Haber Detayı

Eğitim mücadelesi içindeyken
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
19/02/2026 04:00 (1 saat önce)

Eğitim mücadelesi içindeyken

İnsanlık olarak tarihin uzunca bir döneminde, insan teklerinin büyük çoğunluğun eğitim almadığı bir süreç yaşadık.

İnsanlık olarak tarihin uzunca bir döneminde, insan teklerinin büyük çoğunluğun eğitim almadığı bir süreç yaşadık.

Ve eğitimli birkaç insanın binlerce yıl boyunca Dünya’yı referans alarak her şeyin onun etrafında döndüğünü düşünmesinden dolayı bugünkü eğitim dilimizi de bu insanların terimleri üzerine kurmak zorunda kaldık.

Nitekim, bugün Dünya’nın kendi ve Güneş’in etrafında döndüğünü bilmemize rağmen, günlük dilde halen “güneşin doğuşu” ndan söz ediyoruz.

Çünkü son birkaç yüzyıldır süratle ilerleme kateden bilimsel düşünce öyle çoklukla zannedildiği gibi pek çok eski referanstan kopmuş değil hiç de!

Sözgelimi kimyada halen bütün gazların soy gaz olmak istedikleri söyleniyor; yani bilinçsiz olmayı bir kenara bırakın, canlı birer varlık bile olmayan gazlara bir şey istetiliyor!

Biyolojide bir “merdiven” değil dallanan bir “ağaç” olan evrim, “ilkel” ve “gelişmiş” canlılar ifadeleriyle sanki bir hedef olan insana doğru ilerliyormuş gibi anlatılıyor.

Evet, şayet hakkıyla bir lise eğitimi aldıysak bir bakterinin bir insandan daha az gelişmiş olmadığını sadece kendi ekolojik nişine daha farklı bir şekilde uyum sağladığını biliyoruz.

Ancak, türleri halen hiyerarşik bir düzende görme eğiliminin kalıntılarından kurtulamayan bu “bilimsel dil” gündelik hayatlarımızda çok daha anti demokratik bir şekilde varlığını gösteriyor: sözgelimi “kraliçe arılar” , “kraliçe karıncalar” gibi adlandırmaları düşünün!

Dahası bilimsel düşüncenin en doruk noktalarından biri olan kuantum mekaniğinde bile sıkça “gözlemci etkisi” ve bir parçacığın “izlendiğini bilmesi” gibi mistik anlatımlar kullanılıyor.

Oysa sözü edilen bu etki, ölçüm yapmak için kullanılan bir aracın (sözgelimi bir fotonun) sisteme müdahale etmesinden başka bir şey değil!

EĞİTİM DİNAMİĞİNDEN SAPMAK Peki, bilimsel düşüncenin üzerine giydirilmiş bu eskiden kalma anlatılar neyi gösteriyor bize?

Bugün dünyada ve ülkemizde, özellikle de ülkemizde, ciddi bir teorik boşluk bulunuyor!

Eğitimin ne olduğu ve nasıl yapılması gerektiği üzerine hiç kafa yormamamızdan kaynaklanan ve gün be gün genişleyen devasa bir boşluk bu.

Bu boşluğun her yeni alanına epeski bir cehalet yerleşiyor!

Eğitimi toplumun yapı taşı yapmayı amaçlayan laiklik ilkesi okullarımızdan silinip yerine bizzat öğrencileri cahilleştirmeyi ve ideolojik birer figürana dönüştürmeyi amaçlayan uygulamalar konuyor.

Politikada çok yönlü oyunlar oynanıyor.

Esasen hiçbir insanın bu oyunların içinde kazanabileceği hiçbir şey yok; dahası kaybedeceği çok fazla şey var!

Ancak hal böyleyken, birçok insan, bilhassa da politikacılar, politik pozisyonlarını bitmez tükenmez bir şekilde değiştirerek bu oyunlardan bir şeyler kazanmak için çırpınıp duruyor.

Şayet bu oyunların içinde bir yer edinmek yerine ilkesel bir zeminden başlayan bir hat kurup hemen her şeyi yeniden kurmaya başlayamazsak, ülkemizin bir kısmı değil tamamı hem politik hem ekonomik hem sosyal hem de kültürel yıkımlarla yok olup gidecek!

Kuşkusuz böyle bir hat için her şeyden önce, dünyanın sınırlarını etkileyen ve yeniden şekillendirmeye çalışan gelişmeleri ve mevcut sorunların kökenleri ile yeniliğini ciddiyetle analiz edip yol almalıyız.

İşte bunun için laik, demokratik bir toplumun kalbinde yer alan eğitime kafa yormak ve eğitimin en yaygın mekânları olan okullara odaklanmak zorundayız.

Çünkü karşıdevrim de yıllardır tam bunun aksini yapıyor!

Hayır, böyle bir zamanda, yalnızca “laik ve bilimsel eğitim” den yana olduğumuzu söylemekle yetinemeyiz; eğitim dinamik bir süreçtir, bu dinamiği unutamayız!

Bu dinamiğin gerektirdiği düşünsel gelişim eksenini beslemeyi bir kenara bırakamayız!

Kısacası düşünmeden yol alamayız!

Şu hâlde sözünü ettiğimiz bu “laik ve bilimsel eğitim” in ne olduğunu da açıklamalıyız.

Ve bu açıklama için de derhal itiraf etmeliyiz ki, eğitimin ne olduğuna ilişkin kuruluş zamanları dışında bugüne dek hiç kafa yormamış bir ülkeyiz! 2 Mayıs 2024 tarihli yazımda “laisizm ve eğitim” arasındaki ilişkiyi etraflıca kaleme almış ve bu yazıyı “çelişki denen şey kendine saygısı olan bir zihniyet için tam bir skandaldır” diye bitirmiştim.

Bu yazımı da laisizm ve eğitim adına mücadele etmeye kararlı insanların böyle bir skandaldan kaçınmaları için bir eğitimci olarak bir ev ödevi vererek bitirme gereği duyuyorum: mücadelenize kullandığınız dili güncelleyerek devam edin.

Sözgelimi çocukları antidemokratik terimler olan “prens” ve “prenses” diye sevmek yerine demokratik ifadelerle sevin.

Okullarda eğitim gören insanlardan bahsederken “çocuk” demeyi derhal bırakıp “öğrenci” demeyi öğrenin ve içselleştirin!

Göreceksiniz, bu tercihleriniz, cuma namazı çıkışlarında basın açıklaması yapıp laikliği savunmaya kalkanların yaptığı mücadeleden çok daha dönüştürücü olacak! *** Toplumsal yaşamı saran yanlışları engellemek için eğitime çok ihtiyaç vardır.

Bu yüzden eğitimli her insan, eğitimli her duruş çok değerlidir!

İlgili Sitenin Haberleri