Haber Detayı
O eski tren istasyonları
O eski tren istasyonları
29 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilen tarihi binaların hala hangi işleve bürüneceği belli değil.
Bir aralar Sabancı Holding’e kiralanarak Galataport’a benzer bir alışveriş merkezi yapılacağı iddia edilmişti.
Ancak bu söylenti taraflardan biri tarafından yalanlandı.
Daha sonra Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy; öncelikle atıl durumdaki tescilli eski eser yapıların aslına uygun bir şekilde restore edileceğini, demir yolu taşımacılık faaliyetlerinin de devam edeceğini belirterek “Demiryolu ve tren aslında buranın kültüründe var, 100 yıldır burası gar olarak kullanılıyor.” demişti.
Ancak bu konuda da bir ilerleme olmadı.
Bir çeşit “veda” ile “merhaba”nın ya da “taşı toprağı altındır” diyerek kırsal kesimden kalkarak büyük kentin yolunu tutanların “umut” ile “umutsuzluğun” simgesel karşılığına denk düşen Haydarpaşa’nın hala -arkeolojik kazılar nedeniyle- işlevsiz bir konumda olup onca zamandır terkedilmiş bir görünümü yansıtması düşündürücü değil mi?
TERK EDİLMİŞLİĞİN YAZGISINI YAŞIYOR Büyük kentin tam orta yerindeki tarihi bir binanın hâlâ bilinmezlikler içinde olup zaman zaman da yerel yönetimlerin atağı ile tartışmaların odağına yerleşerek gündeme gelmesi sanırım bir süre daha devam edecek.
Ancak bu terkedilmişlik ya da işlevsel olarak kent topografyasından silinmişlik hissi veren yalnızca Haydarpaşa binası ve garı değil.
Aradan uzun bir süre geçmesine karşılık hemen hemen onunla yaşıt olan Haydarpaşa-Gebze arasındaki istasyon binaları da benzer bir terkedilmişliğin yazgısını yaşıyor.
Her biri yapıldıkları semtlerin anılarla kuşatılmış belleğine sahip olan bu küçük ama estetik olarak bir biblo güzelliğindeki istasyonlar yıllar yılı yarı harap bir biçimde duruyor.
Bunların da Haydarpaşa ve Sirkeci Garları gibi günümüzün koşullarına uygun bir konuma getirileceği söylense de -biri hariç- hiçbiri bugüne dek gerçekleşmedi.
Haydarpaşa’dan yola çıkıldığında; bir zamanlar Metin Erksan’ın bu istasyonda “Müthiş Bir Tren” filmini çekerken adındaki kızıllıktan dolayı komünistlikle suçlandığı Kızıltoprak İstasyonu, ardından gelen Feneryolu İstasyonu, daha sonra benzerine rastlanmayacak konumu ve mimarisiyle Göztepe İstasyonu, bir zamanlar yol tarif edilirken vagonların içine gül kokusu dolduğu zaman inilecek yer olarak bilinen Erenköy İstasyonu, Kazım Karabekir Köşkü’nün içinde yer alan devasa zürafa heykelinin önünden geçilerek varılan Suadiye İstasyonu, ardından gelen Bostancı, Küçükyalı, Maltepe, Kartal, Pendik İstasyonları ne yazık ki günümüzde hala kendilerine biçilecek olan kullanım şeklini bekler durumda.
Oysa ki; tarihi olmaktan çok kentin birer hemşerisi konumunda olabilen bu istasyonların günümüzde kullanılabileceği o kadar çok alan var ki?
Ama nedense bir türlü olmuyor.
Sanki gizli bir el onların öylesine harap bir biçimde kalıp unutulmalarını, kentin belleğinden çıkıp gitmelerini istiyor.
Göstermelik restore eder gibi görünme çalışmaları yıllar yılı sürüp gidiyor.
Ancak değişen hiçbir şey yok.
Hepsi Marmaray’ın yanı başında kendi yazgıları içinde hem var olup hem de görünmezlik içinde kaybolup gidiyor.
Bu istasyonların günümüzün gereksinimlerine uygun olarak hangi işlevlere bürünmesi gerektiğine ilişkin birçok öneri akla gelebilir.
Örneğin mini kültür merkezleri, semt müzeleri, tematik semt kitaplıkları, mini gösteri merkezleri, ya da bulundukları semtin önerileri /istekleri doğrultusunda ortak kullanıma açık, semt belleğinin öne çıkarılabileceği her bir şey… Kısacası bu istasyonlar gerek tarihi ve estetik değerleri ve gerekse konumlandıkları yer açısından geçmişle geleceğin tam orta yerlerinde duruyor.
Ancak ne varlar ne de yoklar…