Haber Detayı

İran’ın kalkanları: Kuşak Yol ve BRICS
Serhat latifoğlu aydinlik.com.tr
20/03/2026 00:00 (1 saat önce)

İran’ın kalkanları: Kuşak Yol ve BRICS

İran’ın kalkanları: Kuşak Yol ve BRICS

27 Mart 2021’de İran ile Çin arasında imzalanan 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşması, yalnızca ekonomik bir anlaşma değil, küresel güç dengelerini etkileyen jeopolitik bir kırılma noktasıdır.

Bu anlaşma, Çin’e uzun vadeli ve indirimli enerji tedariki sağlarken, İran’a 400 milyar dolar büyüklüğünde yatırım öngörmektedir.

Ancak asıl kritik boyut, İran’ın Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne entegre edilmesi ve buna paralel olarak güvenlik ve savunma işbirliğinin derinleşmesidir.

Bu gelişme, ABD ve İsrail başta olmak üzere Batılı stratejik çevrelerde ciddi bir tehdit olarak algılanmıştır.

Çünkü bu yapı, İran’ın uzun vadede yaptırımlara karşı bağışıklık kazanabileceği ve bölgesel güç olarak yükselmesini sağlayabilecek bir sistemin temelini oluşturmaktadır.

BATI’NIN YAPTIRIM MİMARİSİ VE KIRILGANLIĞI 1979 İran Devrimi’nden bu yana Batı’nın uyguladığı yaptırımlar, özellikle 2012 sonrası dönemde zirveye ulaşmıştır.

Bu yaptırımlar İran ekonomisini ciddi şekilde zayıflatmış; petrol ihracatı düşmüş, enflasyon artmış ve ekonomik daralma yaşanmıştır.

Ancak bu yaptırım modelinin temel zayıflığı, küresel sistemin geniş katılımına bağımlı olmasıdır.

ABD’nin 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası Çin, Rusya ve hatta Avrupa’nın tam uyum göstermemesi, sistemin etkinliğini zayıflatmıştır.

İran alternatif ticaret yolları ve gölge ağlar üzerinden ekonomik faaliyetlerini sürdürmeyi başarmıştır.

Bu durum, Batı yaptırımlarının sürdürülebilirliğinin aslında kırılgan olduğunu ortaya koymuştur.

BRICS: YAPTIRIMLARA KARŞI YENI KALKAN BRICS ülkeleri, Batı yaptırımlarına karşı alternatif bir ekonomik ve finansal sistem oluşturma potansiyeli taşımaktadır.

Rusya’nın 2022 sonrası yaptırımlara rağmen ekonomik çöküş yaşamaması bu modelin en somut örneğidir.

Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ticaretini yeniden yönlendirmiş, alternatif ödeme sistemleri geliştirmiş ve SWIFT dışı finansal kanallar kullanmıştır.

Bu sayede Batı yaptırımları beklenen etkiyi yaratmamıştır.

İran’ın 2024’te BRICS’e katılması, bu modelin İran için de geçerli hale gelmesi anlamına gelmektedir.

Böylece İran: - Dolar dışı ticaret yapabilmekte - Alternatif finansal sistemlere erişebilmekte - İkincil yaptırımlardan korunabilmektedir Bu durum, Batı’nın ekonomik baskı araçlarını yapısal olarak zayıflatmaktadır.

KYG VE BRICS’İN JEOPOLİTİK ETKİSİ İran-Çin anlaşması, ekonomik işbirliğinin ötesinde askeri ve teknolojik bir dönüşüm anlamına gelmektedir.

Çin’in sağlayacağı yatırımlar ve altyapı projeleri İran ekonomisini yeniden yapılandırırken; Rusya ve Çin kaynaklı askeri teknoloji transferleri İran’ın askeri kapasitesini artırmaktadır.

Bu süreçte İran: - Daha gelişmiş füze sistemlerine - İleri hava savunma teknolojilerine - Gelişmiş iletişim ve istihbarat altyapısına erişim sağlamaktadır. 2025-2026: KRİTİK MÜDAHALE PENCERESİ ABD ve İsrail açısından 2025-2026 dönemi “son fırsat penceresi” olarak değerlendirilmiştir.

Bunun üç temel nedeni vardır: 1.

İran’ın füze ve İHA kapasitesinin hızla artması 2.

Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleşmesi 3.

BRICS sayesinde ekonomik yaptırımların etkisinin azalması Bu gelişmeler, İran’ın zaman içinde daha da güçleneceği ve müdahale maliyetinin artacağı anlamına gelmektedir.

Bu nedenle ABD ve İsrail açısından ‘askeri seçenek kaçınılmaz’ hale gelmiştir.

ASKERİ STRATEJİNİN BAŞARISIZLIĞI 2026’da ABD ve İsrail tarafından başlatılan askeri operasyonun temel varsayımı, İran’ın hızlı bir şekilde çökeceğiydi.

Ancak bu varsayım yanlış çıkmıştır.

İran: - Dağıtık komuta yapıları geliştirmiş - Füze ve İHA sistemlerini gizli ve korunaklı alanlara yaymış - Uzun süreli savaş senaryolarına hazırlanmıştır.

İlk saldırılar sonrası İran’ın karşılık verebilmesi ve hatta daha gelişmiş sistemleri rezervde tuttuğunu açıklaması, caydırıcılığını artırmıştır.

Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, küresel enerji piyasalarında ciddi bir şok yaratmış ve savaşın maliyetini Batı için de yükseltmiştir.

ÇİN, RUSYA VE BRICS KOALİSYONU İran’ın en büyük avantajlarından biri, arkasında doğrudan veya dolaylı bir koalisyonun bulunmasıdır. - Çin: Enerji güvenliği ve Kuşak Yol stratejisi nedeniyle İran’ın zayıflamasını istememektedir. - Rusya: Askeri-teknik işbirliği ile İran’a destek sağlamaktadır. - BRICS: Diplomatik ve ekonomik koruma sağlamaktadır.

Bu yapı, Batı’nın İran’a karşı tek taraflı baskı uygulamasını zorlaştırmaktadır.

BRICS askeri bir ittifak olmasa da siyasi ve ekonomik anlamda güçlü bir koruma kalkanı oluşturmuştur.

ÇIKMAZ VE STRATEJIK İKİLEM Çatışmanın ilerleyen aşamalarında ABD ciddi bir stratejik ikilemle karşı karşıya kalmıştır: - Hedefler gerçekleşmeden geri çekilmek = başarısızlık - Savaşı tırmandırmak = büyük güç çatışması riski - Diplomasiye dönmek = siyasi maliyet İran ise sürecin kendi lehine işlediğini değerlendirerek geri adım atmamış ve müzakere talebinde bulunmamıştır.

YENİ KÜRESEL DÜZENİN İŞARETLERİ Batı’nın yaptırım temelli küresel kontrol mekanizması yapısal olarak çözülmektedir.

BRICS, Çin ve Rusya ekseninde oluşan alternatif sistem: - Dolar merkezli finansal düzeni zayıflatmakta - Yaptırımların etkinliğini azaltmakta - Çok kutuplu bir dünya düzenini hızlandırmaktadır.

İran bu sistemin en önemli test vakalarından biri olmuş ve bu süreçten daha güçlü bir aktör olarak çıkmıştır. 2030’a doğru Batı Asya’nın: - Daha çok kutuplu - Daha az Batı merkezli - Yeni ekonomik ve askeri dengelere sahip bir yapıya dönüşeceği açıktır. 2021 İran-Çin anlaşması ve 2024 BRICS üyeliği, Batı’nın bölgedeki tek kutuplu hakimiyetini sona ermesine neden olan önemli etkenlerdendir. 2026’daki askeri müdahale ise bu dönüşümü durduramayan son girişim olarak yorumlanıyor.

TÜRKİYE BRICS ÜYELİK SÜRECİNİ HIZLANDIRMALIDIR Sonuç olarak, Türkiye derslerle dolu kritik bir süreçten geçmektedir.

Batı’nın ambargolarına karşı dayanıklı bir ekonomik yapı inşa etmenin zorunluluğu bir kez daha açık biçimde ortaya çıkmıştır.

Buna karşın, neoliberal politikalarla Batı’ya “uyumlu” görünme çabası Türk ekonomisine kalıcı fayda sağlamaktan uzak kalmaktadır.

Atılan adımlar, sınırlı düzeyde sıcak para girişi, kredi notu artışları ve Batılı finans çevrelerinin kısa vadeli olumlu değerlendirmelerinden öteye geçememiştir.

Oysa ihtiyaç duyulan şey, geçici rahatlamalar değil; Türkiye’nin kronik ekonomik sorunlarını kökten çözecek, üretim odaklı, bağımsız ve sürdürülebilir bir kalkınma modelidir.

Bu noktada BRICS, yalnızca alternatif bir ticaret ve finans birliği değil; aynı zamanda ambargo ve savaş koşullarında ekonomik sürekliliği sağlayabilecek yapısal bir güvenlik kalkanı olarak öne çıkmaktadır.

Küresel ticaretin önemli bir bölümünü temsil eden bu blok, yerel para birimleriyle ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve enerji arz güvenliği gibi alanlarda Batı merkezli sisteme bağımlılığı azaltma potansiyeli taşımaktadır.

Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışan yaklaşım, dışa bağımlılığı azaltan, stratejik sektörleri güçlendiren ve ekonomik egemenliği merkeze alan yeni bir ekonomik model olmalıdır.

Küresel sistemin giderek daha kırılgan ve çatışmalı hale geldiği bu dönemde, ülkeler ancak güvenlik odaklı, milli ve dirençli ekonomik modellerle ayakta kalabilecektir.

Bu çerçevede, “denge politikası” adı altında sürdürülen mevcut yaklaşım, Türkiye’yi uzun vadede güçlendirmekten ziyade belirsizlik içinde tutma riski taşımaktadır.

İlgili Sitenin Haberleri