Haber Detayı

Yılmaz Güney’i karalamak…
Burçak evren aydinlik.com.tr
25/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Yılmaz Güney’i karalamak…

Yılmaz Güney’i karalamak…

Yılmaz Güney ne zaman söz konusu olsa belirli çevreler hemen kadın dövmekten, adam öldürmeye geçmişte yaşanmış kimi olayları bir kez daha gündeme getirip bir ağızdan karalama kampanyasına girişirler.

Evet; Yılmaz Güney kadın dövmüş ve de bir adam öldürmüştür.

Ancak niye her Yılmaz Güney adı geçince bedeli fazlasıyla ödenmiş bu geçmişe ilişkin hesaplar gündeme getirilip veryansın edilir?

Orası da pek anlaşılmış değildir.

Geçtiğimiz günlerde iki sinema sanatçımız Yılmaz Güney hakkında birkaç olumlu sözler söyleyip onun hala sevildiğinin altını çizerken, her daim tetikte bekleyen malum çevreler de hemen harekete geçip eski defterlerdeki bilinen ezberi yinelemeye başlayarak veryansın etmeye giriştiler.

Yok Yılmaz Güney böyleymiş, yok şöyleymiş falan filan… Bütün bu övgü ve de ona karşı geliştirilen mekanik ezberlenmiş sövgüler, üzerinden onca yıl geçmesine karşın Yılmaz Güney’in çok ama çok sevildiğini toplumda hâlâ önemli bir karşılığının var olduğunu gösteriyor.

Dahası onu belirli dönemlerde gündeme getirip tartışma zemini oluşturarak bir bakıma topluma durdukları yerlerin koordinatlarını da anımsatma gereğini duyuyor.

Yani Yılmaz Güney söz konusu olunca belirli kesimler bu konuda biz “hâlâ aynı yerdeyiz” demek istiyor.

Yılmaz Güney üzerinden yürütülen bu tür anımsatmaların oluşturduğu polemikler ve de bilinen övgü ve suçlamalar sanırım belirli bir kuşağın tümüyle ortadan -yaş ve dönem olarak- silinmesine dek aynı hızla sürüp gidecek.

Ünlü oyuncuyu sevenler ile bir o kadar nefret edenler çoğu zaman nedensiz gündemler oluşturarak bu oyuncunun toplum üzerindeki etkisi üzerinde sörf yaparak asılında ondan daha çok kendi konumlarının yerlerini belirleyerek – ya da birilerine anımsatarak – gündem olmayı seçeceklerdir.

Sanırım bu aşamada söz konusu Yılmaz Güney değil, tartışmaya katılanların hiçbir neden yokken kendi konumlarını belirleme gereksinimini duymalarıdır.

Bizim coğrafyamızda sahiplenme güdüsü ne yazık ki sahip olunan değerlerin geleceğe aktırılması amacını içeren bir mücadeleden daha çok kişisel konumlarının farkındalık peşinde koşma isteğinden kaynaklanmaktadır.

Çoğu kişi ideolojilerini ya da toplum içindeki duruşlarını kendi alanlarındaki başarılardan ya da toplum için daha büyük getiriler sağlayacak olay ve olgulardan çok, sahiplendikleri kişilerin ardına gizlenerek yaptıkları nedensiz, sonuçsuz, hatta savundukları kişilerin çoğu zaman yararına olmayan durumlarla yaratmaktadır.

Yılmaz Güney belirli kesimler için Türk sinemasında yeri kolay kolay doldurulmayacak kadar önemli bir sanatçıdır.

Türk sinema ortamına kazandırdıklarını tümüyle yadsımak, görmemezlikten gelerek onun tüm başarılarını “kadın dövme” ile “adam öldürmenin” tam orta yerine koyarak tümden yok saymak, sanırım bedelini gereğinden fazla ödemiş olan bir değere biraz değil bir hayli haksızlık olur.

Elbette ki herkesin bizler gibi Yılmaz Güney’i sevmesi de beklenemez.

Ne var ki bizim coğrafyamızda ideolojik çizgiler ve de kişisel tercihler kültürel ve sanatsal değerlerin ve de beğenilerin tam orta yerinden geçiyor.

Bu keskin ayrılık – ya da kutuplaşma- giderek bir toplumun ortak değerlerinin de yıpranmasına, gereksiz tartışmalar sonucunda yargısız infazlarına zemin hazırlayarak yara almalarına neden oluyor.

Sonuçta Yılmaz Güney gerçeğini bedelleri misliyle ödenmiş birkaç olayın mahkumiyetiyle ömür boyuna çevirmek inanın ne sanatla ne yaşamla ne de insanlıkla pek bağdaşmıyor.

Özellikle Yılmaz Güney’i sevenlerin, hiçbir neden yokken onu sırf kendi konumlarını belirtmek dürtüsüyle gündeme getirip tartışma konusu yapmalarının, inanın bazen onu sevmeyenler kadar bu sanatçıya zarar verdiğini de söyleyebiliriz.

Biraz dikkat… Kaş yapalım derken göz çıkarmayalım… Yılmaz Güney’in sinemaya yaptıkları onlara zaten gereken yanıtı veriyor.

İlgili Sitenin Haberleri