Haber Detayı

Taliban’ın sert ceza düzenlemelerinden sonra Afgan kadınları haykırıyor: ‘Ev hapsindeyiz, bu yavaş bir ölüm’
Kelebek hurriyet.com.tr
08/02/2026 07:00 (4 saat önce)

Taliban’ın sert ceza düzenlemelerinden sonra Afgan kadınları haykırıyor: ‘Ev hapsindeyiz, bu yavaş bir ölüm’

Afganistan’da kadınların eğitim görmesi, çalışması ve hatta evden çıkmasına ilişkin fiilen uygulanan yasaklar artık hukuken de yürürlüğe girdi. Sahadan gelen tanıklıklar ve uluslararası raporlar ülkede kadınlar için karanlık bir dönemin başladığını ortaya koyuyor. Afganistan üzerine çalışan uzmanlar uyarıyor.

Taliban yönetimi Afganistan’da kadınlar ve kız çocuklarının eğitime erişimini uzun süredir engelliyordu.

Bu ve benzeri uygulamalar geçen hafta resmi ve kalıcı bir devlet politikası haline getirildi.

Geçen ay onaylanan ceza yargılaması düzenlemesiyle ‘İyiliği Emretme ve Kötülükten Sakındırma Yasası’ kapsamında doğrudan kadınları hedef alan yasaklar yürürlüğe kondu.

Yeni düzenlemelere göre kız çocukları ve kadınların 6’ncı sınıftan sonra eğitim alması, çalışması ve yanlarında bir erkek olmadan sokağa çıkması yasaklandı.

Kurallara uymayanlarsa hapis ve fiziksel şiddetten ölüme varan ağır cezalarla karşı karşıya.Uzun yıllar ülkesindeki kadınlar adına Taliban rejimine karşı mücadele eden, çalışmalarıyla Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen ve şu an Afganistan’da yaşayan gazeteci ve aktivist Mahbouba Seraj’la telefonda görüştük.

Seraj’la iki yıl önce Finlandiya’da yaptığımız söyleşide Taliban’ın yeniden iktidara gelişi üzerine konuşmuştuk.

O günlerde, her şeye rağmen en doğru yolun Taliban’la kurulacak bir diyalog olabileceğini savunuyordu.

Ancak bu kez son derece üzgün ve öfkeliydi.

Taliban’la bir diyalog zemininin artık kalmadığını söyleyen Seraj, güvende olmadıklarını ve her an öldürülebileceklerini vurguladı.

Afgan kadınları için tek çıkış yolunun dünyanın bu gidişata karşı ayağa kalkması olduğunu ifade etti.Evleri birer hapishaneye dönüşen ve temel yaşam hakları ellerinden alınan Afgan kadınlarının neler yaşadığını, duygularını ve karşı karşıya oldukları tabloyu ayrıca ABD’de kadın hakları üzerine akademik çalışmalar yürüten ve sahadan güncel veriler toplayan Nazeela Elmi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Afganistan Özel Raportörü Richard Bennett’a sorduk.

Ortaya çıkan tablo son derece vahim ve karanlık: Afganistan’da kadınlar için insanca bir yaşam hakkı resmi olarak ortadan kalkmış durumda. ‘UYGULAMALAR İNSANLIĞA KARŞI SUÇ TEŞKİL EDECEK KADAR AĞIRDIR’Richard Bennet-BM İnsan Hakları Afganistan Özel Raportörü◊ Kadınlar ve kız çocuklarının kamusal yaşamdan sistematik biçimde dışlanması; hareket özgürlüğü, çalışma, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimlerine getirilen kısıtlamalarla birlikte ele alındığında bu uygulamalar insanlığa karşı suç teşkil edecek kadar ağırdır.

Cinsiyet temelli zulüm suçu kapsamında değerlendirilmelidir.

Bugüne kadar Uluslararası Ceza Mahkemesi bu suçlardan sorumlu tutuldukları gerekçesiyle bazı Taliban liderleri hakkında yakalama kararları çıkarmıştır.◊ Afgan kadınlar, 1990’lı yıllardan bu yana Taliban’ın kadınlar ve kız çocuklarına yönelik kurumsallaşmış ayrımcılık, tahakküm ve baskı sistemini ‘gender apartheid’ (devlet eliyle genelde dinin kati ve ataerkil yorumuna dayanan ‘geleneksel’ toplumsal cinsiyet önkabullerini, norm ve rollerini baz alarak kadın ve erkeklerin yaşam alanlarının eşitsiz ayrılması) olarak tanımlamakta ve bunun uluslararası bir suç olarak tanınmasını talep etmektedir.

Bu çağrıyı tüm kalbimle destekliyorum.

Birleşmiş Milletler üyesi devletleri de aynı tutumu almaya, Afgan kadınlarla dayanışma içinde olmaya ve bu terimi kullanmaya davet ediyorum.◊ Tüm devletlere Afganistan’la ilkesel bir temelde ilişki kurmaları çağrısında bulunuyorum ve insan hakları alanında doğrulanabilir ve ölçülebilir iyileşmeler sağlanana kadar ilişkilerin normalleştirilmemesi gerektiğini vurguluyorum.

Hesap verebilirlik mekanizmalarına ihtiyaç vardır; sivil topluma destek verilmelidir, insani yardım ve destek sürdürülmelidir; mültecilerin ve sürgündeki Afganların korunması ve desteklenmesi sağlanmalıdır.

Ayrıca Taliban’la bağlantısı olmayan Afganlar, özellikle de Afgan kadınlar uluslararası süreçlere dahil edilmeli.‘UMUDU KAYBETMEK BİZİM İÇİN VAR OLAN BİR SEÇENEK DEĞİL’Nazeela Elmi, akademisyen◊ Ülkenizden kaç yaşında ve hangi koşullarda ayrıldınız?

Aileniz, arkadaşlarınız, sevdikleriniz hâlâ orada mı? 2017 yılında, 18 yaşımdayken Türkiye’de lisans eğitimime başlamak üzere ayrıldım.

Ailemse 2021’de mevcut hükümetin düşmesinin ardından dünyanın dört bir yanında göçmen oldu.

Akrabalarım, arkadaşlarım ve sevdiklerim halen Afganistan’da.◊ Üniversiteden sonra hangi alanlarda çalışmaya başladınız?Lisans eğitimimi Türkiye’de, yüksek lisansımı Columbia Üniversitesi’nde tamamladım.

Ardından Princeton Üniversitesi ve Lund Üniversitesi’nin Raoul Wallenberg Enstitüsü’nde (RWI) uzman olarak çalıştım.

Çalışmalarımda Taliban’ın kadınlara yönelik baskısının yalnızca ‘kadın hakları’ başlığı altında değil, birçok farklı konuda nasıl çokkatmanlı bir kuşatmaya yol açtığını analiz ediyorum.◊ Ülkenizde kadınların temel haklarının yok edildiği bir dönemde bu alanda uzman biri olarak ne hissediyorsunuz?Bu alanda uzmanlaşmak ve uluslararası politikadaki rekabet eden gündemler arasında bizzat çalışmak fazla yorgunluk ve çaresizlik hissi yaratıyor.

Fakat umudumu kaybetmek benim ve birçok Afgan kadın için bu mücadelede bir seçenek değil.

O yüzden umut diyorum.GİZLİ KURSLARLA EĞİTİM◊ Taliban kısa bir süre önce kadınlar ve kız çocukları için çok katı yasalar çıkardı.

Eğitim yasak, çalışmak, evden dışarı erkeksiz çıkmak dahi yasak.

Ne gibi sonuçlar doğurur bu durum?Yanında bir erkek olmadan evinden çıkamama durumları kadınlar ve çocukların hayati ve acil durumlarda sağlıklarını etkiliyor.

Mesela görüştüğüm kadınlardan biri, eşi evde olmadığı için çocuğunu doktora götüremiyor ve baba gelene kadar çocuk annesinin kollarında ölüyor.

Bunun gibi vakalar çok.◊ Kadınlar kurallara uymadığında ne gibi cezalarla karşı karşıya kalıyorlar?Kadınlar açısından ‘ceza’ sadece mahkeme kararıyla sınırlı değil; keyfilik ve gözdağı mekanizması da cezanın parçası.

Sahadan gelen anlatılar, kamusal alanda ‘ahlak’ gerekçesiyle gözaltı, aşağılayıcı muamele ve kırbaç/şiddet, taciz ve infaz gibi uygulamalara işaret ediyor.

Ocak 2026 düzenlemesinde özellikle ürkütücü olan noktalardan biri, ‘tazir’ (hâkim takdiri/disiplin amaçlı) cezaların yalnızca otorite tarafından değil, eş tarafından da uygulanabilmesi fikrini meşrulaştırması.

Yani artık bir koca disiplin amaçlı eşini dövme hakkına sahip.

Ancak eşinin kemiklerinin kırılmasına, yaralanmaya veya vücutta morluk oluşmasına yol açacak şekilde döverse hâkim tarafından sadece 15 gün hapis cezasına çarptırılır.

Fakat kadının önce şikâyetçi olması ve bu durumu hâkim huzurunda ispat etmesi gerekir.

Oysa kadınlar şu an evden dışarı çıkamıyor.

Diğer bir maddeye göreyse hayvanlara yönelik kötü muamele, kadına yönelik şiddetten daha ağır bir cezaya tabi.◊ Sizin gibi akademik kariyer hedefleyen genç kadınlar şu an evlerinde ne yapıyorlar?

Eğitim ve çalışma hayatının yasaklanması onları erken evliliğe mecbur bırakıyor mu?Bir kısmı evinin içinden çevrimiçi dersler, küçük çalışma grupları ve gizli kurslarla eğitimine devam ediyor ama bu herkes için mümkün değil.

İnternet, güvenlik, ekonomik imkân ve aile desteği gerekiyor.

Özellikle ekonomik olarak kırılgan, kırsalda yaşayan ve sosyal desteği olmayan kız çocukları bu sistem nedeniyle zorla evliliklere daha fazla mahkûm ediliyor.

Yaptığım son araştırmada kadınlar arasındaki intihar oranlarının artmasında zorla yapılan kız çocuk evliliklerinin önemli bir etken olduğu sonucuna vardım. ◊ Görüştüğünüz kadınlar bu durum hakkında ne söylüyor?Birini paylaştım, diğerleriyse şöyle: “Ev hapsindeyiz”, “Bu yavaş bir ölüm”, “Sokakta onlara bakıp bağırmak istedim fakat yapamadım”.◊ Kadınlar için kaçmaktan başka çare var mı?

Kaçmak riskli mi?Maalesef yok.

Ancak İran, Türkiye ve Yunanistan gibi ülkelere kaçak yollarla yolculuk etmek zorunda kalanlar tecavüz, şiddet, insan ticareti, açlık, hastalık ve ölüm riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Hayatta kalanlarsa yeni bir ülkede yeniden dışlanma, ayrımcılık ve güvencesizlikle mücadele etmek zorunda.

Zaten Türkiye, Pakistan ve İran gibi ülkelerde Afgan kadınları uzun süredir ciddi göç ve statü sorunlarıyla karşı karşıya.

Bu ülkeler kendi ekonomik ve siyasi sorunlarıyla boğuşurken Afgan mültecilere yeterli koruma sağlamakta zorlanıyor.

Kadınlar kaçsalar da güvende olmuyor, baskının biçimi değişiyor.◊ İntihar oranlarının arttığından bahsettiniz.

Elinizde rakamlar var mı?Kadınlar Taliban’ın politik, psikolojik baskısı altında ağır bir ruh sağlığı krizi yaşıyor.

Güncel istatistiklere erişim zorlaşmış durumda fakat kadınlar arasında intihar ve intihar girişimlerinde ciddi bir artış söz konusu.◊ Afgan kadınlarının geleceğini aydınlatmak nasıl mümkün olabilir?Taliban’ın uluslararası hukuk önünde hesap vermesi gerektiğine inanıyorum.

Bunun için Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı gibi mevcut mekanizmaların etkin biçimde işletilmesi gerekiyor.◊ Peki, sizce dünya Afganistan’da yaşanan- ları normalleştirmeye mi başladı?Sınırları aşan bir dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Ne yazık ki müttefiklerimiz dışında dünyanın büyük bir kısmı bu yaşananları tamamen normalleştirmiş durumda.◊ Bir gün Afganistan’a dönebileceğinize dair  inancınız var mı, döndüğünüzde nasıl bir ülkede yaşamayı hayal ediyorsunuz?Şimdilik hayır, fakat güçlü ve bağımsız bir kadın olarak arkadaşlarımla birlikte yollara çıkabildiğim, Afganistan’ın her şehrini ve her kültürel miras alanını özgürce gezebildiğim, adil, barış içinde ve eşit bir ülke hayal ediyorum. ‘ÜLKEDE KADINLAR İÇİN ARTIK HER ŞEY DURDU’Mahbouba Seraj, Afgan gazeteci ve aktivist◊ Açıkçası artık kendimi güvende hissetmiyorum.

Gerçeği söylemekten korkuyorum.

Yaşananları anlatmam gerekiyor.

Ama ülkenin geldiği nokta yüzünden artık bu mümkün değil.

Çünkü gerçekten bizi öldürebilirler.

Bir bahane bulurlar ve biz daha ne olduğunu anlamadan ortadan kayboluruz.

Bu yüzden olabildiğince sessiz kalmaya ve yaptıklarını kabullenmeye çalışıyorum ancak her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Özellikle de sığınma evimi kapatmalarından sonra...

Oradaki kızlar hâlâ aklımda.

Onları görmedim, nasıl olduklarını bilmiyorum.

Görmeme izin vermiyorlar.◊ Afganistan’da yaşananlar açık bir ‘gender apartheid’.

Bu ülkede kadınlar için her şey durdu.

Çıkardıkları yeni ceza yasasıyla bunu artık resmileştirdiler, adını koydular ve kalıcı hale getirdiler.

Saldırı artık sürekli olarak kadına yönelmiş durumda.◊ Artık kadınların şiddet gördükleri evliliklerden kaçabilecekleri hiçbir yer yok.

Sığınma evlerinin hepsi kapatıldı.

Bir erkek bir kadını gerçekten kolayca öldürebilir.

Kadın gördüğü şiddeti ispat edemez çünkü ağzını açıp şikâyet bile edemez.

Evden çıkması zaten mümkün değil.

Evden kaçmak doğrudan hapis cezası demek.

Oysa biz yıllarca buna karşı mücadele ettik.

Ülkede durumun ne kadar korkunç hale geldiğini anlatamam.◊ Psikolojik ve duygusal olarak Afgan kadınları ve genç kızları öyle bir baskı altında ki artık ne yapacaklarını bilmiyorlar.◊ Bir de yoksulluk meselesi var, bizi mahvediyor.

Ülkem o kadar fakirleşti ki insanlar bir ekmek alacak parayı bile bulamıyor.

Açlar.

Ama olan bitene bakarsanız, her yerde yollar yapılıyor. “Bakın yollar yapıyoruz” diyorlar.◊ Bir Afgan kadını ya da erkeği çıkıp ‘Bu yanlış’ derse, bu sadece bir söz olarak görülmüyor; Taliban’a saldırı olarak kabul ediliyor.

Ve çok sert karşılık veriyorlar.

Yeni yasayla insanları dört kategoriye ayırdılar.

İslam âlimleri, elitler, orta sınıf ve köleler.

Suçların cezaları da sınıfa göre değişiyor.◊ Konuşabileceğimiz hiçbir yer yok.

Müslüman ülkeler bile arkamızda durmuyor.

Nedenini bilmiyorum.

Şu anda beni tamamen çalışamaz hale getirdiler.

Açıkçası bu ülkede daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum.

Yaşlanıyorum.

Her gün etrafımdaki bu yoksulluğu, bu acıyı görmek beni yok ediyor.◊ İlk yıllarında Taliban’la diyalog hâlâ bir çözüm olabilir demiştim.

Ama artık öyle düşünmüyorum.

O zamanlar önceki hükümet o kadar yozlaşmıştı ki; Taliban’ın işleri doğru yapması mümkün olabilir diye düşünmüştüm.

Müslüman bir ülkede İslam’a göre yaşamakta sorun yok.

Ama bu şekilde değil.

Bu nasıl bir İslam, anlamıyorum.

Dünya Müslümanları da anlamıyor.

Ama kimse  cesaret edip ‘Ne yapıyorsunuz’ demiyor.◊ Afganistan’da bu süreç bir gecede olmadı; çok planlı ve yavaş ilerledi.

Şimdi her şey alındı.

Kadınlar seslerini yükseltti, her şeyi denedi.

Hayatlarını, özgürlüklerini, bedenlerini, ailelerini riske attılar.

Ama erkekler bir şey yapmadı.

Bir gün yaparlar mı bilmiyorum.

Ama onlar ayağa kalkmazsa halimiz ne olur bilmiyorum.

Tek umudum Müslüman dünyanın bizim için dua etmesi ve İslam dünyasındaki âlimlerin ayağa kalkıp bu yasaları tek tek ele alması; “Bu kanun İslam’a göre nedir, gerek var mıdır” diye sorması.

İlgili Sitenin Haberleri