Haber Detayı

Kendimize Aferin Diyeceğimiz Anlar da Vardır, ya da Olmalı...
Neşe doster gercekgundem.com
12/01/2026 06:00 (2 saat önce)

Kendimize Aferin Diyeceğimiz Anlar da Vardır, ya da Olmalı...

Bize durmadan, “Uyumlu ol, anlayışlı davran, idare et, çevreyi kırma, kimseye yük olma, sesini yükseltme, hatta mümkünse hiç ses çıkarma, bir şey isteme, hiçbir şey talep etme, beklentin olmasın, idare et, gözlerini açarak bakma, hep yere bakarak konuş, en iyisi sus, huzuru bozan sen olma, sokağa da çıkma!” vb. dayatılır ve öğretilirse ne mi olur? Duygusal yükleri taşımaktan yorulur, yanlış ve yanlı adımlarla yalnızlaşır, özgüven ve güven kaybı yaşarız…

Sonra neler mi olur?

Uyumlu olacağız derken, huzuru bozmamak için direnirken, herkese iyi davranayım diye çabalarken görünmez oluruz.

Hayatı ve güzellikleri ertelerken yalnızlaşır, kendi iç sesimizi dinlemeye başlarken 'hayır' demeyi unuturuz.

Sürekli vermekten yorgun düşer, hiçbir şeyden keyif almaz hale geliriz, hayat taşınamaz bir yük haline gelirken, fark edilmesi zor bir yalnızlık içine düşeriz.

İlaçlara sığınırız, iç sıkıntımızla baş etmekte zorlanırız. “Ben yoruldum hayat gelme üstüme” gibi şarkı sözlerinden medet umarız.

Bu arada bastırılan duygularımız öfke ve kırgınlığa dönüşür, ilişkiler yıpranır, bağlar aşınır, kendimizi daha çok sorgularız…Daha başka ne olur?

Baskıların sonunda ve bastırdıklarımızın sonucunda karşılıksız vermek insanı yıpratacağından, yorgunluk, sabırsızlık, tahammülsüzlük, ihmal edilme, yeri geldiği halde cevap vermeme, pek çok şeyi erteleme, hissettiklerini inkar etme, kendine yer ve alan açamama, sürekli veren taraf olma, insanı tüketeceğinden, giderek kırılganlık artacağından içsel boşluğa düşeriz…Özellikle biz kadınlara dayatılanlar durmadan, usanmadan dikte edilirse neler olmaz ki…Konuşmadan da çok şey anlatan, anlatmasa da yüz çizgileri çok şeyi saklayan, her daim efkarlı bakan, yalnızlığını, hayallerini, hedeflerini istese de saklayamayan, genelde hiçbir şey olmamış gibi görünse de sessiz duruşu bile çok şey anlatan, açlığını, yoksulluğunu, isteklerini hep kendi kendine yaşayan kadınların sayısı artar.

Yine kalemle, mürekkeple değil, gözyaşıyla kaleme alınan günlüklerin, notların arttığı görülür…Bu arada da alışveriş filesi dolmadığı için, mutfak yangını söndürülmediği için, zamlar durmadan yağdığı için, işsizler ordusu büyüdüğü için geleceğe dair umudumuz kalmaz.

Yine icra dairelerindeki dosya sayısı 25 milyona dayandığı için, dosyalar koridorlardan taştığı için, işsizlik artıp, yoksulluk kalıcı hale geldiği için, gözümüze bakarak hayal alemine dalanlar her yana kol attığı için mutsuz oluruz.

Çünkü bazı sözler, yersiz bağırışlar belleklere kazınınca hiç çıkmıyor…Oysa bizim mantığı sağlam, kurgusu kusursuz, hayata geçirilmesi kolay projelere ihtiyacımız var.

Sözlerini belirli şablonlara, sıkıcı kalıplara sokmaya kalkanlara değil.

Tonlama ve çıkışlarıyla toplumu gerenlere değil, hele de “Şiddete karşıyız” diyerek kadına yönelik şiddet söz konusu olunca sessiz kalanlara hiç değil…Ülkenin gerçek gündemi…Anlatmayan sadece hatırlatanları dinleye dinleye daha başka nelerle mi karşılaşıyoruz?

Tartışılır.

Ancak sessiz, yorgun, umutsuz kitlelerin, hayalsiz gençlerin, korkuyla ve yoklukla boğuşan kadınların sonu tartışılmaz, açıkça görülür, bunun için de sadece çevreye bakmak yeterlidir…Aslında dikkat edilirse yoksullukla boğuşan yurttaşların durumdan vazife çıkararak bulduğu iç acıtan reçeteler ve çözüm yolları da vardır.

Mesela 10 kişiden 9’u mutfak alışverişini azaltmışsa, 100 kişiden 65’i öğün atlıyor ve daha az yiyorsa, öncelikle ailelerde yemeden içmeden kısılıyorsa, geçinebilmek için ne iş olsa yapılıyorsa, kültürel faaliyetler, sinema, tiyatro, konser unutulalı çok olmuşsa, tatil planları çoktan ertelenmişse, gelir gideri karşılamayınca fazla mesai, ek iş yapmak, yüzde 44’ü bulmuşsa durum vahim demektir…Hele de tatil yüzü görmemek yaşam biçimi olmuşsa, ev ve konutlarda kombi düşük ayarda çalıştırılıyor, petekler kısılıyor, battaniyelerle oturuluyorsa, tüm bunların adına da K.E.V deniliyorsa (Kısma, Erteleme, Vazgeçme) (!) durum vahimden de öte demektir…Hal böyle iken geçmişten ve tarihten çıkarılacak derslere bakalım…Koşullar böyle olunca geçmişten ve tarihten alınacak dersler vardır ve bu dersleri ancak bu konulara ilgi duyanlar, okuyup araştıranlar alır ya da ister ve bilebilir.Ders 1: İnsanların kendine aferin diyeceği anlar ve olaylar vardır ve olmalıdır diyerek yola devam etmeliyiz.

Çünkü önemli olan kendi sınırlarını koymak, sahici ve dengeli davranmak, iyi olacağım diye kendinden vazgeçmemektir.

Çünkü kişi yaşamdan ve onun sunduklarından vazgeçerse nefessiz kalır ve boğulur, suçlayarak, keşkeleri sıralayarak, pişmanlıkları haykırarak geçen günlerin geri gelmeyeceği öncelikle ve özellikle bilinmelidir.

Çünkü tutarsızlık yorar, bağlılık normal, bağımlılık gereksizdir…Ders 2: Ne diyor ozan? “Bazı insanların yürekleri daracık/ Ne sevgi sığıyor içine, ne insanlık!” Ne ilgisi var diyeceksiniz?

Bilmem, aklıma geldi paylaşayım istedim…Ders 3: Ne diyor Seneca? “Hafif acılar konuşulabilir, ama derin acılar dilsizdir.”Ders 4: O halde sonuç olarak ne yapmalı?

Yazının başına ve başlığına tekrar bakmalı…

İlgili Sitenin Haberleri