Haber Detayı

Nazilerin ikinci adamı yargılanıyor
Tunca arslan aydinlik.com.tr
06/02/2026 00:00 (3 saat önce)

Nazilerin ikinci adamı yargılanıyor

Nazilerin ikinci adamı yargılanıyor

Stanley Kramer’in 1961’de çektiği “Nürnberg Duruşması” (Judgement at Nuremberg) sinema tarihindeki en ağırbaşlı ve derinlikli hukuk/mahkeme filmlerinden biridir.

Kramer, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1947’de Nazilerin yargılandığı gerçek bir davadan hareketle ama tümüyle kurgusal karakterler aracılığıyla müthiş bir faşizm sorgulamasına girişir bu filmde.

Naziler döneminde görev yapmış hukuk adamlarının ve yargıçların yargılandığı davada, savaş suçlarının yalnızca caniler tarafından değil, sisteme entegre olmuş seçkin hukukçuların da eliyle işlendiği vurgulanır.

Hukukun Nazi yardakçısı yargıçlar tarafından siyasallaşması ve hukukun iktidarın fahişesi olduğu gerçeği, savaşı kazananların yansıttığı adalet duygusuyla aktarılır.

İkinci Dünya Savaşı sonu ve Nazilerin yargılanma sürecine meraklı olanların mutlaka seyretmeleri gereken gerçek bir klasiktir “Nürnberg Duruşması”.

PSİKOLOJİK GÜÇ MÜCADELESİ James Vanderbilt’in sinemalarımızda geçen hafta gösterime giren filmi “Nürnberg” (Nuremberg), tarihsel olarak, Stanley Kramer’in el attığı davanın öncesindeki meşhur bir gerçek yargılamaya, Nazilerin hiyerarşisinde Hitler’den sonraki ikinci adam olan Hermann Göring ve beraberindeki 21 üst düzey Nazinin hesap vermesine dayanıyor.

Dünyanın gözleri, savaşın galipleri ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa’nın, Nürnberg’de kurduğu, bugün de çok etkileyici bir müze olarak hizmet veren mahkeme salonuna çevrilmiş durumda...

Göring’le birlikte filmin diğer ana karakteri olarak, Amerikan ordusunda psikiyatr olarak görev yapan ve tanıklıklarından yola çıkarak bir kitap yazmayı amaçlayan Douglas Kelley’i görüyoruz.

Göring’in teslim olması, cezaevi koşulları, yargılanması, ailesi, galip taraf-mağlup taraf olarak Kelly’yle ilişkileri ve verdiği psikolojik güç mücadelesiyle birlikte çoktan intihar etmiş olan Hitler’e bağlılığı, “Nürnberg”in dönüm noktalarını oluşturuyor.

Sistemi merkeze alan Kramer’den farklı olarak Vanderbilt kişiyi, yani Göring’i ön planda tutuyor ve sistemin ürettiği suçları incelerken bu suçu işleyen kişinin nasıl biri olduğunu da gösteriyor.

Bu niteliğiyle karşımızda hem dersler veren hem de ahlaki yüzleşme gerçekleştiren bir film olduğunu söyleyebilirim.

AHLAKEN AKLAMA YOK Akıcı, zaman zaman gerilim filmine yaklaşan bir ton tutturan, psikolojik çözümlemeler ve karakter çatışmalarını ön planda tutan “Nürnberg”te, Göring-Kelly ilişkisi inişli-çıkışlı biçimde ele alınmış.

Öyle ki kişiliklerin ve amaçların çatıştığı kimi durumlarda seyircinin ister istemez Göring’e sempati duyup onu haklı gördüğü bile oluyor.

Vanderbilt, Göring’i ahlaken aklamamak konusunda çok dikkatli davranmış ama öte yandan karşımızda zeki, esprili, karizmatik, kendine aşırı güvenli bir Göring bulunduğu tartışma götürmez.

Kelly ise bir meslektaşının teklifini açıkça reddetse de neticede bir kuzudan iki post çıkarmayı amaçlayan, yazacağı kitabı da ihmal etmeyen, yer yer oportünizme başvurmaktan çekinmeyen, Göring kadar net ve açık olmayan biri.

Tam da bu noktada klasik “Bu adamlar milyonlarca kişiyi peşlerinden nasıl sürükleyebildi?” sorusu devreye giriyor ki filmde buna yeterince yanıt veriliyor: Otoriter kişilik, ikna edicilik ve psikolojik propagandanın gücü!

Bu, tarihteki Nazi gerçeğinde olduğu gibi “Nürnberg”de de beyazperdeden üzerimize akıyor ve tam da öyle olmadığı halde, Göring’i harika bir oyun gücüyle canlandıran Russell Crowe’u başroldeymiş gibi hissediyoruz.

Crowe, ne yaptığını iyi bilen ve pişman olmayan Nazi mareşali rolünde bol alkışı hak ediyor gerçekten de.

James Vanderblit’in dikkat çekici bir başarısından da söz edeyim: Filmini “Holokost endüstrisinin” bir parçası haline getirmemek için hayli özenli davranmış. “Nürnberg”in öncesinde ya da sonrasında Stanley Kramer’in “Nürnberg Duruşması” filmini de seyretmenizi öneririm.

İki film birbirini çok iyi tamamlıyor.

İlgili Sitenin Haberleri