Haber Detayı
Ata mirası tümülüsler gündemde
Ankara’daki tümülüsleri tarih, çevre ve kent yaşamı ile birlikte ele alan “Ankara Tümülüsleri Projesi” kapsamında düzenlenen çalıştayda, Friglerden Roma’ya uzanan bu mirasın kente yeniden nasıl entegre edilebileceği tartışıldı. Proje, tümülüsleri görünmez kalıntılar olmaktan çıkarıp kentin yaşayan hafızası haline getirmeyi hedefliyor.
Ankara tümülüsleri projesi kapsamında yakın zamanda üç gün süren bir çalıştay düzenlendi.
Çok disiplinli yaklaşımla tarih, çevre ve toplum verilerini bütüncül ve katılımlı bir şekilde değerlendirerek tümülüslerin Ankara’yla olan ilişkilerini ortaya koyan bir araştırma projesi çerçevesinde oluşan dinamikle, tümülüsleri kent’e ve kent hayatıyla bütünleştirmeyi hedefliyor.
Bu amaçla yola çıkan inisiyatif, Friglerden Roma dönemine Ankara’da kentin dört bir yanına dağılmış, çoğu fark edilmeden yaşam alanlarının bir parçası haline gelmiş olan tümülüsler, bu proje çerçevesinde disiplinlerarası bir bakışla yeniden okunuyor.
Anıtkabir Tümülüsleri kesit-canlandırma çizimleri: Mahmut Akok ATATÜRK İSTEDİ Ayrıca unutulmamalı ki Cumhuriyet döneminin ilk kazısı Atatürk’ün isteği üzerine Makredi Bey tarafından Ankara Tümülüsleri’nde gerçekleştirilmiştir.
İlk olarak 2023’te başlayan ve TÜBİTAK tarafından desteklenen bu araştırma projesi, ODTÜ öğretim üyesi Doç.
Dr.
Ela Alanyalı Aral yürütücülüğünde; ODTÜ, Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Kapadokya Üniversitesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Kora Strateji gibi farklı kurumlardan uzmanların katkısıyla hayata geçirildi.
Proje ekibinde Prof.
Dr.
Ali Cengizkan, Prof.
Dr.
Anlı Ataöv, Berna Görgün, Dr.
Buket Ergun Kocaili, Dr.
Ceren Özcan, Doç.
Dr.
Gizem Deniz Güneri Söğüt, Gökçe Günel, Prof.
Dr.
Güliz Bilgin Altınöz, Prof.
Dr.
Nilgül Karadeniz, Dr.
Sıla Özkavaf Şenalp, Dr.
Umut Alagöz ve Doç.
Dr.
Yiğit Erbil gibi isimler yer alıyor.
Araştırma kapsamında, Ankara’daki tümülüslerin arkeolojik, ekolojik ve sosyokültürel boyutlarının saha araştırmalarıyla derinlemesine incelenmesi; haritalandırma, gözlem ve kolektif hafızanın izleriyle desteklenen çalışmalar yürütülmesi önemli bir yaklaşım.
Çalıştayda yer alan arkeolog Nezih Başgelen, Doç.
Dr.
Ela Alanyalı Aral ve Prof.
Dr.
Anlı Ataöv ile konuştuk.
GÖRSEL ŞÖLEN Doç.
Dr.
Ela Alanyalı Aral (ODTÜ öğretim üyesi) 2013 yılında, tarihi harita ve hava fotoğrafları üzerinde yapılan ön inceleme ile başlayan bu bilimsel yolculuk, tümülüslerin Ankara’nın merkezinde, özellikle Etlik, Kalaba, Dışkapı, Hatip ve İmrahor vadilerinde kümelendiğini gösterdi.
Tümülüsler, genellikle 860–900 metre rakımlı düzlüklerde, Ankara Çayı’nın kuzey ve güney kodlarının buluştuğu vadilerde, su yolları boyunca ve çevresinde yer alıyor.
Bu, Friglerin erozyona karşı mezarlarını korumak istemesinden kaynaklanabileceği gibi, vadilere yalnızca tarımsal değil, kültürel anlam da yüklemiş olabileceklerini düşündürüyor.
Ayrıca, 980 metreye çıkan kuzey ve doğu kümelenmeleri, tümülüslerin daha geniş alanlara görsel hâkimiyet sağlamak amacıyla seçilmiş olabileceğini akla getiriyor.
ARKEOLOJİK BİR AĞ Tümülüsler, Ankara’nın çanak biçimindeki doğal yapısı içinde, birbirini gören konumlarda yer alıyor.
Bu, onların doğa ve kültür arasındaki bağı görsel olarak da güçlendiriyor.
Bu bağlamda yapılan analizlerde, Frig dönemine ait senaryoya göre, sadece araziyi temsil eden yükseklikleri dikkate alan görünürlük haritaları, dikkat çekici bir sonucu daha ortaya koyuyor: Anıtkabir’den, yani Beştepeler’den bakıldığında kentin pek çok tümülüsü görülebiliyor. 1930’lu yıllarda Gordion kazılarını teşvik eden ve Türkiye’de bilimsel arkeolojinin gelişmesinde öncülük eden Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı, bu anlamda adeta tümülüslerin bugüne uzanan görsel hafızasını temsil ediyor.
FRİGLERİN ÖLÜ GÖMME GELENEĞİ Prof.
Dr.
Anlı Ataöv Ankara merkez ve çevresindeki dikkatli gözlerin fark edebileceği toprak yığma mezar tepeleri, yalnızca arkeolojik kalıntılar değil, aynı zamanda kentin kültürel dokusunu tamamlayan, doğa ve insan arasındaki tarihi ilişkinin sessiz tanıkları.
Friglerin ölü gömme geleneğinin izlerini taşıyan bu yapılar, sadece Frig dönemine ait değil.
Onlardan sonra gelen uygarlıklar da Ankara’nın topografyasını sahiplenerek tümülüsleri kendi kültürel manzaralarına dahil etti.
Böylece, bu tepeler antik Ankara’nın günümüze ulaşmış en özgün fiziksel öğeleri haline geldi.
Bu bağlamda Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde 29 Kasım 2025’te gerçekleştirilen çalıştaylar da katılımcılarla tümülüslerin Ankara ile yeniden bütünleşmesinin güçlü ve zayıf yönleri tartışıldı ve önceliklendirildi; 5 Kasım 2025’teki ikinci çalıştayda bütünleşme stratejileri geliştirildi.
Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde İz TV Kurucu ve Yönetmeni Vedat Atasoy’un yine aynı gün yayına giren Ankara’nın 3 bin yıllık Tümülüsleri belgeseliyle başlayan, ardından Arkeolog Nezih Başgelen’in “Langaza’dan Ankara’ya Orman Fidanlığı’ndan Trakya’ya Atatürk ve Tümülüsler” isimli sunumuyla devam eden, ardından katılımcılarla uygulamaya dönük proje fikirlerinin geliştirildiği ve Yönetmen Kadir Uluç’un Gordion Vakfı ile işbirliği içerisinde yaptığı Gordion’dan Ankara’ya Zaman Kapsülleri: Ankara Tümülüsleri belgesel gösterimi ile tamamlanan çalıştaylar geniş bir katılımla ilgi ile izlendi.
ÇALIŞTAY ÖRNEK BİR ÇALIŞMA...
NEZİH BAŞGELEN (Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu yöneticisi arkeolog) Ankara tümülüsleri, 19. yüzyıl sonundan itibaren araştırılmış ve belgelenmiş, Cumhuriyet’le birlikte daha kapsamlı araştırma ve kazılarla ele alındı. 1972’de Ankara’da tescillenen ilk kültür varlıkları arasında olan tümülüsler, Kemal Kurdaş’ın Orta Doğu Teknik Üniversitesi bünyesinde başlattığı çalışmalar kapsamında ODTÜ Müzesi’nin yürüttüğü kurtarma kazıları ve araştırmalarla ele alınmıştı. 1980’lerde zarar görmüş tümülüslerde Anadolu Medeniyetleri Müzesi ortaklığıyla yine kurtarma kazıları yapılmış, sonraki dönemlerde ise Ankara tümülüsleri hem arkeoloji hem de kent planlama alanlarında hak ettikleri ilgiden uzak kalmışlardı. 2010’lardan bugüne devam eden araştırmalarla Ankara tümülüslerinin tarihi hava fotoğrafları ve haritalardaki görünümleri üzerinden özgün görünümleri araştırılmakta, bunun yanı sıra bu görsel belgeler üzerinden daha önce varlığı ve yeri bilinmeyen tümülüsler de tespit edilmektedir. 30’A YAKIN KURUM...
Medya, araştırma enstitüsü, üniversite, bakanlık, yerel yönetim, muhtarlık, serbest araştırmacı, yazar ve mekânsal tasarım temsilcilerinin ve mahalle sakinlerinin katılımıyla, grup çalışmaları, beyin fırtınası, önceliklendirme ve toplu değerlendirmelerin yapıldığı üç geniş katılımlı çalıştay düzenlenerek ilgili kamuoyuyla paylaşılması önemli. 30’a yakın kurum temsilci ve uzmanlarının katılımıyla yapılan, benim de katıldığım çalıştaylarda; tümülüslerin kentteki ekolojik, arkeolojik ve kültürel bütünlüğü, kent yaşamıyla entegrasyon ve erişilebilirliği, tümülüs kültürünün oluşumu ve yönetişim modelleri, rotalaştırma, isimlendirme ve tanıtım konularına yönelik stratejik kararlar, uygulanabilir proje fikirleri, somut eylem adımları ve kurumsal işbirliği önerileri ele alınarak irdelendi.
Üç çalıştay da disiplinler ve kurumlar arası başarılı, örnek bir çalışma ortaya konması açısından moral vericiydi.
TÜMÜLÜSLERLE KENTE ÜÇ ROTALI BİR TARİH YÜRÜYÜŞÜ Tümülüslerin zamansal, mekânsal ve toplumsal bağlamları gözetildiğinde, Gordion ve Ankara merkez tümülüslerini il ölçeğinde ilişkilendiren bir rotaya ek olarak, Ankara içinde izlenebilecek üç ayrı tümülüs rotası öneriliyor: Batı-doğu hattında birinci rota, Yumurtatepe ve 21 no’lu tümülüsü ilişkilendiriyor.
İkinci rota, Anıtkabir’in Tandoğan kapısından başlayıp Gazi Tıp tümülüsü ile devam ediyor ve Gençlerbirliği alanının içinde 5, 6, 7 no’lu tümülüsleri üzerinden ilerliyor, Atlı Spor Kulübü girişindeki 8 no’lu ve Büyük tümülüsü geçerek Şenyuva tümülüsünde son buluyor.
Üçüncü rota, Örnek Parkı’ndaki Yumurtatepe tümülüsü ile başlıyor, Hilal Parkı’na ulaşıyor, güneye kıvrılarak Kanuni Parkı, Ata Ortaokulu tümülüsü ve Aktaş Köprülü Camisi’ne varınca Ankara Kalesi görünümü ile tamamlanıyor.