Haber Detayı

Tehlikeli gidişatlar ve CHP’nin sorumlulukları
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
19/02/2026 04:00 (1 saat önce)

Tehlikeli gidişatlar ve CHP’nin sorumlulukları

Türkiye yeni adalet bakanının kimliğini öğrenerek bir şok yaşadı.

Türkiye yeni Adalet Bakanı’nın kimliğini öğrenerek bir şok yaşadı.

Daha önce AKP’de bakan yardımcılığı yapan Akın Gürlek, adeta “CHP’den Sorumlu” Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla partinin üzerine çöktüğünde de yine benzer bir şaşkınlık yaşamıştık.

Şimdi ise Cumhuriyet Başsavcılığından Adalet Bakanlığı’na atandı.

Bu atamanın ne kadar yasal ve kabul edilebilir olduğu tartışmaları sürüyor.

Gürlek, ilk röportajında, “86 milyonun Adalet Bakanı olacağım” diyerek adalet ve eşitliğe riayet edeceği doğrultusunda güven vermek istedi.

Ne kadar inandırıcı oldu veya bu cümle ne kadar güven saçtı, çevrenize sorabilirsiniz.

Böylece kendi kamuoyu araştırmanızı da yapmış olursunuz!

Tesadüfe bakın, yeni Adalet Bakanı atandıktan sonra, birkaç günde “mutlak butlan” davaları yeniden gündeme alındı ve CHP’nin kayyuma devredileceği konusunda haberler peşi sıra yayınlanmaya başladı.

Hatta el yükseltilerek, CHP’nin yine “Kılıçdaroğlu hak-hukuk-adaleti”ne devredileceği (!) ve Kılıçdaroğlu’nun da Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı adayı olarak göstereceği CNN Türk’te ciddi bir olasılık olarak konuşuldu!

AKP iktidarı coşmuş durumda!

Belediye tutuklamaları, yasa dışı bahis-iddia operasyonları derken uyuşturucu baskınları da dur durak bilmeden devam ediyor.

Bunlara tabii ki hukuki bir itirazımız olamaz; ortada bir suç varsa, kim olursa olsun cezasını çekmeli, ama “kim olursa olsun.” Bu baskınlar toplumun tek kesimine gözdağı verme metodu yerine yandaş-muhalif ayrımı olmadan her kesimine uygulanabiliyor mu, önemli konu bu!

Bir yandan, İBB Başkanı’nın bütün itirazlarına rağmen, büyük bir hukuksuzlukla Kanal İstanbul’a devam edilirken, bir yandan da Boğaz’ın köprüleri ve otoyollarının yandaş şirketler aracılığıyla satışa çıkarılacağını öğrendik.

Özgür Özel’in de evvelsi gün mitingde söylediği gibi, Öyle bir noktaya geliyoruz ki, en önemli varlıklarımızdan bir tanesi, yani birinci köprü ve ikinci köprü ve yedi tane otoyolu satmaya kalkıyorlar.

Hem de nasıl satmak!

Bu satacağız dediklerinin yıllık geliri 600 milyon dolar.

Yüzde 98 kâr, yüzde ikisi sadece bakım ve onarım masrafı.” Yani devletin sürekliliği olan gelir kalemleri yok ediliyor.

Değişik kaynaklarda dolaşan bilgilere göre, yıllık geliri 600 milyon dolar olan yeri, nakit 3 milyar dolar için gözden çıkaracaklar.

Ki zaten burada mevzu para değil, isterlerse 300 milyar dolar versinler!

Her şeyin ötesinde bir konu var.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla okullara “Ramazan Ayı Etkinlikleri” listesi gönderildi.

İlkokul öncesi 4-6 yaş grubu çocuklar öğretmenleri eşliğinde camiye götürülecek, “Ramazan hazırlığı yaparken ya da dua ederken” fotoğraf çektirmeleri ve okula getirmeleri istenecek, Ortaokul ve liselerde “İftarda Konuşalım” başlıklı söyleşiler yapılacak, ilkokul öğrencileri cami ziyareti sonrası “Cami Ziyareti Gözlem Formu” dolduracak, öğrenciler Ramazan boyunca günlük tutacak ve seçilenler ramazan sayfası sınıf panosunda sergilenecek… Çocuklara “Orucu İhbar Ödevi” verilmesi demek, toplumda “muhbirlik” prosedürüne geçiş yapmak demek!

Çocuklara oruç tutma, namaz kılma, dua etme mecburiyetleri içeren listeler dayatılıyor, Anayasa’ya aykırı olarak… Öte yandan öğretmenlerden de “İzleme ve Değerlendirme Formu” istenecek, böylece ilkokullarda ramazan etkinliklerinin istatistiği de tutulmuş olacak.

FETÖ felaketi, darbesi yaşandı bu ülkede… Yıllara yayılan bu serüven önce gözyaşları eşliğinde romantik ve ulvi sözlerle kaplı bir “kan kardeş ilişkisi” olarak başladı, ardından darbe gecesi yaşananlar ve “kandırıldık” diye mahcup şekilde gerçeklerle yüzleşmek durumunda kalan bir iktidarın dramına dönüştü.

Ama aynı iktidar, o gece dahil, ülkeyi o tarikattan kurtaran Atatürkçü subay ve komutan kadrolarına tahammül edemedi.

Bu da yetmedi, başka bir tarikatla aynı şizofren ilişkiyi başlattı.

Tarihten ders alınamaması işte böyle bir şey!

Zaten “Atatürk ve Cumhuriyet değerleri” konusu da Türkiye’de kanayan bir yara.

Çoğu zaman vitrin olarak kullanılan Atatürk portreleri veya resmi metinlerde araya karıştırılan pratik ve bazen oportünist kalıp Cumhuriyet cümleleri dışında, 23 yıldır adım adım geri gidiyoruz!

Andımız 13 senedir yok. 19 Mayıs, 23 Nisan artık büyük ölçekli kutlanmıyor. 29 Ekim ve 10 Kasım’da ise resmî törenlerin büyütülmemesi veya pas geçilmesi için her bahane kullanılıyor.

Bu arada CHP’ye de hatırlatmak istiyorum: Toplum, sizin iktidar döneminizde, “güzelim eski Türkiye”nin kurucu ayarlarına döneceğinizi somut olarak duymak istiyor, bunu heyecanla bekliyor, haberiniz olsun! “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” MASASI, NELERE MAL OLABİLİR? “Millî Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” na kaçınılmaz şekilde dönmemiz gerekiyor.

Rapor nihayet yayınlandı!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum, “Umut hakkı bağımsız bir hak değil, şartla salıverilme imkânının başka türlü ifadesidir” açıklamasını yaptı.

Umut hakkı olarak tartışılan şartla salıverilmenin genişletilmesi halinde Öcalan başta olmak üzere müebbet cezası olan terör suçlularının serbest kalmasının önü açılacak.

CHP ise komisyon masasına oturarak, o masayı meşrulaştırdı.

Diyelim ki, CHP olan biteni kendi kontrolünde tutmak ve gidişatı görmek için o masaya oturdu… Önce izninizle, bir arkadaşımın kendi özel hayatı ile ilgili kurduğu bir cümleyi aktarmak istiyorum: “Evli olmanın hiçbir avantajına sahip olmadan, bütün dezavantajlarına maruz kalıyorum!” Bu gülümseme anından, “masa” gerçeklerine dönersek, CHP kendine bazı soruları sormak durumundadır: “Bahçeli, bu süreci ülkenin gündemine iç siyasetten bağımsız olarak mı taşıdı?”, “Erdoğan’ın 1 numaralı destekçisi ve ortağı olan Bahçeli, Erdoğan ve AKP’nin önümüzdeki seçimlerde her açıdan başarılı olmasını istiyor mu?” CHP bu masada “eğreti” oturuyor.

Çünkü, CHP’nin isteği Güneydoğu’da kalıcı barış olsa da, bu masanın ana hedefinin DEM’e yaklaşarak Erdoğan’ın önünü açmak olduğunu bilmeyecek kadar saf bir parti değil.

Son iki haftada, CHP yönetimine “masa” konusunda çeşitli ikazlar yaptım, hatta benzer ikazları yapan yazarları da hatırlattım.

Bu yazımda bir ekleme yapmak istiyorum.

Emekli Tuğgeneral/Yazar Naim Babüroğlu’nu davet edip MKYK’da kendisini uzun uzun dinlemelerini öneriyorum.

Belki onun ağzından derlenmiş olarak, Atatürk’ten, İnönü’den, Ecevit’ten, Mumcu’dan, Kışlalı’dan alıntılarla “Bu konuya neden ‘Kürt sorunu” denemeyeceğini ve kırmızı çizgimiz olan Atatürkçülük ve Milliyetçilik değerleri unutulursa, CHP’nin seçimlerde ummadığı hangi sonuçlarla karşılaşabileceğini” duyarlarsa iyi olur.

Diğer kritik soru şu: Bütün bunlar uygulamaya geçtiğinde, “Apo’yu serbest bıraktıranlar” fotoğrafında yer aldıklarında, bu bedeli kim ödeyecek?

CHP’nin bu listede en üst sırada yer alacağından şüpheniz olmasın!

Uzun lafın kısası, bu Komisyon CHP’ye ne yarar sağlamış oluyor, çok meçhul!

Seçim kapıya dayandığında, DEM, Bahçeli ve AKP’nin bu sürecin ana ortakları olarak aynı cephede buluşması kimseyi şaşırtmayacak!

Cumhuriyet’in, laikliğin ve demokrasinin korunması konusunda CHP’nin dev bir sorumluluğu var.

Ne Özel’in ne de parti yönetiminin bunu göz ardı etme şansları yok.

CHP’nin “Terörsüz Türkiye” istediğinden şüphem yok.

Ama bunun bedeli, önümüzdeki hayati seçimlerde CHP’nin emeği ve alnının akıyla biriktirdiği muhalefet kredilerini, bir çuval inciri berbat edercesine harcaması olacaksa, bu bedel Atatürk Cumhuriyeti aleyhine dönüşebilir.

CHP’nin atacağı her adımda, kullanacağı her kelimede son derece dikkatli olması lazım…

İlgili Sitenin Haberleri