Haber Detayı
ABD'yi dolar yıkacak: Peki nasıl?
ABD ekonomisini ayakta tutan sınırsız dolar akışı, küresel liderlik rolüyle birlikte anlam kazanıyor. Uzmanlara göre “Önce Amerika” söylemiyle bu düzenin bozulması, paranın sağladığı gücü tersine çevirerek en büyük ekonomik riski yine Amerika’nın kendisi için oluşturuyor.
MAGA izolasyonizmi, ABD gücünün temel dayanaklarını nasıl zayıflatıyor?
MAGA doktrini ve Trumpçılık şu şekilde özetlenebilir; ABD, küresel liderlik rolünden geri çekilir, bu rolün getirdiği yükleri bırakır ve yalnızca iç kalkınmaya odaklanır.
Bu yaklaşım, Amerika’nın kendi kendine yeten bir ülke olduğu varsayımına dayanır.
Ancak bu yanıltıcıdır.
Modern Amerika’yı bir “ulus”tan ziyade dünyanın metropolü olarak tanımlamak daha doğrudur.
ABD, dünyanın geri kalanına ne kadar bağımlıysa, dünya da ABD’ye o kadar bağımlıdır.
Bu karşılıklı bağımlılığı kesme ve liderlik rolünden çekilme kararı, en sert darbeyi bizzat Amerika’ya vurur.
ABD hala dünyanın en yenilikçi ekonomilerinden birine sahip.
Peki bu yeniliği ne besliyor?
Niceliksel genişleme yoluyla (meşhur tabirle “para basma makinesi”), ekonomi adeta bedava paraya boğuluyor.
Bu durum borsayı şişiriyor, şirketlere neredeyse sınırsız yatırım imkanı sağlıyor.
Bu, biraz da her şeyi duvara fırlatıp hangisinin tutacağını görmek gibi bir yaklaşım.
Bu süreç neden enflasyona yol açmıyor?
Çünkü dolar, küresel rezerv para statüsü sayesinde ABD dışında da yoğun talep görüyor.
Hatta denebilir ki, Amerika’nın asıl ihracat ürünü dolardır.
Dolarların iç piyasaya akması, dışarıya sürekli ihraç edildiği için arz fazlası yaratmıyor.
Evet, ABD dünyanın en parlak beyinlerini kendine çekiyor.
Ama neden?
Çünkü para ve fırsatların toplandığı yer metropoldür; herkes oraya akar.
ABD aynı zamanda dünyanın en büyük pazarıdır.
Ama bu da iki temel nedene dayanır; havadan oluşturulan sınırsız para, küresel süreçlerin tamamının Amerika’ya bağlanmış olması.
Tüm yollar Roma’ya çıkar.
Bu dinamikler, Amerika’nın bugünkü konumunun temelini oluşturur.
Ancak bu konum, yalnızca ABD’nin başrolde olduğu tek kutuplu bir dünya düzeninde mümkün.
Amerika’nın refahı da bugün yaşadığı sorunlar da, doğrudan bu “küresel metropol” rolünün sonucudur.
Bu faktörlerden herhangi biri ortadan kalktığında, geri kalan her şey çöker.
ABD’yi bir metropol olarak görmek, bugün yaşanan sosyal dengesizlikleri de açıklar: İmalat işlerinin kaybı: Sermaye, ucuz emek ve arazi bulunan bölgelere gider; bu doğaldır.
Yoksulluk ve artan eşitsizlik: Metropollerde alt sınıf genellikle taşradan gelip yukarı tırmanamayanlardan oluşur.
Hizmet sektörünün aşırı büyümesi: Dünyanın finans ve bürokrasi merkezinde bu kaçınılmazdır.
Mesela MacBook resmi olarak Amerikan ürünü.
Ama gerçekten öyle mi?
Hayır.
MacBook ne ABD’de üretilebilir ne de tamamen orada geliştirilebilir.
Apple gibi birçok Amerikan şirketi, mühendisliğin büyük bölümünü dışarıya yaptırıyor.
Bu ürün; Amerikan uçakları, roketleri, ilaç sanayisi ve askeri üretimin büyük kısmı gibi, Amerika’nın kurduğu küresel sistemin bir sonucudur.
Metropolde geriye sadece buzdağının görünen kısmı kalır: Yönetim, pazarlama, finans ve sınırlı bazı üretim aşamaları.
Peki bundan sonra ne olacak?
Devasa ama karsız bir çok uluslu şirketi.
Genel merkezi hala canlıdır; ciro döndükçe her şey yolunda görünür.
Gösterişli projeler, lüks ofisler, yüksek maaşlar ve altın paraşütler… Ama tedarik zincirleri bozulmaya, pazarlar kaybolmaya başladığında tablo değişir.
Genel merkez, yani sistemin kalbi, en sert darbeyi alır.
Küresel pazarlara erişimin ve ulusötesi bağların kopması, en çok merkeze zarar verir.
İzolasyonizm esas olarak metropolü vurur.
Çünkü ne kadar yükseğe çıkarsan, düşüşün o kadar sert olur.
Rusya bunu yaşadı. 1990’larda süper güç konumundan düştü.
Sovyetler Birliği’nin çöküşü, “ikinci dünyanın metropolü” olan Rusya’yı en ağır şekilde vurdu.
Son dönemde ABD’de MAGA safları ile Trump yönetimi arasında çatlaklar oluştu.
Trump, iş dünyasından gelen bir kriz yöneticisi gibi davrandı: Maliyetleri kıstı, kadroları optimize etti, zarar eden alanları kapattı. “Önce Amerika” sloganı da bunu destekledi.
Ancak Trump’ın bu “perestroyka” girişimi, sadece “derin devlet” direnciyle değil, daha sert bir gerçekle karşılaştı.
Büyük değişiklikler, sistemin çöküşünü tetikleyebilir.
Uluslararası işbirliğiyle üretilen ürünlere gümrük vergisi koymak saçmalık.
Metropol, tedarik zincirlerini bu şekilde bozamaz.
Göçmenleri topluca sınır dışı etmek.
İmkansız.
Metropol emeğe ve dışarıdan gelen taze yeteneğe muhtaçtır.
Küresel sahneden çekilmek.
İntihar.
Taşra bölgeler birer birer kopar, zincirleme çözülme başlar.
Borçlanmayı kesmek.
Mümkün değil.
Bu, tüketim temelli Amerikan modelini çökertecek bir depresyon oluşturur.