Haber Detayı
Sadece diyabetle değil bölgesel ve sosyoekonomik eşitsizliklerle de savaşıyorlar: Maliyet hastaların omuzlarına
Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) 2025 Diyabet Atlası’na göre, Türkiye, Avrupa’nın en yüksek diyabet yaygınlığına sahip ülkesi. Yetişkinlerin neredeyse altıda biri bu hastalıkla mücadele ediyor.
Atlas, diyabetin küresel yükünün benzeri görülmemiş seviyelere ulaştığı konusunda uyarıda bulunuyor.
Öte yandan Türkiye’de milyonlarca diyabet hastası, sağlıklarıyla uğraşırken geçim sıkıntısıyla da mücadele ediyor.
Cumhuriyet’e konuşan endokrin hemşiresi RY, insülin ve glikoz ölçüm cihazlarıyla sürekli glikoz izleme sensörlerinin yüksek maliyetinin diyabet hastalarının tedaviye erişimini günümüzde ciddi biçimde zorlaştırdığını belirterek “Hayat pahalılığı nedeniyle birçok hasta bu cihazlara ulaşamaz hale gelmiş, bu durum hem tedavinin doğru yönlendirilmesini hem de hastaların özbakım ve kan şekeri takibini olumsuz etkilemiştir” dedi.
Yaklaşık 7–8 yıl öncesine kadar glukoz ölçüm cihazları ve sarf malzemelerinin büyük ölçüde devlet tarafından karşılandığını belirten R.Y, “Bugün bu yük neredeyse tamamen hastaların omuzlarına bırakıldı” diye konuştu. ‘KOMPLİKASYONLAR SIKLAŞIYOR’ Türkiye’de diyabet hastalarının tedaviye erişiminde bölgesel ve sosyoekonomik eşitsizliklerin açıkça gözlemlendiğini aktaran R.Y, “Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ya da ekonomik özgürlüğü olmayan hastalar, devlet hastanelerinde sunulan ücretsiz hizmetlere rağmen sağlık profesyonellerine ulaşmakta zorlanmaktadır.
Bu aksaklıklar, diyabetin yeterince kontrol altına alınamamasına ve göz, böbrek, kalp-damar hastalıkları, sinir hasarı gibi ciddi komplikasyonların daha erken ve daha sık görülmesine yol açmaktadır” ifadelerini kullandı.
PSİKOLOJİK SORUNLAR Bunun yanında hastaların psikolojik olarak da yıprandığına değinen R.Y, “Depresyon ve umutsuzluk gibi sorunlar yaşıyorlar.
Diyabet hastalarının yaşam kalitesini artırmak için en acil ihtiyaçlar; psikolojik ve ekonomik desteklerin artırılması ve özellikle Tip 1 diyabetli bireylerin sosyal hayata ve çalışma hayatına sorgusuz sualsiz dahil edilerek ekonomik özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır” vurgusu yaptı.