Haber Detayı
Tavşanlar, tazılar ve peygamberler
Tavşanlar, tazılar ve peygamberler
Seyfettin Tokmak, 2011’de çektiği “Kırık Midyeler”le dikkat çekmiş bir yönetmen.
Mardin’den İstanbul’a çalışmaya gelen iki akraba çocuğun, Almanya’da yaşayan amcaoğullarının yanına gitmek için para biriktirmeye çalışmalarını, midyecilik yapmaya başlamalarını, aynı pansiyonda kalan bir Boşnak kızı ve bir grup Nijeryalıyla dostluklarını anlatan film, iyi bir yönetmeni müjdeliyordu.
Aradan geçen 14 yılda daha çok belgesel çalışmaları yapan ve akademisyenliğini sürdüren Tokmak, geçen yıl Antalya Altın Portakal’da en iyi film ve en iyi yönetmen başta olmak üzere yedi ödül birden kazanan “Tavşan İmparatorluğu”yla çok başarılı bir dönüş yapmış oldu.
Devletten yasadışı yollardan maaş alabilmek için babası tarafından zorla engelli taklidi yaptırılan 12 yaşındaki Musa’nın, doğalarından koparılıp tazı yarışlarında yem-kurban olarak kullanılan yaban tavşanlarını kurtarma mücadelesini ve kendisine yarattığı sıra dışı dünyayı öyküleyen film, baştan sona metaforlarla ve sembolik anlatımla akıp gidiyor.
Çekimleri Elazığ-Keban’da gerçekleştirilen “Tavşan İmparatorluğu”, karanlık-kasvetli bir atmosferde geçen, kâbus değilse bile rahatsız edici bir rüya estetiğine sahip, dış dünyanın çöküntüsüne ve küçük Musa’nın karartılmış iç dünyasına odaklanan bir film.
Beyazperdede görebileceğiniz en garip okullardan birine giden, biri dışında sınıf arkadaşlarıyla iletişimsiz olan annesiz Musa’nın babası Beko da maddiyatçı, kötü biri.
Köy-ev-okul-mağara dörtgenini kullanarak sinemamızda bir kez daha “kötücül taşra” izleği yaratan Seyfettin Tokmak, çocuk aklı ve saflığı ile tazılar-tavşanlar ilişkisi üzerinden yetişkin acımasızlığını resmediyor.
MAĞARADAKİ MANEVİ DÜNYA Sinemalarımızda iki haftadır gösterimde olan ve iki haftada yalnızca 2671 seyirci tarafından görülen “Tavşan İmparatorluğu”, bir “festival filmi” olduğunu, ticari şansının hemen hiç bulunmadığını kanıtlamış durumda böylelikle.
Festivallerde yüksek başarı kazanan filmlerin “normal” seyircinin ilgisini çekmeyeceği denklemini tekrarlayan film, Musa’nın ve tavşanların kaderi konusunda bir özgürlük ve şefkat tartışması da açıyor aslında.
Senaryo, kafa yormak isteyenler için geniş hareket alanları barındırıyor.
Yetişkin erkeklerin dünyasında yoksul ve annesiz bir yaşam süren küçük çocuğun bir mağarada yarattığı manevi dünya, “Tavşan İmparatorluğu” kadar “Tavşanların Peygamberi” adını da hak ediyor bana sorarsanız.
Şiddet, tavşanlara da Musa’ya da aynı oranda uygulanıyor ve ancak dış dünyadan kaçarak özgürleşebiliyorlar.
Musa babasından, tavşanlar tazılardan kaçıyor.
Musa’nın okul arkadaşı Nergis’le özel dostluğu ise dış dünyaya açılan tek kapısı olarak dikkat çekiyor.
Film boyunca aranan kayıp tazı Mavi’nin sonu da özellikle dikkat çekici.
ERKEK DÜNYASINDAKİ ŞİDDET Babasının zoruyla, ücra bir köydeki yıkık dökük okulda sistemi (devleti) sakat numarası yaparak-yaptırılarak kandırmaya çalışan Musa rolünde Alpay Kaya, son zamanlarda gördüğümüz en iyi çocuk oyuncu performanslarından birini sergiliyor.
Sermet Yeşil, Altın Portakal’da kendisine en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü getiren baba Beko rolünde gerçekten çok iyi.
Kubilay Tunçer, Perla Palamutçuoğulları ve Emrullah Çakar’ın oyunculuk güçlerini de atlamayalım.
Festival gösterimleri sırasında türetilen ve yalanlanan bir dedikoduyla “çekimler sırasında birkaç tavşan ölmüş!” denilen “Tavşan İmparatorluğu”, hayvan sevgisini yüksekte tutan, anne özlemiyle dolu, erkeklerin dünyasındaki şiddeti eleştiren, görüntü yönetimi ve sanat tasarımıyla başarısını artıran, has sinemaseverlerin izlemesi gereken bir film.
Seyirci ilgisinin azlığı ise bir zamanların “Tam festivalde ödül alacak bir film çekiyorum!” diyen yönetmene “Sen beni batıracak mısın!” diyen yapımcıları hatırlatıyor.