Haber Detayı

Lisans eğitimi müşteri memnuniyetine indirgenemez
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
09/02/2026 00:00 (3 saat önce)

Lisans eğitimi müşteri memnuniyetine indirgenemez

Lisans süresinin üç yıla indirilmesine yönelik tartışmalar sürüyor. Tasarının arkasındaki sis perdesini kaldırma göreviyle karşı karşıyayız.

YÖK Başkanı Prof.

Dr.

Erol Özvar’ın önümüzdeki yıldan itibaren üniversitelerimizin birçok bölümünde lisans süresinin üç yıla indirileceğini açıklaması üzerine tartışmalar sürüyor.

Gazetelerde çıkan haberlere göre bu süre kısaltmasının “üniversitelerin uluslararası rekabet gücünü artıracağı”, “öğrenci hareketliliğini güçlendireceği”, “dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerinde yetkin insan kaynağı yetiştirilmesine katkıda bulunacağı” savlanıyor.

Aslında lisans süresi tersine üç yıldan dört yıla çıkartılıyor olsa, aynı savlar, üstelik bu kez belki daha da gerçekçi olarak, yine ileri sürülebilirdi.

Aynı haberlerde yer alan “bilgi aktarıcı sınıf tipi anlatım” yerine “proje tabanlı öğretimin öne çıkacağı” savı da lisans süresinin üç ya da dört yıl olmasından bağımsız bir önerme.

Aslında  dört yıllık lisans süresi bu söylemle amaçlanan hedefi gerçekleştirmek açısından yine daha uygun bir ortam sağlıyor.

Çünkü öğretim süresinin sıkıştırılmasının derslerin bir bilgi yığını olarak aktarılması eğilimini olsa olsa güçlendireceğini öngörmek pek de özgün bir keşif sayılmaz.

Tasarının somut veri temelli dayanaklardan yoksun olması, ardında yatan nedenlerin üstüne bir sis perdesi çekiyor ve biz de bu sis perdesini kaldırma göreviyle karşı karşıya kalıyoruz.

KAZANIM ‘MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ’ Mİ?

Süre kısaltmasının yol açacağı açık olan “kazanım”, öğrencilik masraflarının öğrenciler ve aileleri açısından azalması ve öğrencilerin daha erken “iş bulma” değilse de “iş arama” olanağına kavuşmalarıdır.

Yine hesaba katılması gereken diğer bir “kazanım” da süre kısaltmasının uygulanacağı bölümlerin Üniversite Giriş Sınavlarında öğrenci kabul kapasitelerinin artmasıdır.

Ama her iki unsur da ülkemizin yetişmiş işgücü gereksinimi uyarınca ünivesitelerimizin hedeflemesi gereken öğrenci çıktısının nitel değerlendirmesine ilişkin olmayıp, “müşteri memnuniyeti” kapsamına girmektedir.

Oysa  lisans sürelerinin belirlenmesinde belirleyici etken, hedeflenen öğrenci çıktısı temelinde eğitim-öğretimin içeriği ve kapsamı olmalıdır.

KAVRAMLARIN KÖLESİ DEĞİL, EFENDİSİ OLMAK Yine YÖK’ün açıklamasına ilişkin gazete haberlerinde lisans süresinin kısaltılmasına “teorik yerine daha çok uygulamalı eğitimin eşlik edeceği” ifade edilmektedir.

Üniversite eğitiminde “teoriyi uygulamadan, uygulamayı da teoriden koparmak” en önemli hatalardan birini oluşturur.

Teori uygulamaya yol göstermek, uygulama da teoriyi pratikte cisimleştirmek içindir.

Teori ve pratik arasındaki ilişki bir ağırlık sorununa indirgenemez.

İçerik farklılıklarına karşın bütün bölümlerde eğitim açısından geçerli olan bir temel ilke vardır.

O da öğrencilerin kavramlar karşısındaki tutumunun şekillendirilmesine ilişkindir.

Her alanda çerçeveyi belirleyen etken, kavramsal yapıdır.

Kavramsal yapının özümsenememesi “kavramların peşinden sürüklenme”ye yol açar.

Bu durumda öğrenci kavramlara değil, kavramlar öğrenciye hükmetmeye başlar.

Teorinin temel yapıtaşları kavramlardır.

Kavramların uygunluğunun denektaşı da teorinin pratikle olan uyumudur.

Onun için teori ve pratik bir bütünlük içinde ele alınmadığında öğrencilerin kavramları içselleştirmesinin zemini ortadan kalkar.

Lisans süresinin denektaşı öğrencinin kavramların kölesi olmaktan kurtulup efendisi haline gelmesi için yeterli olmasıdır.

Aslında lisans süresinden bağımsız olarak üniversitelerimizin eğitim-öğretimin içeriğini bu sorunsal temelinde ciddi biçime gözden geçirmeleri gerekir.

ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK VE LİSANS SÜRESİ Eğitimin her döneminde öğrenmeyi öğrenmek büyük önem taşır.

İlgili alandaki uygulama yöntem ve biçimleri öğrencinin mezuniyet sonrası çalışma hayatı boyunca değişmeye ve gelişmeye devam edecektir.

Üstelik her alana ilişkin kavramsal yapının kendisi de dönüşüme uğrar.

Günümüzde “bilgiye erişim” olanakları son derece ileri bir düzeye ulaşmıştır.

Ama aslolan bilgiye erişimden çok erişilen bilgiyi kendine maletme yetisidir.

Aksi durumda bilgiye erişen, erişilen bilgi yığını karşısında çaresiz kalır.

Öğrenmeyi öğrenmenin önkoşulu kavramsal çerçeveye hakimiyettir.

Kavramların teorinin temel yapıtaşlarını oluşturmasına karşın, bu hakimiyet salt teoriye dayalı bir yaklaşımla sağlanamaz.

Teorinin kavramları pratikte hayat bulur.

Onların gerçekliği açıklama ve dönüştürmedeki işlevi ancak teorik kavramların gerçeklikteki kökeninin görülmesiyle kavranır.

Aksi halde teori gerçeklik dışı sanal bir dünyanın betimlenmesine indirgenir.

Uygun lisans süresinin ne olduğu her alanda bu hedefe ulaşmanın gerektirdiği zamanla uyumlu olmalıdır.

Onun için aslolanın hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek olması, lisans süresinin keyfi biçimde kısaltılmasının dayanağı olamaz.

Hayat boyu öğrenmeyi lisans süresinin uygunluğu güvence altına alır.

ÜNİVERSİTE BİR MESLEK OKULU DEĞİLDİR Meslek okulunda uygulamaların öğretilmesi esastır.

Kuşkusuz uygulamalar da zaman içinde gelişir.

Öğrencinin bu değişimleri izleyerek kendi bilgisini gelişmelere uyarlama yetisiyle donatılması gerekir.

Ama üniversitenin meslek okulundan farkı öğrenciyi gelişme konusunda izleyici olmanın ötesinde gelişmeye daha etkin katkıda bulunan bir konuma getirmeyi hedeflemesidir.

Onun için üniversite öğrencinin ufkunu genişletme sorumluluğunu taşır.

Üniversite, öğrencilere kayıtlı oldukları bölümlerin dışındaki bölümlerden ders alma ve bu bölümlerin etkinliklerine katılma olanağını sağlar.

Disiplinler arası yaklaşımlar günümüzde giderek daha büyük önem kazanmaktadır.

Lisans süresinin kısaltılarak sıkıştırılması öğrencileri ufuk genişliğine erişimini de ciddi biçimde kısıtlamaya adaydır.

Süreye ilişkin yapılacak getiri-götürü çözümlemesinin, üniversitelerin bir meslek okulunun ötesinde öğrencilere kazandırmakla yükümlü oldukları yetilerin edinilebilmesini hesaba katması gerekir.

EĞİTİM-ÖĞRETİM PLANLAMASI Eğitim-öğretim yığınakta yapılan hatanın giderilerilemeyeceği alanlar arasında yer alır.

Üstelik sorun, ülkenin yetişmiş işgücü gereksiniminin gelişme stratejisi doğrultusunda doğru planlanmasından ibaret değildir.

Başarı, hem öğrencilerin kendi merak ve yeteneklerini keşfetmelerini olanaklı kılan bir ortam yaratmaya, hem de merak ve yeteneklerle ülke gereksinimleri arasında uyum sağlamaya yönelik toplumsal düzeneklerin oluşturulmasına bağlıdır.

İnsan gücü bir ülkenin en önemli kamu değeridir.

Sorun mevcut gizilgücü nicel ve nitel bakımdan uygun biçimde açığa çıkarmaktır.

Ülkemizin ara insan gücüne gereksinimi büyükse, o zaman çözüm daha çok meslek okulunun devreye sokulmasıdır.

Yoksa üniversitelerin meslek okullarına dönüştürülmesinde değil.

ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTENİN VAZGEÇİLMEZİDİR Araştırma, eğitim-öğretimin yanı sıra üniversitenin birincil görevleri arasında yer alır.

Bilimsel araştırmaların ülke gereksinimleri açısından taşıdığı önemin yanı sıra yetkin araştırmaların gerçekleştirilmediği bir üniversite, eğitim-öğretim işlevini yerine getirmede de tökezler.

Araştırma iklimi üniversitenin bütününü kapsamazsa, o zaman eğitim-öğretim de kaçınılmaz olarak bilgi aktarımına indirgenir.

Lisans süresinin sıkıştırılması hem öğretim üyelerinin hem de araştırma görevlilerinin araştırmaya ayıracakları zamanı ciddi biçimde kısıtlar.

Süre belirlemelerinde öğretim üyelerini yalnızca ders vermekle yükümlü olarak gören yaklaşım, üniversitelerin araştırma iklimini kuraklaştırır.

Bugün üniversitelerimiz köklü bir yeniden yapılandırma gereksinimiyle karşı karşıyadır.

Sorunun uzun erimli ve bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerekir.

Kısa erimde “müşteri memnuniyeti”ni arttırmaya yönelik önlemler sorunların çözümüne hizmet etmeyeceği gibi çözümü zorlaştırmaktan başka bir sonuca yol açmaz.

İlgili Sitenin Haberleri