Haber Detayı
‘Canavarların zamanı’
‘Canavarların zamanı’
Belçika Başbakanı Bart De Wever Trump’ı, ne verirseniz verin doymayan, çok aç bir tırtıla benzetmiş.
Tekelci kapitalizm çok aç ve doymaz bir illettir.
Hz.
Ali, “devlet adamı nasıl olunur ve devlet nasıl yönetilir” vasiyetnamesinde tekelciliği tüm kötülüklerin ve zulmün esas kaynağı olarak tespit etmiştir.
Kapitalizmin son ve en tehlikeli aşaması olan tekelci kapitalist sistem şahsa münhasır olmaz.
Emperyalizm, bir devletin kendi çıkarları doğrultusunda başka milletleri veya devletleri siyasi, ekonomik ve kültürel olarak kontrol altına alıp sömürmesi politikasıdır.
Güçlü devletlerin hammadde ve pazar arayışıyla zayıf olanları etkisine aldığı, ekonomik bağlılık ve çoğu zaman askeri/siyasi hegemonya kurduğu bir sistemdir.
Emperyalizm, doğrudan işgal veya yönetimle kontrol, borçlandırma veya ekonomik bağımlılık yoluyla egemenlik, medya, sanat, sinema, müzik ve eğitim yoluyla kendi “kültürel” manzumesini zorla veya benimseterek başka ülkelerin üzerinde tahakküm kurar.
Bu amaca giden yolda tüm araçlar, yalanlar, hukuksuzluklar, ablukalar, ambargolar, şantajlar mubahtır.
Başka milletlerin kaynaklarını, pazarını ve işgücünü ekonomik sömürü, hammadde ve nadir elementler ihtiyacıyla devletinin sınırlarını ve nüfuz alanlarını dışarıya doğru genişletme arzusuyla yayılmacılık güder.
Özetle, emperyalizm silahı daha güçlü ulusların, daha az gelişmiş uluslar üzerindeki sistematik hâkimiyet ve sömürü arayışıdır. 38 TRİLYON DOLARLIK DELİK Kıssadan hisse Trump’a özgü bir emperyalizm modeli yoktur.
Emperyalizmin hedeflerine giden yolda yüklenici Trump ve ekibinin “en az masraf ve kayıpla büyük kazanmak kaygıları ve taktikleri” vardır.
Ancak bu çok aç tırtıl ve doymak bilmez iştahın gemisinde kapatması gereken 38 trilyon dolarcık büyüklüğünde bir deliği var.
Ocak 2026 itibarıyla, ABD’nin toplam ulusal borcu 38,45 trilyon doları aştı.
Bu rakam, federal hükümetin borç aldığı toplam para miktarını temsil etmekte olup, ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 120’sini aşmaktadır.
Borç, yıllık bütçe açıkları nedeniyle artmakta ve faiz ödemeleri artık savunma gibi büyük harcama kalemlerini aşmaktadır.
Borcun yaklaşık üçte ikisi özel yatırımcılar, yabancı hükümetler ve Federal Rezerv tarafından tutulmaktadır.
Japonya, ABD borcunun en büyük yabancı sahibidir (1,1 trilyon doların üzerinde), onu Çin gibi ülkeler takip etmektedir.
Dünyaya en fazla borç veren ülkeler Japonya, Almanya ve Çin; dünyanın en fazla borç alan ülkesi ise ABD.
ABD borcu son on yılda yaklaşık iki katına çıktı ve artmaya devam ediyor.
Borç yaklaşık her üç ayda bir 1 trilyon dolar artıyor.
Bu delik her geçen gün daha da büyüyor.
En nihayet bu delikten giren sular gemiyi batıracak ve dibe çekecektir.
Aç tırtıl ve iştahı kabarık Trump ve ekibi bu deliği küresel servetin yaklaşık yüzde 75’ine sahip olan dünyanın en zengin yüzde 10’undan tahsil etmeyecektir.
LARRY FİNK’E KULAK VERELİM Bu deliği Trump Venezuela, Grönland, Kanada, Afrika, Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, İran, Körfez ülkeleri petrolü, doğal gazı, parası, altını ile kapatamaz.
Tüm Afrika, Amerika ve Asya kıtasını kutuplarla birlikte verseniz çok aç tırtıl ve gözünü toprak bile doyurmayacak olan tekelci kapitalist iştaha yetmez.
Zenginler Kulübü veya zengin olmaya iştahlıların katıldığı Davos’ta en çarpıcı konuşmayı yapan kişi, tekelci kapitalizmin anahtar kelimelerinden bir olan BlackRock şirketinin CEO’su Larry Fink idi.
BlackRock, 1988 yılında kurulan, yönetimi altındaki yaklaşık 11 trilyon dolarlık varlığıyla dünyanın en büyük bağımsız varlık yönetim ve risk yönetimi şirketidir.
Larry Fink önderliğindeki şirket, Apple, Microsoft, Amazon gibi dev firmalarda hisseleri bulunan, küresel finansal sistemde çok büyük etkiye sahip bir “gölge bankadır”.
Larry Fink’e kulak verelim; “Sistem 30 yıldır halka hiçbir şey vermedi.
Şimdi yapay zeka, beyaz yakalıları yutmaya geliyor!
Kapitalizm, Soğuk Savaş’tan bu yana tarihinin en büyük sınavıyla karşı karşıya ve bu gidişle sınıfta kalmak üzere.
Berlin Duvarı yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı ama bu para, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine girdi.
Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramaz, sonunda sistem çatırdar.
Küreselleşme fabrikadaki işçiyi nasıl vurduysa, yapay zeka da şimdi aynısını ofis çalışanlarına, avukatlara, analistlere yapacak.
Bu gelecekten değil, bugünden bahsediyorum!
Halkın elektrik faturası neden artıyor?
Yapay zeka devasa enerji tüketen veri merkezlerine ihtiyaç duyuyor.
Bu merkezler kurulurken gereken milyarlarca dolarlık altyapı ve ek enerji maliyetleri, elektrik dağıtım şirketleri tarafından ‘hizmet bedeli’ veya ‘ek yük’ adı altında genel şebekeye, yani doğrudan sizin, benim faturalarımıza yansıtılıyor.
Yani siz evde çay demlerken, dev şirketlerin yapay zekasını besleyen sistemin masrafına ortak ediliyorsunuz.
Burada toplanmış bir grup elit, herkesin dünyasını şekillendirmeye çalışıyor.
Ama asıl darbeyi yiyecek olan halkın bu masada sandalyesi bile yok.
Halkı büyümenin sadece ‘kurbanı’ veya ‘seyircisi’ olmaktan çıkarıp, bu yeni zenginliğin ortağı haline getirmek zorundayız.
Aksi takdirde, adaletsizliğin yarattığı öfke tüm dünyayı saracak.” BİR KOMÜNİSTİN TESPİTİ DAVOS’TA Antonio Gramsci (1891-1937), İtalyan Komünist Partisi’nin kurucularından, Mussolini faşizmine karşı mücadelesiyle tanınan Marksist bir düşünür, siyasetçi ve dilbilimcidir.
Hapishane yıllarında “Hapishane Defterleri”ni yazdı. “Hegemonya”, “organik aydın” ve “sivil toplum” kavramların temelini atan etkili bir teorisyendir. “Eski olan ölürken, yeni olan henüz doğmamışsa, canavarların zamanı yaşanır” sözü Gramsci’ye ait.
Bir komünistin tespitini Davos’ta, tarihi Afrika ve Asya mezalimi ile anılan Belçika’nın, bu sistemin askeri makinesi olan NATO’nun başkenti Brüksel’i yöneten Başbakan Brat De Wever söylüyor; Trump’ı “çok aç tırtıl ve iştahı doymak bilmez” olarak tanımlıyor. “Onun bir canavar olup olmamaya karar vermesi ona kalmış” diyerek Gramsci’nin, “şimdi canavarların zamanı” sözüne atıfta bulunarak aslında Trump’ı bu zamanın canavarı olarak sunuyor.
Suriye’de canavarların zamanı yaşanıyor.
Ve maalesef medyamız canavarları, “Gazze’de Barışı tesis edenler”, Suriye’de “toprak bütünlüğünü” sağlayanlar,” bölücü terörü” bitirenler, “DEAŞ ile savaşanlar”, “İsrail’in plan ve projelerine çomak sokanlar” ve “Suriye’ye istikrar, güvenlik, huzur, toplumsal barış” getirenler olarak sunmaktadır.
Biz ne ara gerçeklikle bağımızı kopardık?
Ecdadımız “cehalet başa beladır” der.
Cehalet ve cahil lanetlenmiştir.
Cehalet (bilgisizlik) yanlış kararlar almaya, yanlış işler yapmaya ve sonuçta büyük pişmanlıklar yaşamaya sebep olan en büyük sorunlardan biri olarak görülür.
Ekranlardaki cehalet ve cahiller inanın zamanımızın canavarlarından daha zalim ve daha büyük bir beladır.