD'nin Grönland işgalini kınayan bir pozisyonda durarak, İncirlik Üssü'nün kullanımını ciddi şekilde kısıtladı.ABD'nin Grönland işgali sonrası Arktik enerji hatlarında yaşanan belirsizlik ve ABD LNG'sinin fiyatının artması, Avrupa'yı enerji krizine soktu.

Rusya, bu durumu fırsata çevirerek, "güvenilir enerji tedarikçisi" rolünü yeniden üstlendi.Kuzey Akım'ın Dönüşü: Rusya, sabote edilen Kuzey Akım boru hatlarını onarma ve Avrupa'ya piyasa fiyatının yüzde 30 altında doğal gaz verme teklifinde bulundu.

Ekonomik zorluklar yaşayan Almanya sanayisi ve popülist hükümetlerin baskısıyla, bu teklif bazı AB ülkeleri tarafından kabul edildi.

Bu durum, AB içinde "Rusya ile normalleşme" yanlıları ve karşıtları arasında yeni bir çatlak yarattı.Nadir Toprak Elementleri İş Birliği: Rusya, Çin ile birlikte hareket ederek, Grönland'daki ABD hakimiyetine alternatif olarak, Sibirya ve Kola Yarımadası'ndaki nadir toprak elementlerini Avrupa pazarına sunmayı teklif etti.Rusya Dışişleri Bakanlığı, 2030 yılında "Avrupa-Atlantik ve Avrasya Güvenlik Antlaşması" taslağını sundu.

Bu taslak, 2008 Medvedev önerisinin güncellenmiş haliydi:NATO'suz Avrupa: Antlaşma, Avrupa kıtasında (Rusya hariç) yabancı (ABD) askeri üslerin bulunmasını yasaklıyordu.Saldırmazlık Paktı: Avrupa Savunma Birliği ile Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü arasında bir saldırmazlık paktı önerildi.Bölgesel Garantörlük: Rusya, Doğu Avrupa'nın güvenliği için askeri güçlerini sınırdan çekme karşılığında, ABD'nin Polonya ve Romanya'dan tamamen çekilmesini şart koştu.

Bu teklif, Batı Avrupa'da Fransa ve Almanya’da "kalıcı barış için bir şans" olarak tartışılırken, Doğu Avrupa'da (Polonya, Baltıklar) "yeni bir Yalta konferansı" olarak görülerek reddedildi.

Bu durum, Avrupa Birliği içinde siyasi bir krize yol açtı ve Rusya'nın "böl ve yönet" stratejisinin başarısını kanıtladı.2035 yılına gelindiğinde dünya haritası ve güç dengeleri kökten değişmişti.ABD: Grönland'ı elinde tutarak Arktik ve REE güvenliğini sağladı ancak Avrupa'yı kaybetti.

Küresel hegemonyası zayıfladı ve "yalnız süper güç" konumuna geri döndü.

Avrupa'daki askeri varlığı İngiltere ve Polonya ile sınırlı kaldı.Avrupa (EDU): Kendi ordusunu ve savunma sanayisini kurarak stratejik otonomi kazandı.

Ancak savunma harcamalarının artması, sosyal refah devletinin küçülmesine ve iç siyasi çalkantılara yol açtı.

Rusya ile "zorunlu komşuluk" ilişkisine geri döndü.Rusya: NATO tehdidini sınırlarından uzaklaştırarak en büyük stratejik hedefine ulaştı.

Batı ittifakını parçalayarak manevra alanını genişletti ancak Çin'in yükselişi karşısında ekonomik olarak Pekin'e daha bağımlı hale geldi.Türkiye: NATO sonrası dönemde, Avrupa savunma mimarisine dışarıdan eklemlenen, Rusya ve ABD ile dengeli ilişkiler yürüten bağımsız bir bölgesel güç merkezi haline geldi.

İlgili Sitenin Haberleri