Haber Detayı
Savaşta gözden kaçan... Nedir bu kıyametçilik.. Yeşilci akımlardan Marksizme
Kayahan uygur yazdı...
Son yıllarda sık rastladığımız bir olaydır.
Bazen bir terör örgütü öyle bir eylem yapar ki herkes şaşırır.
Çünkü o gerçekleştirilen olay ilk bakışta örgütün hiç işine gelmez, tam tersine tüm kamuoyunu onun aleyhine çevirecek özelliktedir.
Ancak tüm akıl yürütmelere, olay için yapılan “kime yarar” tartışmalarına rağmen bir süre sonra herkesin şaşkın bakışları arasında örgüt sorumluluğu üstlenir ya da işin faturası inkâr edilmez şekilde onun üzerinde kalır.Bugün yaşanan İran’ın füze saldırıları da öyle.
Bir-iki derken sayıları üçe varan İran saldırıları hakkında yapılan “false flag” ve “kime yarar” tartışmaları yakında son bulacak gibi görünüyor.
Zaten, İran’ın komşu ülkelere yaptığı saldırıların sayısı İsrail’e yönelik olanlarınkini kat kat aşmış durumda.
Bu durum, özellikle Körfez’deki Arap devletlerini İran’a karşı birleştiriyor.
Hamas bile İran’a çağrı yaparak komşularını hedef almamasını istedi.Verdikleri hasarın çok ötesinde İran için politik açıdan zararlı olduğu anlaşılan bu saldırıları Dışişleri Bakanı Hakan Fidan “İran’ın tavrını inanılmaz derecede yanlış bir strateji" olarak tanımlıyor.
Tahran'ın yaklaşımını "Ben gidersem/batarsam, bölgeyi de beraberimde götürürüm” tavrı olarak niteliyor.Peki, bazen terörist örgütlerin, bazen totaliter/teokratik devletlerin yaptıkları bu tür eylemleri kamuoyu neden doğru değerlendiremiyor?
Acaba onların mantığı bizimkinden farklı mı?
Bu sorunun cevabı “evet” şeklinde verilebilir.
Onlarınki geçen haftaki yazımda da değindiğim kıyametçi mantıktır.KIYAMETİN GELİŞİNİ HIZLANDIRMAK“Kıyametçi” derken elbette kıyamete iman etmeyi eleştiriyor değilim, kıyameti yakınlaştırmaya çalışan, onun gelişini hızlandırmak isteyen yanlış mantığa değiniyorum.
Genel kabul gören ilahiyat anlayışına göre kıyametin ne zaman kopacağı sadece Allah’ın bileceği bir iştir, müminlerin görevi sabırlı olmak, günah işlemeden, temiz bir yaşam sürmektir çünkü.Ancak bazı aşırı akımlarda bununla yetinilmez.
Humeynici Şia anlayışının egemen olduğu İran’da kıyamet ile gaybetteki Mehdi’nin zuhuru bir arada düşünüldüğünden bunu çabuklaştıracak insan eylemlerinin de olabileceği kolaylıkla inkâr edilmiyor.
Ayrıca dini liderlik, İran’ın şimdiki Velayet’i Fakih ideolojisine göre bir yerde Mehdi’yi temsil ettiğinden tam anlamıyla kıyamet konusunun içinde.Şiilerin sık yaptığı” Allahumme aceler feracehu" (Allahım onun kurtuluşunu/zuhurunu çabuklaştır) duasını istismar eden bazı aşırılıkçılar kıyameti çabuklaştırma, kaos yaratma, dünyayı kana ve ateşe boğma mantığındalar.Humeynici Şiiler tıpkı IŞİD benzeri selefi-cihatçı akımlar gibi kaosun, küresel fitneye ve büyük savaşlara (özellikle Dicle-Fırat civarı "Malhama" savaşı) yol açarak Mehdi'nin çıkışını ve kıyamet sürecini hızlandırdıklarına inanırlar.
Bence, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısını büyük bir Ortadoğu çatışmasına, hatta mümkünse dünya savaşına çevirme arzusu bir yönüyle buradan da kaynaklanıyor olabilir.
Onun için sağa sola kudurmuşçasına füze fırlatıyorlarİslam'da bazı aşırı uç cihatçı veya Mehdi odaklı grupların terör, katliam, devlet çökertme gibi eylemleri "ahir zaman senaryosunu realize etme" görevi saydıkları ve meşru / sevaplı kabul ettikleri biliniyor.
Ana akım Sünni ve Şii ulemanın bunu şiddetle reddetmesi bu gerçeği değiştirmiyor.
Kıyametin gelişini, mehdinin zuhurunu hızlandırıcı eylem düşüncesi normal insanların mantığından farklıdır.
Bizim çılgınlık olarak yorumladığımız birçok eylem onlar için gayet mantıklıdır.
Çünkü onlar başka bir iplikten dokunmuş ruhları hasta insanlardır.Öte yandan aşırı siyasal İslamcı akımlarla normal insanların yaklaşım farkı sadece “hızlandırıcı eylemler” noktasında değildir.
Günümüzde inançlı insanların ezici çoğunluğu için kıyamet iman edilmesi gereken bir dini akide olsa da aktüel ya da hemen şimdi yaşanan bir gerçeklik sayılmaz.
Oysa örneğin İran’ın dindar kesimlerinde yapılan bir ankete göre orada çoğunluk kıyameti kendi yaşam süreleri içinde görebilecekleri kanısında.
Onlar için Süfyani, Yemani, semadan yükselen nida, Nefs-i Zekiyye’nin öldürülmesi, Beyda’da bir ordunun çöle batması günümüzde yaşanan gelişmeler.
Böyle afyonlu, büyülü bir Şia mistisizmi içindeler.FARKLI BİR DÜNYADA YAŞAYANLARSon yıllarda özellikle Ortadoğu'daki çatışmalar, İran-İsrail gerilimi gibi olaylar sonrası bazı Şii çevrelerde ve sosyal medyada "alametler gerçekleşiyor" yorumları artmıştır.
Örneğin: Bazı videolar ve paylaşımlarda "3 alamet kaldı" gibi iddialar dolaşıyor.
Ama dikkat edilsin burada sadece kıyamet alametlerinden söz edilmiyor, açıkça iradi eylemlerle kıyametçilik yapılıyor.İran'daki bazı radikal yorumlarda (marjinal gruplar veya popüler vaizler) mevcut kaosun Mehdi'yi getireceği düşünülüyor.
İran’ın yeni lideri Mücteba Hamaney’in eli siyah bayraklı Horasani olduğunu sananlar bile var.
Bu kadar derin bir hayal dünyasındalar.Günümüzde “İran Türkiye’ye neden saldırsın” diye soranlar İran’ın fanatik yönetiminin Türk halkını bizim onları gördüğümüz gibi aynı dinden, dost ve kardeş olarak gördüklerini sanıyorlar herhalde.
Biz onları öyle görsek de bu duygumuzun karşılıklı olmadığını ve bunun nedenlerini de bilmeliyiz.Bu tür bir psikoloji içinde bulunan İran, Dışişleri Bakanımızın açıkladığı gibi İran çevre ülkelere yaptığı füze saldırılarıyla stratejik bir hata içinde ve bölgeyi daha da tehlikeye atmaktan vazgeçmiyor.
Dışişleri Bakanı Fidan'ın tutumu net: İran'ın, kendisine yönelik nihai saldırı nedeniyle bölgeyi de istikrarsızlaştırmayı hedeflediğini belirtiyor.
Bence bu tipik bir aşırılıkçı, sekter kıyametçi bir pozisyondur.Fidan, İran’ın özellikle Umman gibi arabulucu rolündeki ülkeleri bile hedef almasını vurgulayarak, bu saldırıları bölgesel istikrarsızlığı artıran ve İran'ın kendi lehine olabilecek pozisyonları bile bozan bir hata olarak görüyor ve haklı.Ankara, İran'ın enerji altyapılarını hedef alarak küresel ekonomi ve enerji güvenliğine baskı yapmaya çalıştığını, ancak bunun çatışmayı genişleteceğini ve saldırıya uğrayan ülkelerin sessiz kalmayabileceğini ifade ediyor.İran’ın bu durumun farkında olmaması mümkün değil.
Sayın Fidan’la birlikte İran’a düşman olmayan birçok başka diplomatın da yaptığı bu saptamalar İran yönetimini uyarmaya neden yetmiyor?
İran’a kendisinin de doğrudan etkileneceği ve karşısında büyük bir koalisyon oluşturacak ve üstelik Arap ülkelerini İsrail’e yaklaştıracak hataları yapmasına neden olan mantık bu kıyametçi mantıktır.Aslında, 1979’da kurulduğundan beri Humeyni’nin aşırı ideolojisi çerçevesinde teokratik bir baskı rejimi olan İran, kıyametçiliği bölgedeki yayılmasının, devrim ihracının ve vekil kullanarak giriştiği terör hareketlerinin temeli yapmıştır.
Tıpkı açılımı Irak Şam İslam Devleti olan IŞİD gibi İran da aslında ortak bir kıyamet ideolojisi savunucusudur.KIYAMETÇİLİK DİĞER DİNLERDE DE VARKıyamet ideolojisi ya da kıyamet zamanını çabuklaştırma merkezli akımlar sadece İslam’ın Sünni ve Şii kollarında değil birçok dinde bulunuyor.
Hristiyanlık'ta bazı aşırı Evanjelik ve Hristiyan Siyonist uç gruplar arasında benzer düşüncede olanlar var.
Özellikle kehanetleri çabuklaştırma yorumu yapan küçük kesimler Orta Doğu’da provokasyonları, savaşları, Tapınak Dağı'ndaki gerilimi destekleyerek Hz.
İsa’nın ikinci gelişini ve son çatışmayı hızlandırdıklarına inanıyorlar.Hatta mesihçilerden bazıları "kötülüğü artırarak kıyameti çabuk getirme" mantığı güdüyorlar.
Ancak ana akım Evanjelikler ve kiliseler bunu reddediyor; İncil'de "hızlandırma» genellikle kutsanmış temiz yaşam ve müjde yayma ile açıklanır, kaos yaratmayla değil.Yahudilik içindeki bazı Mesihçi Siyonist / Tapınak Hareketi grupları özellikle Üçüncü Tapınak aktivistleri, “Temple Institute”, “Return to the Mount” gibi örgütler de aynı çizgidedir.
Bunlar, Tapınak Dağı'nda (Haram-ı Şerif / Al-Aksa bölgesi) provokasyonlar yaparak, tapınak eşyaları üreterek, hatta Al-Aksa'nın kaldırılması çağrılarıyla Mesih’in gelişini hızlandırdıklarına inanıyorlar.Bu eylemler (arazi işgali, ritüel provokasyonu, çatışma tetikleme) onlar tarafından olumlu ve kutsal bir çaba; "tanrısal süreci zorlamak / hızlandırmak" olarak meşru görülüyor.
Ana akım Ortodoks Yahudilik ise bunu büyük ölçüde yasaklıyor (Mesih gelmeden tapınak inşa edilemez diyorlar).SEKÜLER VE SOL KIYAMETÇİLİKİlk bakışta bir çelişki gibi görünse de kıyametçiliğin seküler biçimleri de vardır ve daha çok Marksizm dışı sol akımlarda görülür.Sosyalist düşüncenin ortaya çıktığı 19’uncu yüzyılda Bakunin’le ve Neçayev’le sembolleşen anarşist ve terörist akımlar Marx tarafından eleştirilmiştir.
Her ikisinde de devrimci eskatoloji (seküler kıyamet inancı) vardır: Mevcut düzen "kötü" ve "lanetli" görülür; yıkım sonrası "yepyeni dünya" gelecektir.
Ancak Bakunin'de bu, umut ve özgürlük odaklıyken, Neçayev'de yıkım ve fanatizm baskındır.Bakunin, özellikle Rus halkını (köylüleri) mesihçi bir kurtarıcı olarak görür.
Rusya'nın "Üçüncü Roma" gibi bir kurtuluş rolü oynayacağını yazar.
Devrim, Moskova'dan yükselen bir "kan ve ateş denizi" üzerinden insanlığı özgürleştirecektir.
Mevcut devlet ve uygarlığın yıkılması sonrası, "yeni bir gök ve yeni bir yer" doğacaktır, cennetvari, uyumsuzlukların çözüldüğü bir dünya… Bu, Hıristiyan kıyamet anlatılarının seküler versiyonudur; yıkım sonrası anarşik özgürlük cenneti.Bakuninci ideoloji 19. yüzyıl Rus radikalizminin tipik bir özelliği olarak, dini kıyamet beklentisini seküler/devrimci bir forma dönüştürme eğilimini yansıtır: Mevcut düzenin tamamen yıkılması (kıyametçi yıkım) yoluyla yeni bir dünya (cennetvari özgürlük, eşitlik veya adalet dönemi) kurulmasıdır.
Bakunin romantik-kıyametçi ve mesihçi bir damara sahiptir; Hegelci idealizmden etkilenmiş, Tanrı'ya ve otoriteye karşı mutlak isyanı içerir.
Neçayev çok daha soğuk, pratik ve tekniktir.
Bu da bir çeşit sofistike romantizmdir anlayanlar için.Marx'ın "kışla komünizmi" eleştirisi de bu apokaliptik (kıyametçi) fanatizme yöneliktir.
Bu yaklaşım, sonraki devrimci hareketlerde (Narodnaya Volya) de yankılanır; kıyametçilik, devrimi "kaçınılmaz son" olarak gören bir ruh hali yaratır.Bakunin de Neçayev de devrimciler için birer küçük el kitabı yazmışlardır.
Bakunin’in 1866 metninde kıyametçilik yıkım olarak kendini gösterir, yıkım tutkusu yapıcıdır.
Bakunin devrim için her aracı meşru görür ama insan özgürlüğünden de söz eder.Neçayev’in 1969 tarihli broşüründe ise devrimci "kıyamet adamı" olarak tanımlanır: Hiçbir kişisel ilgi, duygu, mülk, hatta isim taşımaz; tek amacı merhametsiz yıkımdır.
El kitabında ünlü ifadeler vardır: "Devrimci, toplumun ahlakını tüm biçimleriyle küçümser ve ondan nefret eder.
Devrimin zaferine hizmet eden her şeyi ahlaki kabul eder…Devrimcinin gece ve gündüz tek düşüncesi: merhametsiz yıkımdır.
Her türlü suç, ihanet, şantaj, cinayet, yalan meşrudur.
Amaç mevcut düzeni tamamen yok etmek; devrimci bir elit/örgüt yaratmak, toplumun her kesimini sömürmek veya yok etmektir (zeki düşmanları önce öldür, aptalları korkutup kullan vb.).Kıyametçi Neçayev’in tek olumlu tarafı Dostoyevski’ye ilham vermesi ve ayrıca Bakunin’in bol gevezelik ve romantizm sosuyla süslediği kıyametçi anarşist düşünceyi sonuna kadar götürerek onun saçmalığını ortaya koymasıdır.
Bu arada her ikisi de bir kıyamet olarak gördükleri devrimi hemen olacak ve yakın gündemdeki bir gelişme saymaktaydılar.
Bakunin birkaç yıl süre verirken, Neçayev hedef olarak 12 aylık bir program yapmıştı!Marx, her iki ismin yaptıklarını da devrimci hareketin itibarını zedeleyen bir sapkınlık olarak görmüştür.
Görüldüğü gibi Marksist olmayan sol, eğer sosyal demokrasi gibi reformist ve saygın bir düzen akımı da değilse insanlık ve emekçiler için zararlı, kıyametçi, terörist bir cins dini eğilimdir.
Şii dinci rejimi İran, IŞİD ve diğer dinlerdeki kıyametçiler gibidir.
Sonuç olarak bu tür lümpen solla Şia dincilerinin günümüzde iyi anlaştıkları da görülüyor.
Suriye’de Centcom’a paralı askerlik yaptıkları bilinen bazı sol grupların şimdi İran’la birlikte olmaları düşündürücü.GÜNCEL KIYAMETÇİ SOLSol kıyametçiliğin güncelleştirilmiş bir hâli olarak Marighella’nın “suni denge” teorisi de sayılabilir.
Egemenlerin baskıyla ve orta sınıfı etkileyerek pasifleştirdikleri toplumun dengelerini terör eylemleriyle bozmayı parlak bir fikir olan gören öğrenci gençlerden kurulu silahlı gruplar sonunda her türlü provokasyona tetikçilik yaparken kıyametçi bir mantık izlemektelerdi. 20’inci yüzyılın ikinci yarısında.
Latin Amerika’da Marighella’nın takipçileri eylemleri ve amaçları tam olarak anlaşılamadan kaybettiler, yenildiler, daha ağır faşizmlerin yolunu açtılar.Çünkü onlarınki de bambaşka bir mantıktı.
İnsanlar onların bazı eylemleri hangi mantıkla yaptıklarını anlayamadılar bile, tıpkı bugün kıyametçi İran’ın ne yaptığını anlayamadıkları gibi.
Öte yandan, sistemin/dünyanın/uygarlığın yakın gelecekte dramatik, felaketli ve genellikle kaçınılmaz bir şekilde sona ereceği inancı 1960’larda ortaya çıkan Yeni Sol akımda da yaygındır.Genellikle dini bağlamda Hristiyanlıkta, Yahudilikte, İslam’da, Zerdüştlükte kullanılan büyük yıkım, yargı, seçilmişlerin kurtuluşu, yepyeni bir dünya arzusu seküler iddialı sol gruplarda ve bugün yeşilci akımlarda da var: Nükleer kıyamet, iklim felaketi, kapitalizmin çöküşü gibi "son kriz" beklentileri gibi.
Unutmayalım: Bazı ABD’li eylemci gruplara göre dünyamız 2026 yılında küresel ısınma sonucu sular altında kalacaktı.“KİME YARAR” MANTIĞI DA YANLIŞ“İran neden komşu ülkelere füze atıyor” tartışmasına geri dönelim.
Elbette bizim normal insanlara has mantığımızla aşırı dincilerin dünya bakışları aynı değil.
Onların dumanlı ve mistik dünyasına giremeyiz.
Öte yandan İran yöneticileri tamamen rasyonel fakat yanlış düşünüp bir küresel ekonomik kriz zorlayarak ABD’yi saldırılarından vazgeçirmeyi deniyor da olabilirler.
Ama her durumda “İran neden atsın ki, ne çıkarı var ki?” diye kurmacalar yapıp “İranlılar füze atmadılar” da diyemeyiz.
Çünkü günümüz uydu teknolojisinde balistik bir füzenin nereden atıldığını ve hedefinin neresi olduğunu kesin olarak saptamak mümkündür.
Ülkemizde de bu olanaklar vardır.“Kime yarar” mantığı Orta çağa aittir.
Bu tür akıl yürütmeler ancak yan bir belirti, bir emare olabilir.
Gerçek ise olguların kendisinde, bilimsel kanıtlarla ortaya çıkar.
Mahkemede hiç kimse sadece “kime yarar” mantığıyla ceza yemiyor, kanıt şarttır.
O halde kendimizi aldatmamalı ve bir an önce irrasyonel teslimiyetçilikten kurtulmalıyız.Odatv.com