Haber Detayı
Acı bir gözlem
Acı bir gözlem
Sevimli bir kız çocuğu rengârenk, lambaları yanıp sönen elektrikli kaykayı ile Ege Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Polikliniği’nin uzun koridoru boyunca hızla gidiyor.
Işın tedavisi için sırasını bekleyen hastalar, karşı duvarın önüne sıralanmışlar.
Hastalara yardımcı olmak için gelenler de var.
Hemen herkes, düşünceli ve hüzünlü gözüküyor.
Çocuğun hareketleri ve sevinç gülücükleri ortalığa biraz neşe kattı, kimse rahatsız gözükmüyor.
Derken ikinci bir kaykay ve beş yaşlarında bir oğlan ona katıldı.
Oğlanın saçları dökülmüş, belli ki kanser tedavisi görüyor.
Anneleri zarif pembe bir elbisesi ve baş örtüsü olan güleç yüzlü genç bir hanım.
İki çocuğu ile yıpratıcı bir tedavi için her gün hastane koridorlarında...
Mecali kalmadığı için tekerlekli sandalye ile kimyasalla tedavi (kemoterapi) kısmına getirilen genç yaşta pek çok insan görülüyor.
Annesinin kucağında saçı, kaşı dökülmüş bir deri bir kemik kalmış on yaşlarında bir çocuğu görünce içim kıyıldı.
Bencileyin hayli uzun yaşayıp çeşitli iç ve dış etkenlere maruz kalmış olanların kanser olması neyse de bu çocuklara ve gençlere ne oluyor?
OLASI ETMENLER İlk akla gelen kimyasal ilaç ve gübrelerle kirlenmiş olan besin maddelerinin tüketilmesidir.
İşlenmiş gıdalarda kullanılan koruyucu, kıvam artırıcı, tatlandırıcı maddeler ve ambalaj kapları da bu kapsamda düşünülmelidir.
Kötü sicile sahip tütün ürünleri zaten biliniyor.
Gözden kaçan ve belki daha önemli bir küme olabilecek; evlerde temizlik amacıyla kullanılan çamaşır ve bulaşık deterjanları, çamaşır suyu, duş jeli, şampuan gibi temizlik maddeleri; saç boyası ve spreyi, ruj, rimel, krem gibi kozmetik maddeler akla gelmektedir.
Duvar ve ahşap boyaları, tinerler, sentetik halılar, perdeler, plastik mutfak gereçleri, su ve yağ şişesi ve bidonları, turşu kapları sayılabilir.
Plastik terlikler, eldivenler, giysiler, masa, sandalye gibi eşya da akılda tutulmalıdır.
Sanayi tesisleri ve konutların baca gazları ve atık suları, egzoz dumanları, yıkım ve inşaat sırasında kalkan toz, taş ve mermer ocakları, maden alanlarından kaynaklanan hava ve su kirliliği de çok yaygındır.
Çok geniş bir alandaki kirletici maddeler, akarsulara karışmakta, bu sular tarımsal sulamada kullanılmaktadır.
Kaynağında içme suyu niteliğinde olan sular, denizlere ulaşırken koyu renkli pis kokulu sıvılara dönüşmektedir.
Koskoca denizler bile kirlenmekte, sonuçta müsilaj denilen olaylarla karşılaşmaktayız.
NİTRAT VE FOSFAT KİRLİLİĞİ Türkiye 2025 yılında kimyasal gübre dışalımı için 2 milyar dolar sarf etmiştir.
Yerli üretimi de hesaba katarsak her yıl en az 5-6 milyon ton kimyasal gübre kullanılmaktadır.
Bu gübrelerin yarıdan fazlası azotlu gübrelerdir.
Azot içeren gübrelerin bileşimi ne olursa olsun topraktaki küçük canlılar tarafından nitrata dönüştürülür ve bitkiler sadece nitrat formundaki azottan yararlanabilir.
Nitrat su ile kolayca yıkanır.
Zamansız veya fazla atılan azot, bitkilerin kök derinliğinden uzaklaşır ve kullanılmadan yer altı sularına karışır.
Üzülerek belirtelim ki, çiftçilerimizin bilinçsiz uygulamaları yüzünden azotlu gübrelerin en az yarısı yıkanarak yer altı sularına ve nehirlere karışmaktadır.
Başka bir nitrat kaynağı da büyük hayvancılık işletmelerinde, çıplak toprak üzerinde bekletilen çiftlik gübresi yığınlarıdır.
Güneşli havalarda azot amonyak şeklinde uçarak havayı, yağışlı havalarda nitrat şeklinde yıkanarak toprağı ve suları kirletmektedir.
Çiftlik gübresi çok değerli bir azotlu gübredir.
Onu heba ederken azotlu gübre ithal etmek için milyarlarca dolar harcanmaktadır.
Nitrat ve nitrit yükünlerinin (iyon) kansere yol açtığı bilinmektedir.
Hayvancılıkta kullanılan karma yemlerle işletmelere bol miktarda azot ve fosfor gelmekte olup, satılan ürünlerle ancak bunun yüzde 20’si işletme dışına aktarılmaktadır.
Kentsel organik atıklarda da bol miktarda azot ve fosfor bulunmaktadır.
Fosfor toprağa daha sıkı tutunduğu için kolay yıkanmaz.
Fosfat yükünleri arıtılamayacak şekilde suları kirletir.
Yemlerin ve gübrelerin içerdiği ağır metaller de kirlilik yaratır.
Hemen hemen bütün havzalarda yer altı sularının tamamının aşırı derecede kirli olduğu saptanmıştır.
Özellikle büyük kentlerin içme suyunun önemli bir kısmı yer altı sularından sağlanmaktadır.
Kimyasal arıtma olmaksızın sadece biyolojik arıtma veya dezenfeksiyon yapılarak şebekeye verilen suyun kirli olmadığı söylenemez.
ÇÖZÜM Mevcut yasa ve yönetmelikler bu sorunları çözmeye yeterlidir.
Bilimi kılavuz alarak onları ciddiyetle uygulayacak yönetimler iş başına gelince insan yaşamını ve doğayı korumak güç olmayacaktır.