Haber Detayı

Kadınlar ekonomide “yedek emek”
Ekonomi cumhuriyet.com.tr
08/03/2026 04:00 (3 saat önce)

Kadınlar ekonomide “yedek emek”

Türkiye’de istihdam edilme oranı erkek istihdam oranının yarısı bile etmeyen kadınlar, toplumsal cinsiyet dayatmasını pekiştiren çalışma ve sosyal politikaların ağırlaştırdığı cenderede sıkışıyor. Uzmanlar ve hak savunucularına göre Türkiye ekonomisinde kadınlar “yedek ve ucuz emek deposu” olarak konumlandırılıyor. Araştırmacı-Yazar Evrim Kuran ise genç kuşak kadınların iş yerlerinde değişimi gerçekleştirmek adına daha aktif ve güçlü bir irade ortaya koyduklarını belirtmekle birlikte “Kadınlar için kariyer yolculuğu bireysel bir başarı hikâyesi olmaktan çıkıp yapısal koşullarla şekillenen bir mücadele alanına dönüşüyor” diyor.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kadın emeğinin Türkiye ekonomisindeki yerine bakıldığında, olumsuz tablonun son yıllarda da değişmediği görülüyor.

TÜİK’in işgücü katılım ve istihdamla ilgili istatistikleri, kadınlarda yükseköğrenim oranı artsa da işgücüne katılma oranının yüzde 36,8, istihdam oranının yüzde 32,5’te kaldığını gösteriyor.

Erkeklerde ise bu oranlar yüzde 72 ve yüzde 66,9. 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki erkeklerin istihdam oranı yüzde 90.9 iken kadınlarda yüzde 26.9 olması da kadınların bakım ve ev içi görünmeyen emek kıskacına hapsolduğunu bir kez daha gösteriyor.

Oysa IMF projeksiyonlarına göre bu atıl gücün ekonomiye kazandırılması, milli geliri yüzde 25 oranında büyütebilir.

Bariyerler iş yaşamında da kalkmıyor.

Ücret eşitsizliği, ayrımcılık pratiklerinden yalnızca biri.

Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre Türkiye’de kadınlar aynı işi yaptıkları erkeklerin aldığı ücretin yaklaşık yüzde 57’si kadar ücret alıyor; tüm gelirler dikkate alındığında ise kadınların kazancı erkeklerin gelirinin yarısını geçmiyor.

SORUN SADECE GELİR KAYBI DEĞİL Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo gelir getiren işe erişemeyen kadının aile içi bağımlılık ve ekonomik şiddet riskine açık hale geldiğine dikkat çekiyor “Görüştüğüm birçok kadın düzensiz ve güvencesiz işlerde çalışırken aynı zamanda çocukların, yaşlıların ve evin tüm görünmeyen emeğini tek başına üstlenmek zorunda.

Kira borcu, gıda yetersizliği ve işsizlik riski çoğu zaman aynı anda yaşanıyor.

Bu deneyimler, derin yoksulluğun yalnızca gelir kaybı değil, sosyal dışlanma ve geleceğe dair umudun tükenmesi anlamına geldiğini gösteriyor.

Bu nedenle kadın yoksulluğuyla mücadele sosyal yardımın ötesine geçmeli, bakım hakkını, barınma güvencesini, eşit ücreti, şiddetten korunmayı ve kamusal hizmetlere eşit erişimi içermeli” Çalışma hayatındaki kadınlara ilişkin son yılların en tartışmalı konularının arasında, babaya değil anneye doğum izni ve yarı zamanlı / uzaktan çalışma modelleri geliyor.

KESK’in “Yeni çalışma biçimlerinin kadın istihdamına etkileri” başlıklı çevrimiçi seminerinde Endüstri ilişkileri uzmanı Doç.

Dr.

Betül Urhan Çelik’in dikkat çektiği noktalar şöyle: “Türkiye’de sosyal politikanın merkezine kadının karşılıksız emeği koyuluyor.

Devletin çocuk, yaşlı ve engelli bakım hizmeti sunmak yerine aileye nakit desteği vermesi, aslında kadınları eve kapatıp bu işi ucuza kapatmanın yolu.

Ama özellikle kriz dönemlerinde kadın emeğinden de vazgeçilemeyeceği için ucuz, yedek emek deposu olarak görülen kadınlar istenildiği zaman emek piyasasına çekilecek, istenmediği zaman evlerine geri gönderilecek bir grubu oluşturur.

Hem bakım hizmetlerini yerine getirmesi hem de eve gelir getirmesini sağlamanın yolu ise güvencesizlik pahasına “esnek çalışma modelleri” olarak karşımıza çıkar” “GENÇ KUŞAK KADINLAR DEĞİŞİMDE KARARLI” Araştırmacı - Yazar Evrim Kuran, Türkiye’deki koşulların kadınlar için kariyer yolculuğunu bireysel bir başarı hikâyesi olmaktan çıkarıp yapısal koşullarla şekillenen bir mücadele alanına dönüştürdüğünü belirtiyor.

Genç kuşak kadınların çalışma hayatında daha görünür olmayı talep ettiğine dikkat çeken Kuran “Kadınlar artık kurumların sunduğu kültüre uyum sağlamaya çalışan aktörler değil, o kültürün nasıl olması gerektiğine dair de söz söyleyen, talep üreten aktörler” diyor.

Özellikle genç kadınların eşitsizliği iş hayatının doğal bir parçası olarak kabul etmeme konusunda kararlı duruş sergilediğini söyleyen Kuran şu bulguları aktarıyor: Çalışana saygı, iş-özel hayat dengesi, performansın takdir edilmesi, iş güvencesi, çeşitlilik, hakkaniyet, kapsayıcılık ve çalışan zindeliği gibi alanlarda kadınların artık daha talepkâr olduğunu görebiliyoruz.

Fakat kurumların bu talepleri karşılamaya yönelik kurumsal kapasitesi ve istekliliği homojen değil” Kuran, Avrupa ve Kuzey Amerika’da toplumsal cinsiyet eşitliğinin ücret şeffaflığı, ebeveyn izni politikaları, yönetimde kadın temsili gibi alanlarda “ölçülebilir hedeflerle desteklenen bir yönetişim meselesi” olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye’deki durum ise şöyle: “Bir yandan özellikle büyük ölçekli ve küresel ağlara bütünleşmiş şirketlerde toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda ciddi bir farkındalık ve dönüşüm iradesi var.

Bu kurumlar eşitlik politikaları, kapsayıcı liderlik programları ve veri temelli hedefler üzerinden ilerlemeye çalışıyor.

Ancak genel resme baktığımızda kadınların iş gücüne katılım oranının görece düşük olması ve bakım emeğinin büyük ölçüde kadınların omuzlarında kalması, kurumsal dönüşümün hızını sınırlayan yapısal faktörler olarak karşımıza çıkıyor”

İlgili Sitenin Haberleri