Haber Detayı
Suriye’nin en kalabalık milleti: El-Sefiller
Suriye’nin en kalabalık milleti: El-Sefiller
Bu yazıya katkıda bulunan Aydınlık yazarı Suriyeli dostumuz Prof.
Dr.
Bassam Abu Abdullah’a teşekkür ederiz.
Suriye orta gelirli bir ülkeydi.
Mütevazı ama işleyen bir üretim tabanına sahip ve vatandaşların temel hizmetlere erişimi vardı.
Ancak 15 yıllık bir uluslararası yıkım savaşı, uluslararası müdahaleler, ambargolar, ablukalar ile yaygın bir yolsuzluk, Suriyelilerin büyük çoğunluğunu yoksulluk sınırının altında yaşamaya ve en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamamaya mahkûm etti.
Yoksulluk artık toplumun sadece bir kesimini etkileyen marjinal bir durum değil.
El-Yoksulluk ve El-Sefillik mezhep, etnik, dini veya siyasi bağlılıklarına bakılmaksızın Suriyelileri birleştiren belirleyici unsur haline geldi.
Mustafa Kemal’in “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.
En doğru, en hakiki tarikat (yol), tarikat-ı medeniyettir (medeniyet yolu yoludur)… Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.
İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” tespiti, Suriye bağımsızlık savaşı ve cumhuriyetinin kurulmasına ilham kaynağı olmuştu.
Ama ve lakin Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ülkemizde başlattığı milli demokratik devrim nasıl akamete uğradıysa, ülkemizin ilerlemesi, medeniyeti yeniden yabancı devletlere tevdi edildiyse, feodal yapılar tasfiye edilmediyse, fikri, vicdanı ve irfanı hür bireylerin cumhuriyeti sekteye uğradıysa benzeri Suriye’de de yaşandı.
TEZİN GERÇEKLEŞMESİ ONU KAHİN YAPMAZ Esad Yönetimi döneminde ileri sürülen ve tedavülde olan sav şuydu: Yanımda durmaz, beni savunmaz ve mevcut iktidarımı koruyamazsanız gelecek olanlar ılımlı-laik Sünniler, Aleviler, Dürziler, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler ve kendi itikadı meşrebinden olmayan herkesi düşman olarak telakki edecek ve büyük mezhepçi kıyımlara kalkışacaklar.
Aslında bu anti-demokratik muhalefetin palazlanmasının önünü açan da Suriye halkının temel sorunlarını hedef alan ve çözüm üreten milli ve demokratik bir muhalefetin köküne kezzap suyu döken de Esad iktidarıdır.
Esad’ın ileri sürdüğü tezin gerçekleşmiş olması da onu kâhin yapmaz.
DEMOKRATİK MUHALEFET YALNIZ BIRAKILDI Suriye sahasına; ya Esad ya da DEAŞ, ÖSO, Müslüman Kardeşler Örgütü, HTŞ döngüsü hâkim oldu.
Demokratik muhalefet hem siyaseti-dar Esad hem dini-dar muhalefet hem de uluslararası kuvvetler tarafından yalnız bırakıldı.
Zira hiçbir taraf Suriye meselesinde demokrasi, hukuk, ekonomik büyüme, Suriye toprağı ve milletinin birliği ile ilgilenmiyor.
Her tarafın Suriye için kendi özel ajandası ve hedefleri var.
Suriye milleti karpuz gibi dilimlendi.
Rusya, Çin, Venezuela, Küba, Cezayir, Tunus, kısmen Mısır ve İran’ın desteğini arkasına alan Esad, İsrail, ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, İngiltere, Ukrayna, AB ülkelerini arkasına alan dini-dar kimlikli muhalefete karşı 13 sene direnebildi.
TÜRKİYE 2016’DAN SONRA MESAFELİ DURDU 15 Temmuz 2016’dan itibaren Türkiye “Esad ve Suriye devletini, ordusunu yıkmak için kurulan cepheye” mesafeli durmaya başladı.
Kerhen de olsa Esad’lı bir çözüm için Rusya ve İran ile Astana ve Soçi çözüm sürecinin ana parçası oldu.
En nihayet Esad Yönetimi ile direkt görüşmelere katıldı.
Erdoğan-Esad buluşması ve meselenin kökten çözümü için uygun şartlar oluştu.
Karşılıklı olumlu mesajlar gitti-geldi.
Eski fırtınalı, şiddetli ve yıkıcı söylemler yerini yapıcı meltem bir havaya bıraktı.
ESAD ANKARA’YI OKUYAMADI Ancak ne olduysa, hangi el devreye girdiyse Esad, Türkiye’den gelen “olumlu” havayı doğru okuyamadı.
Zaaflık ve teslimiyet olarak telakki etti.
Zengin Körfez Arap ülkelerinin telkinlerine boyun eğdi.
Esad ve Erdoğan arasında her olumlu hava estiğinde “TSK Suriye’den çekilmelidir!” açıklaması yapan ve HTŞ Şam’a girdikten sonra legal olarak Şam Havalimanı’ndan Dubai’ye giden Esad’ın siyasi müsteşarı Busayna Şaban’ın da Suriye-Türkiye ilişkilerinin iyileşmesi önünde önemli bir takoz görevi yaptığı aşikârdır.
Hürrem ve Saray şürekasının Sultan Süleyman’ı teslim aldığı gibi Esad’ı kuşatmış olan iki kadın eşi Esma Elahras (Esad) henüz Esad iktidardayken infaz edilen müsteşarı Luna Şibil (kendisinin, kardeşi ve eşinin Suriye’deki İran subayları hakkında İsrail, Dubai, Rusya ve İngiltere’ye bilgi sattıkları iddia edildi) ve Esad’ın kendisini “vazgeçilmez” görme inancı, kısmi askeri ve siyasi başarıların ardından Suriye milletinin siyasi ve ekonomik sorunlarına neşter vurmak yerine rüşvet ve yolsuzluk sarmalının genişlemesi ve kendisi ile Saray erbabına bağlı ticaret, finans ve kaçakçılık şürekasının artan gücü Suriye’nin en kalabalık milleti olan El-Sefillerin büyümesine ortam hazırladı.
İŞLER ÇETREFİLLİ HALE GELİYOR Önceki Esad rejiminin başarısız politikaları ve on yıllarca süren yolsuzluk yeni Ahmed Şara rejiminde daha derin devam etmektedir.
Mevcut iktidar altında yolsuzluğun ve kırılgan kurumların devam etmesi, uzun süren savaşın yıkıcı etkisi, terörizmin yayılması, yaptırımlar, ambargo ve bölgesel ve uluslararası müdahaleler sorunu çetrefilli hale getiriyor.
Krizin ideolojik veya mezhepsel olmaktan önce siyasi ve sosyo-ekonomik boyutları olan büyük bir ulusal kriz olduğu konusunda kolektif bir farkındalık olmalıdır.
Eğitim ve sağlık reformu ve işgücü piyasasının canlandırılması gibi genel ekonomik ve sosyal taleplere odaklanılmalıdır.
Kamu kaynaklarının hizmet ve altyapıya yatırılmasını sağlamak için kurumsal yolsuzlukla mücadele edilmelidir.
YOLSUZLUK KİMLİĞİ DAYATILDI Suriye’deki yoksulluk bugün sadece geçici bir olgu değil, 15 yıllık yıkım, yolsuzluk ve fiili yönetimin başarısız ekonomi politikalarının sonucu olarak milyonlarca vatandaşa dayatılan ortak bir kimliktir.
Oligarklar ve savaş ağalarına gelince, onlar kendi dar çıkarlarından başka hiçbir mezhebe mensup değiller ve bedelini hayalleri, geçim kaynakları ve günlük onurlarıyla ödeyen genel Suriye halkıdır (son elektrik faturaları bunun gerçek bir örneğidir).
Suriye’de en büyük grup yoksullar iken, en tehlikeli azınlık ise hem eski hem de yeni yozlaşmış elitler ve onların ortaklarıdır.
Bu elitler, Suriyelileri din ve mezhep propagandasıyla gerçek sorunlarından uzaklaştırmaktadır.
Jean-Jacques Rousseau’nun dediği gibi, “Bir halk yoksul olduğunda, ayrılık artık kendi aralarında değil, kendileriyle onları yağmalayanlar arasındadır.” Kıssadan hisse, mesele Sünni, Alevi, Hristiyan, Musevi, Arap, Türk, Kürt, Süryani, Ermeni olmakta değil tüm mesele ayrılığı rafa kaldırıp bu ayrılığa ve düşmanlığa sebep olanlara karşı tek yürek olmaktır.
Ve maalesef halen Suriye’nin en kalabalık milleti olan El-Sefiller halen aşiret, örgüt, cemaat, tarikat, şeyh, mezhep, etnisite asabiyetini millet ve vatanın ulvi çıkarları üstünde tutmaktadır.
Maalesef mevcut uluslararası organize suç örgütü Tekelci Kapitalist Rejimin ve mahalli işbirlikçilerinin pençesinde kıvranan Suriye’nin en kalabalık milleti olan El-Sefillerin bir örgütü, sendikası, partisi ve Mustafa Kemal gibi bir liderliği yok.
Mezhep ve etnik temelde bölünmüş, birçok devlet ve ordusunun kontrolünde olan, farklı devlet ve ordulardan medet uman, beni yönetenin kimliğinin, amacının ehemmiyet taşımadığı bir nesnel gerçeklik var.
Şamlıların deyimiyle; isterse onur olmasın, yeter ki bana ekmek, aş ve iş sağlasın; anamı alana amca, toprağıma musallat olana ağam derim tavrında.
Zalimdir ama bendendir hastalığından henüz kurtulabilmiş değil.