Haber Detayı
Hizmetçinin fendi...
Hizmetçinin fendi...
Sinemalarımızda geçen hafta gösterime giren Paul Feig imzalı “Hizmetçi” (The Housmaide), tipik anlamda “ev içi gerilimi” sunan bir film.
Daha önce hiçbir filmini izlemediğim ama komediye yatkın bir yönetmen olduğunu bildiğim Feig, şiddetin sökün ettiği, psikolojik gerilimin zaman zaman tavan yaptığı, başkasına ve kendine zarar verme görüntülerinin gırla gittiği filmini Freida McFadden’in çok satan romanından uyarlamış ve bu kez mizaha hiç yer vermemiş.
Genel anlamda, benzerlerini çokça gördüğümüz fakir hizmetçi-zengin ev sahibi öykülerinin izinden giden film, kalın vurgularla sınıfsal ilişkilere de el atıyor.
Lisedeyken işlediği cinayet nedeniyle 10 yıl kadar cezaevinde kalan, beş yıllık şartlı tahliye süresini başını derde sokmadan ve bir işte çalışarak geçirmek zorunda olan Millie, zengin Winchester ailesinin evinde yatılı hizmetçilik yapmaya başlar.
Ev sahibesi Nina, dengesiz, bir anı diğerine uymayan sinirleri bozuk bir kadınken, eşi Andrew ise sakin, anlayışlı, uzlaştırıcı bir adamdır.
Küçük kızları Cecilia ise okuldan arta kalan zamanlarında bale eğitimi alan, soğuk nevalenin tekidir.
Bir de sürekli bahçede çalışan, hemen hiç konuşmayan, Enzo adında göçmen bir bahçıvan vardır.
Dedikoducu komşular, Nina’nın yakın geçmişte kızını boğarak öldürmek isteyen bir deli olduğunu söylerken, Millie evde ikinci bir cezaevi, hatta tımarhane yaşamı sürer gibidir.
TERS KÖŞEYE YATIRMAK Sürprizini kolayca hissettiren filmlerden biri var karşımızda.
Paul Feig, filmin ilk yarım saatinde karakterleri işlerken seyirciyi “ters köşeye” yatıracağını o kadar belli ediyor ki biraz deneyimli olanlar, gerçek suçlunun “en masum, en güvenilir görünen” çıkacağını hemen anlıyor.
Yine de merak duygusu gelişiyor ve “Hizmetçi”, evdeki güç ilişkileri üzerinden karanlık ve huzursuz edici bir dramatik yapı kurmayı başarıyor.
Hem geleneksel gerilim yapısına dayanan hem de genelinde bunu aşarak bir şeyler söylemeye çalışan “Hizmetçi”, sınıfsal ve cinsel hiyerarşi ilişkileri üzerinden bazı özgün noktalar yakalıyor.
Tavan arasında penceresi açılmayan küçük odasında yatıp kalkan Millie’nin “düğüm çözüldükten sonra” intikam operasyonuna girişmesi, “Thelma ve Louis” tarzı bir kadın dayanışmasının fitilinin ateşlenmesi, Andrew’in soyluluk budalası annesinin nadide porselenlerinin un ufak edilmesi gibi şoklarla gelişip mutlu sona eren film, yarısına kadar seyirciyi “tehlikenin kaynağı hangisi” sorusuyla oyalıyor.
Püf noktası şu cümlelerde: “Kimse kocamın zalim, sadist bir canavar olduğuna inanmazdı.
Benim deli ve tehlikeli olduğuma inandırmayı başarmıştı.” KLİŞELERİ YIKMA CESARETİ Neticede, A Sınıfı diyemeyeceğimiz ama tam bir B Sınıfı da olmayan “Hizmetçi”, başlangıçtaki psikopat kadın tasvirini kolayca psikopat erkeğe dönüştürüyor.
Millie, Nina ve Andrew’in üçünün de göründüğü gibi olmadığı şartlarda klasik iyi-kötü ayrımına gitmek yerine karakterlerin belirsizliği üzerinden gelişen “Hizmetçi”nin temel amacı, acemi seyircilerin algısını çarpıtabilmek.
Bunu hedeflerken içsel gerilim hatlarına ağırlık vermeyen ve karakterlerin psikolojisini dışa yansıtamayan Paul Feig, ortalamanın üstüne çıkamıyor ama altına da düşmüyor.
Film, benzerlerinden büyük anlatı sürprizleriyle değil, güç ilişkilerini yeniden tanımlama becerisiyle ayrılsa da türün alışılmış klişelerini tamamen yıkmaya cesaret edemiyor.
Başrollerdeki Sydney Sweeney, Amanda Seyfried, Brandon Sklenar üçlüsünün fena performans göstermediği, cinsellik içeren sahnelerinde cömert, göklere çıkarılmaması, yerin dibine batırılmaması gereken bir film “Hizmetçi”.
Çok şey beklemeden izlerseniz, fazla sıkılmaz, hatta belli bir heyecan duyabilirsiniz.