Haber Detayı
Toplumsal bozulma çocukları suça sürüklüyor
Genişel, emperyalist kültürün toplum üzerindeki etkisinin gençler arasındaki şiddet olduğunu belirtti. Daha çok ceza, daha çok güvenlik tedbiri uygulanarak sorunun çözülemeyeceğini ifade ederek ‘Vatanseverliği, çalışkanlığı, paylaşmayı temel alan bir programı hayata geçirmemiz gerekiyor.’ dedi.
Akran zorbalığı ya da gençler arasında şiddet, toplumda büyük bir tedirginlik yaratıyor.
Başta aileler, öğretmenler bundan büyük oranda etkilenmiş durumdalar.
Olayların önüne geçebilmek için tartışmaların odağına konulan cezaların yeterliliği, yetersizliği, cezasızlık gibi başlıkları avukat Zühre Genişel’le konuştuk. - Son zamanlarda, medya gençlerin akranlarınca ve birbirlerine saldırıları sonucu meydana gelen acı olayların haberleri ile çalkalanıyor.
Soruşturmalarda, davalarda, katilin cezasızlığı gibi bir durum sözkonusu mu?
Ceza Kanununda bu konudaki düzenlemeleri ve uygulamayı bize özetler misiniz?
Akran zorbalığı olarak tarif edilen ve son olarak Atlas evladımızın bir akranı tarafından öldürülmesi üzerine, kamuoyunda yoğun olarak cezaların yetersizliği, polisiye tedbirlerin etkin olmadığına ilişkin tartışma yürüyor.
Aslında bu ve benzeri olayların sadece ceza hukuku bakımından ele alınması nedeni ile bu tartışmalar var ve bu alanda çokça bilgi kirliliği de bulunuyor.
CEZASIZLIK SÖZ KONUSU DEĞİL Bizim ceza kanunlarımız akran zorbalığı şeklinde bir suç tanımlamıyor.
Akran zorbalığı olarak görülebilecek eylemleri -ki bu tehdit, hakaret, yaralama, öldürme olabilir vb olabilir- suç olarak tanımlıyor, bu suça karşılık gelen cezaları da belirliyor.
Yaş küçüklüğü tek başına failin işlediği suçtan ceza almasını engelleyen bir kriter değil.
Kanunda failin yaşının küçük olması, cezadan indirim sebebi olarak tanımlanıyor. 12-15 yaş aralığı, 15-17 yaş aralığındaki çocuklar ve 18 yaş ve üzeri kişilerin aynı suç nedeni ile alabilecekleri cezalar birbirinden farklı.
Kanunun bu düzenlemeyi yapma amacı, çocuk olan failin işlediği suçun anlamını ve sonuçlarını kavrayıp kavramadığı veya ne oranda kavradığını, cezanın çocuk failin geleceği üzerindeki etkisi ile fiilin mağdurda yarattığı olumsuz etkiyi birlikte değerlendirme gereğinden kaynaklanıyor.
Dolayısıyla sorduğunuz ve kamuoyunda çok tartışıldığı şekliyle failin yaş küçüklüğü nedeni ile cezasızlık söz konusu değil.
Aslında bu tartışmaların nedeni, sorunun tek boyutlu olarak ele alınması ve ceza hukukuna sıkıştırılmaya çalışılmasından kaynaklanıyor.
Daha çok ceza, daha çok güvenlik tedbiri uygulanarak şiddetin çözümü mümkün değil.
SİSTEM, İNSANLARI BİRBİRİNE DÜŞÜRÜYOR - Gençler arası saldırıların nedenleri sizce nelerdir?
Aslında akran zorbalığının hayatımıza ne zaman girdiğine baktığımızda bu sorunun yanıtını da bulabiliriz.
Akran zorbalığı ülkemizde yaygın olarak 2000’li yılların başında, yani neoliberal saldırıların, bireyciliğin en azgınlaştığı dönemde hayatımıza girmeye başladı.
Tıpkı uyuşturucu, LGBT dayatması, kumar ve bahisin, mafyatik ilişkilerin yaygınlaşması gibi.
Neoliberal sistem toplumu parçalayan, insanları birbirine düşüren, topluma yabancılaştıran, yalnızlaştıran, yozlaştıran ve çürüten diğer saldırılar gibi.
Şiddetin bu kadar normalleştiği, kavganın, silahın hayatın bir parçası ve gücün göstergesi olarak sunulduğu, televizyonlarda, sosyal medyada şiddetin kanıksanır hale getirildiği, şakaların bile küfürlü, vurdulu kırdılı hale geldiği bir iklimde şiddetin yaygınlaşması maalesef son derece normal.
Biraz önce saydığım toplumda yaygınlaşan bu davranışların bizim kültürümüze, manevi değerlerimize, sosyal bağlarımıza tamamen ters düştüğü, büyük tahribat yarattığı açık.
Bu iklim çocukları suça sürüklüyor.
Bu nedenle kanunlarımız çocuk suçluları, suça sürüklenen çocuk tanımı ifade ediyor.
Çünkü mevcut toplumsal bozulma, suç üretiyor, suçlu üretiyor, suça sürüklüyor.
EMPERYALİST KÜLTÜRE KARŞI MÜCADELE - Katilin cezalandırılması yeterli mi?
Yeterli değilse bu saldırılar silsilesinin önüne nasıl geçebiliriz?
Suç ile etkin mücadele, suçlunun kamunun vicdanını yaralamayacak şekilde cezalandırılması devletin toplumsal huzuru ve barışı tesis etmesi önemli.
Ancak bunu tek bir başlık altında (ceza hukuku ile) sağlanması mümkün değil.
Devletin kapitalist, bireyci, yarışmacı, insanı birbirine düşmanlaştıran, üretimde yabancılaştıran, tüketen bir varlık olarak sınırlayan emperyalist kültüre karşı sürekli mücadele yürütmesi gerekiyor.
Vatansızlaşmayı, milletsizleşmeyi, anarşizmi, bencilliği, köşe dönmeciliği, havadan kazanmayı, açgözlülüğü, vurgunculuğu, başkalarının sırtına basarak yükselmeyi, fuhuşu, uyuşturucu ve alkol bağımlılığını kışkırtan, toplumu un ufak eden, yalnızlaştıran ve yırtıcılaştıran emperyalist ve kapitalist yozlaşmaya karşı, vatanseverliği, çalışkanlığı, paylaşmayı, insan, doğa ve hayvan sevgisini, hoşgörüyü, barışı temel alan toplumcu ahlakın ve değerlerin yayılması ve kök salmasını merkeze koyan bir programı hayata geçirmemiz gerekiyor.
Devletin bütün kurumları ile sorunun çözümüne odaklanması ve kurumlarını bu program esasında yeniden yapılandırması gerekiyor.