Haber Detayı

Büyük hamle!
Gündem aydinlik.com.tr
14/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Büyük hamle!

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ‘FETÖ’yü gömeceğiz ama insanları kurtaracağız. Bu kadar basit. FETÖ’yü affetmiyoruz. Mücadeleden vazgeçmiyoruz. En hayati ve cesur adımı atıyoruz.’ sözlerine Avukat Faik Işık’tan destek geldi. Işık’ın konuyla ilgili sosyal medyadaki yazısı şöyle:

Doğu Başkan, muhteşem bir tavır sergiledi.

İt izini, kurt izinden ayırdı.

Gerçek aparatları arkasına sığındıkları kalabalıklardan ayırt etti.

Kimyasal reaksiyonlardaki iyot gibi açığa çıktılar.

Saklanmayı sürdürmek için bağıranlar (Emre Uslu gibi tipler) kudurmuş şekilde, ayrıştırılmalarını istemiyorlar.

O kalabalıkları kullanmaya devam etmek istiyorlar.

Büyük hamle.

Hem kumpaslarda yargılanacaksın hem karakter suikastlerine uğrayacaksın.

Sonra da yüksek sesle it izini kurt izine karıştırmama konusunda yüksek sesle konuşacaksın.

Yürek ister, vicdan ister, akıl ister, insaf ister… Çoğu yurtdışına kaçıp, korumalı bağlantılı ülkelerde yaşayan Ezoterik Kumpas Örgütü’nün gerçek çekirdek kadroları ile büyük vitrinler şeklinde konu mankenleri olarak arkalarına saklandıkları ve neyin ne olduğundan habersiz kalabalıkları birbirinden ayırt edememek ciddi bir sorundur.

Anayasa doktorası yapmış bir hukukçunun dikkat çektiği konu şu: Birbirinden tamamen farklı 3 ayrı yapının toptancı şekilde tek isim altında tanımlanmasının doğurduğu neticeler; hakikat, hukuk ve adalet ilkeleriyle gözden geçirilmeli. 650 bin civarında Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı ve ailelerinin, Cemaat Ortak Torbası’nda aynı durumda olduğunu söylemek, hukuk bilimine uygun bir değerlendirme değildir.

Bu bütüncül gözüken yapının, en üstündeki kısmının paralel devlet kadrolarının; 3 ayrı parçadan oluştuğu konusunda kimsenin şüphesi olmayan en alttaki dini milli duygularla oluşmuş büyük yurttaş kitlelerine karşıda kumpas kurdukları artık açıkça anlaşılıyor. ‘FETÖ’yü görmezden gelmiyoruz’ Avukat Faik Işık, Prof.

Dr.

Kemal Üçüncü’nün “Sınav sorularını çalıp milletin hakkını yiyenler mi masum/ kolay kadro tayin yapanlar/kamuda çete gibi hareket edenler.

Bunların çoğu bir ceza görmedi halen.” ifadeleriyle ilgili de şu açıklamayı yaptı: “Aynı FETÖ ismi altında üç ayrı yapının olduğunu ve bu konuda hiçbir ihtilaf olmadığı konusunu anlaşılır şekilde ayrıntılı olarak belirtmiştik.

Bilmiyorum sizin eviniz hiç basıldı mı aparat üst yönetim tarafından?

Benim evime sabah 04.00’te 10 polis geldi.

Ellerinde savcılık emri olmadan arama yapmak istediler.

Yapın dedim.

Bilmiyorum sizi üç ayrı terör grubuyla ilişkilendiler mi?

Beni Ergenekon, Selam Tevhid ve Fenerbahçe adına oluşturulmaya çalışılan üç dosya ile ilişkilendirdiler.

Bilmiyorum evinize gittiğiniz yolda, 5 ayrı noktada, 7 polis ekibi ile çevrilip terörist muamelesi ile kavga çıkarmak için size hakaret ettiler mi?

Yanımda çalışanım vardı ve 30 dakika ilk noktada, 10’ar dakika diğer noktalarda güç kibriyle böyle davrandılar.

Hiç büronuzun önünde 6 ay boyunca anteni ile dinleme aracı bekletildi mi?

Senelerce bütün konuşmalarınız, elektronik postalarınız devletin imkanlarıyla kayda alındı mı?

Hiç bunlarla davalarda karşı karşıya geldiniz mi?

Ben de buralardaydım.

Doğu Başkan Silivri’de idi.

Fenerbahçe, Metris’te idi.

Hukukun binlerce yıllık tarihinde olgunlaşan ilkeler var. ‘Aynı isimle ilgilendirilen ancak aynı olmayan üç yapı’ derken, çok açık ve kabul görmüş bir durumu anlatıyoruz.

Kim diyor ki; darbeye kalkışanı, kumpaslar yapanları, infiltrasyon yapanlar görmezden gelelim?

Doğu Başkan mı diyor, ben mi? “‘Vur abalıya’ yaklaşımı yürek istemez.

Toptan gömülsünler gibi hukuka uymayan lafların sahiplerine de vicdan gerekmez.

En alışılmış ve kolay olanı; hak etmiş veya etmemiş olduğuna bakmaksızın düşene vurmak.

Bu mertlik değildir.

Medeni bir tavırda değildir.

Birilerine karşı duyulan öfke, akıl ve ilke sahiplerini adaletsizliğe sevk etmez.

Bu hukuk kuralı aynı zamanda Kuran’ın emri.

Kişilere göre adalet terazisi farklı tartmaz.

Çoluk çocuk, eş, anne baba, kardeş, arkadaş… Topyekûn birilerinden fiilinden hak edilmedik şekilde topluca cezalandırılması hukuki olmaz.

Cezasını çeken insanların topluma karışıp hayatlarını idame ettirilmeleri engellenemez.

Bu sözleri söylüyorsak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletinin hangi yurttaşı olursa olsun; ayırım yapmaksızın, adalet terazisi ve kurallarını bozmaksızın, Pax Romana veya Pax Ottomana gibi Pax Türkiye ortamını oluşturmak.” ‘ÜÇ AYRI YAPI TEK ÖRGÜT ADI’ - Av.

Faik Işık’ın Doğu Perinçek’in FETÖ’ye alet olanlara yaptığı çağrıyla ilgili sosyal medyadaki yazısı şöyle devam etti: Sık sık isyancılar ortaya çıkıyor, büyük çaplı iç ve dış (komşu) düşman devletler yanında etnik gruplarla çatışmalar yaşanıyor, yağma ve soygunlar tedirginlik ve korkuları artırıyor, rakip liderler arasında toplumu huzursuzluklara boğan kavgalar… sürüp gidiyordu.

İşte iki yüzyılı aşan (Pax Romana) Roma Barışı (M.Ö.27-M.S.180) uzun uzun müzakereler neticesi oluşturulmuş metinlerle yumuşak uzlaşılara varılarak sağlanamadı.

Güç ve sertlik kaçınılmazdı.

Bu süreç Türkiye Cumhuriyeti açısından böyle bir sonuç doğurur mu?

PKK ve bileşenlerine karşı en sert söylemleri kararlı şekilde vurgulayan MHP ve Genel Başkanı Sayın Bahçeli, konuyu bambaşka bir düzleme taşıdı.

FETÖ yapısının en çok mağdur ettiği ve halen hedef gösterdiği Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, yürümekte olan sürecin yanında önerileriyle dururken, Sayın Bahçeli kadar şaşırtıcı şekilde başka bir boyuta dikkat çekiyor.

Konu oldukça uzun ve çetrefilli. *** Yıllarca terör yoluyla pek çok katliam ve sürekli isyan faaliyetleri yürüten PKK’nın silah bırakması ve örgütü feshettiğini açıklamasının ardından YPG-SDG’nin Suriye topraklarındaki ayrılıkçı taleplerden vazgeçmesi; henüz tam güven vermeyen yepyeni bir ortam oluşturdu.

Artık yasal düzenlemelerle sürecin tamamlanması hazırlıklarına geçilmiş gözüküyor.

TBMM metni ortaya çıktığında bu konunun detaylarına bakarız.

Peki bu durum FETÖ yapı ve faaliyetleri için de emsal oluşturacak mı?

Değişik vasıflardaki ağır suçlar (kendilerince kutsanmış darbe kalkışmaları, sınav yolsuzlukları ile kamunun önemli kurumlarına infiltrasyon (sızma), manipülasyon ve komplolar ile karakter suikastleri, hakim olunan medya mecraları ile kişiler ve kurumlara karşı “devlet ve hukuk görünümlü” haksızlık ve kötülükler…) ister istemez büyük infiallere sebep olur.

Kanunlardaki en ağır cezalar bile toplumun bedel ödetme duygularını bazen yatıştıramayabilir.

İntikam ve linç etme eğilimleri ortaya çıkar.

FETÖ veya The Cemaat veya Okyanus Ötesi veya Pensilvanya gibi isimlerle tanımlanan yapının çok katmanlı olduğu konusunda ihtilaf yoktur. 1) Bilerek ve isteyerek mahrem kadroların örtülü planları dahilinde eşgüdüm ile devleti, kurumları ve tüm ülkeyi teslim alma faaliyeti yürüten (ve çoğu da örgüt korumasında yurtdışına kaçabilen) en üst kademedekiler. 2) Dinî millî motivasyonlarla çoğu pekte farkında olmadan toplum nezdinde geniş bir kamuflaj/sütre ve meşruiyet tabakası oluşturmaya alet edilmiş alt tabakadakiler. 3) Farklı hücrelerden oluşmuş ezoterik gnostik yapının her yere yayılmış güç ve ilişkiler ağında üst ve alt arasında kendi çıkar ve egoları uğruna durumdan istifade eden orta tabakadakiler.

Bu farklı maksat, niyet ve irtibat ağındakilerin en alttakileri ile en üsttekileri aynı cezai sonuçlara tabi tutulamaz.

Hukuk ve adaletin hassas terazisi böyle tartmaz.

Bireysel kusur ve niyetin objektif değerlendirilmesi zorunludur.

Evrensel hukuk normları (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 6, 7 ve 8) ve AİHM kararları (örneğin Yüksel Yalçınkaya v.

Türkiye), bağlantıların tek başına delil sayılamayacağını vurgularken aslında aynı isim altında üç ayrı yapının varlığını ayırt edebilmiştir denemez. *** Aynı isim altında üç ayrı yapı içerisinde yer alan mahkumların cezalarının infazı sırasında, tüm mahkumlara eşitlik, objektiflik ve uluslararası standartlara (örneğin BM Mandela Kuralları) uygun muamele yapılması hukuk ilkesidir.

İnfaz sadece cezalandırıcı değildir.

Islah edici niteliğini korur.

Mahkumlar arası ayrımcılığı önler.

Ceza bitiminde; toplumun kızgın çoğunluğunun talep ettiği toplumsal tepkiler yatışmamış olabilir.

Tahliye edilmiş kişilerin yaşayıp hayatlarını devam ettirebilmek için çalışma, hak ve özgürlüklerinden yararlanma, güvenlik ve eşitlik haklarından mahrum edilmesini isteyenler olsa da hukuk bireysel düzeltme ve topluma faydalı olacak entegrasyona öncelik verilir.

Pişmanlık gösteren, suç sonuçlarını telafi etmek isteyen ve hukuk kurallarına uyan kişiler; devlet ve toplumla uyumlu bireyler olarak yeniden kazanılmalıdır.

Bu yaklaşım, hukukun insani boyutunu (rehabilitasyon hakkı) ve etik zorunluluğunu (ayrımcılığın reddi) yansıtır.

Hukuk devleti, vatandaşını dışlamak yerine, uzun vadeli barış ve güvenliği sağlamak için vardır.

Ceza hukukunun evrensel ilkeleri (kanunilik, kusur, orantılılık, şahsilik, insancıllık ve adil yargılanma hakkı…) doğrultusunda, ceza infazının amacı asla insanları veya çevrelerini (aile, yakınlarıyla) “yok etmek”, ezmek veya salt acı çektirmek değildir.

İşkence yasağı (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 3) ile insancıllık ilkesi; “cezalar keyfi intikam aracı olamaz” der. “Yeniden topluma yararlı bireyler olarak katılabilme” amacını taşır.

BM Nelson Mandela Kuralları (Mahpuslara Muameleye Dair Asgari Standart Kurallar) ve uluslararası standartlar (CPT kriterleri), infazın rehabilitasyon odaklı olmasını zorunlu kılar.

Eğitim, mesleki eğitim, psikolojik destek ve dış dünya ile iletişim fırsatları, mahpusun suçtan uzaklaşmasını ve entegrasyonunu teşvik eder.

AİHM kararlarında da vurgulandığı üzere; “ceza bitiminde dışlanma yerine düzeltme ve toplumsal kazanım önceliklidir”.

Hukukun insani, etik ve felsefi boyutunda adalet; vicdanı kurtarmakla yükümlüdür, yok etmekle değil.

Adalet; “Başkalarının hayatlarını dinî, millî, etnik, politik, kişisel… sebeplerle karartırken bunları hiç düşünmemiş olsalar dahi” bütün mahkumlar içinde geçerli medeniyet değeridir.

İlgili Sitenin Haberleri