Haber Detayı

‘Kültür Dedektifleri’nin Lideri Zeynep Boz anlattı: ‘İmparatorlar’ eve böyle döndü
Yazarlar hurriyet.com.tr
10/05/2026 01:34 (6 saat önce)

‘Kültür Dedektifleri’nin Lideri Zeynep Boz anlattı: ‘İmparatorlar’ eve böyle döndü

Arkeolojik alandaki atılımlar sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yoğun çalışmalarıyla yalnızca son bir yıl içinde yasadışı yollarla yurtdışına çıkarılmış 180 kültür varlığı Türkiye’ye döndü. 2002’den bu yana gelen eser sayısı 13 bin 453. Son beş yıl içinde gelen eserlerin sayısında ve niteliğinde sıçrama var. Bu nasıl oldu? Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz ile beraberiz… Hem kendi hikayesini dinledik hem bu sorunun cevabını aldık.

1-KURULUŞU bundan 150 yıl önceye dayanan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeyiz… Anadolu topraklarından çıkmış binlerce tarihi eser burada huzurla oturuyor.

Müzenin 30 yıl müdürlüğünü yapan ve kurumsal arkeolojinin kurulmasında ilk adımları atan Osman Hamdi Bey’i anıyoruz...

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kazılar yapılıyor, çıkan eserleri birbirinden güzel müzelerde izleyebiliyoruz.

Bununla beraber yasadışı yollarla yurtdışına çıkarılmış pek çok kültür varlığımız da eve dönmeyi bekliyor… Kültür varlıklarımızın yurtdışına çıkışını engellemek için ilk yasa Osmanlı İmparatorluğu döneminde ‘eski eserler tüzüğü’ anlamına gelen Asâr-ı Atîka Nizamnamesi adıyla 1869’da çıkıyor.

Bu yasa 1874, 1884 ve 1906’da güncelleniyor. 1906’daki versiyon Cumhuriyet döneminde de, 1973’e kadar yürürlükte kalıyor.

Yıllar içinde yurtdışına kaçırılmış eserlerimizin iadesi için çalışmalar yürütülüyor.BİR YILDA 180 ESER EVE DÖNDÜSon beş yıldırsa çalışmalar ivme kazandı.

İadesi yapılan kültür varlıklarının sayısında ve niteliğinde muazzam bir artış oldu.

Yalnızca 2025 yılı içinde 180 eser Türkiye’ye döndü; 65 yıl sonra ABD’den vatanına dönen İmparator Aurelius’un bronz heykeli büyük yankı uyandırdı.

Bu ivmenin arkasında Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un girişimiyle kurulan Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi’nin Başkanı Zeynep Boz ve ekibi var… Kaçak yollarla giden eserlerin ana vatanlarına dönmesi dünyada da bir eğilim.

Peki ne oldu da bu konu önem kazandı?

Türkiye neler yapıyor?

Bütün bunları Boz’dan dinleyeceğiz.

Ancak önce onu daha yakından tanıyalım, zira kendi hikâyesi de ‘kıvılcımlar olarak gidip alev topu olarak dönen’ ve alanında büyük başarılara imza atan arkeoloji kuşağı ekolünün bir parçası…Zeynep Boz - Zeynep Bilgehan2-MTA TABİAT TARİHİ MÜZESİ’NDEN ETKİLENDİMZeynep Boz, 1982 yılında Ankara’da memur bir anne ile babanın tek çocuğu olarak dünyaya geliyor.

Çocukluğu Ankara’nın mütevazı mahallelerinden Şehitlik’te geçiyor.

Boz, “Eğlenceli bir çocukluk geçirdim” diye başlıyor anlatmaya: “Ailem, kısıtlı imkanlara rağmen yatırımı çocuklarına yaparak beni  TED Ankara Koleji’nde okuttu.” Meraklı ve sorgulamayı seven bir çocuk.

Bunda babasının çalıştığı Maden Tetkik Araştırma Enstitüsü’nün Tabiat Tarihi Müzesi’nin etkisi oluyor: “Arkeoloji gördüğümüzü kabul etmeme bilimidir.

Bulduğunuz bir sikkeyi her bağlamda ele almanız gerekir.

Ne mutlu bana ki Atatürk’ün kurduğu Ankara Üniversitesi Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nü kazandım.

Kıvılcımlar olarak gidip kor alevler olarak dönen hocalarımızın öğrencilerinden Işın Yalçınkaya, Harun Taşkıran, Metin Kartal gibi prehistorya alanında dünya çapında takdir gören hocalarımızdan dersler aldım.”Burdur Boubon Antik Kenti’nden 1960’larda kaçırılan ve 65 yıl sonra ABD’den iade edilen Marcus Aurelius’un bronz heykeli...3-NEOLİTİK KAZILAR ARTTIAlan olarak prehistoryayı seçiyor: “Soru sormaya alan yaratan prehistoryayı tercih ettim.

Prehistorya, insanlığın ilk ortaya çıkıp aletler yaratmasıyla yani bir nevi teknolojinin tarihiyle ilgilenir; üretim teknolojileri, iklim, taşlar...

Eski çağda sert kabuğu kırmanıza elveren ucunu sivrileştirdiğiniz bir alet aslında sizi dönemin mucidi yapıyor!

Türkiye’de paleantropolojik ilk buluntular 1.2 milyon yıl önceye rastlıyor.

İlk kazı tecrübem Antalya’daki Karain Mağaraları’ndaydı.

O zamanlar prehistorya çalışmaları daha azdı.

Şimdi Taş Tepeler’deki neolitik projelerden çıkan sonuçlar, tüm dünyada bilimsel sorulara cevaplar veriyor.

Bulduğunuz bir alete en son sizden 300 bin yıl önce birisi dokunmuş; bulduğunuz en ufak şey size diğer bilgilerin kapısını açıyor.” Bugünün değil milyon yılın sorularıyla uğraşıyor!

Sene 1983 - Anneanne ve dede ile“Çocukluğum anneannem ve ilk oyun arkadaşım Kore Gazisi dedemle geçti.

Teyzelerim, halam… Kadın ağırlıklı bir aileydik.

Anne ve babam benim için çok şeyi erteledi.

Babam Teftiş Kurulu’ndan emekli oldu.

Annem uzun yıllar özel kalem müdürlüğü yaptı.

Her ikisinin devlet adabından ne kadar feyz almış olduğumu her gün daha çok anlıyorum.”SENE 1993 - İlkokul mezuniyeti4-BİR SKANDALLA BAKIŞ DEĞİŞTİRDİMezuniyetten sonra okulda bir türlü kadro açılmayınca yönünü başka yere çeviriyor: “2007 yılında sınavla uzman yardımcısı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na girdim.

Beni ‘Kaçakçılık ve İstihbarat Şubesi’ne aldılar.

Ne işler yapıldığıyla ilgili hiçbir fikrim yoktu, koşullar sınırlıydı, bir bilgisayar başında sırayla yazı yazardık ama çok genç, heyecanlı ve idealist bir ekiptik.

O zamanlar Amerika’daki Getty Müzesi müdürünün kültür varlığı kaçakçılığı yaptığı ortaya çıkmış ve ‘müzecilik’ sorgulanmaya başlamıştı.

Haberleri okudukça bizim de daha aktif olmamız gerektiğini düşünüyorduk.

Kitaplara erişimimiz sıfırdı.

Rahmetli gazeteci yazar Özgen Acar bize her alanda destek oldu, özgüven aşıladı.”Sene 2008 - “Eşimle iş yerinde bir veri tabanının yazılması projesinde tanıştık.”5-GENÇ VE TUTKULU BİR EKİPO zamanlar masadaki konular nelerdi?

Boz: “Şimdiki gibi yoğun değildi ama dünyada da bugünkü kadar yoğun değildi.

Türkiye’nin kültür varlıklarını iadesiyle ilgili çalışmaları aslında Osmanlı dönemine dayanıyor; Saffet Paşa Truva hazinelerini kaçıran Henry Schliemann’a dava açıyor.

Bakanlıktaysa Karun Hazinesi diye bilinen Lidya eserlerinin ve Elmalı sikkelerinin iadesi için çalışmalar yapılıyordu.

Bana verilen ilk konu Zeugma dosyasıydı.

Sonra Zeugma kökenli pek çok eserin iadesini sağlamak mümkün oldu.

Çok gençtik ama çok tutkuluyduk.

Uzmanlık tezimi uluslararası ve ikili anlaşmalar üzerine yazdım.”6-PAZAR ÜLKELER TOPLANTIYI ERTELİYORDUBoz ve ekip arkadaşları harıl harıl çalışırken dünyada da gelişmeler oluyor: “UNESCO’nun kültür varlıkları kaçakçılığıyla ilgili 1970’te imzalanmış sözleşmesi var.

Normalde bu sözleşmenin genel kurulunun iki yılda bir toplanması lazım ama sözleşmeye taraf devletlerin bir kısmı bu işten faydalanan ‘pazar ülkeler’ olduğu için toplantıların yapılması pek öncelikleri olmamış. 2010’da, sözleşmenin 40. yılındaki toplantıda Türkiye’yi temsil ettik.

Türkiye köken ülke olmasına rağmen sesi o zamana kadar biraz mütevazı.

Bu yaklaşımın değişmesi için çalıştık.

Prof.

Dr.

Sibel Özel ve o yıllarda UNESCO Daimi Temsilcimiz Büyükelçi Gürcan Türkoğlu çabamı görünce beni çok destekledi.

Bir davanın parçası olduk, sesimizi daha gür çıkarmaya başladık.”Sene 2001 - Karain Mağarası kazısı7-SAVAŞ MAĞDURU ESERLERE RAPORTÖRLÜKBoz, 2014-2017 arasını Ankara-Paris arasında geçiriyor. 2014’te 1970 UNESCO Sözleşmesi Sekreterliği’nde çalışıyor; kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede izlenecek ilkeleri yazan ekibin parçası oluyor. 2015’te UNESCO’nun BM Güvenlik Konseyi nezdinde temas kişisi olarak atanıyor: “Suriye ve Irak’ta IŞİD’in saldırıları kültür varlıklarının terörün finansmanı için kullanılmaya başlandığı ortaya çıkınca bu işin ‘eser romantizmi’ değil ciddi bir mesele olduğu anlaşıldı.

BM Güvenlik Konseyi bunu engellemek için Suriye ve Irak kökenli eserlerin yurtdışına çıkarılmasıyla ilgili olağanüstü karar çıkardı.

İki yıl bu işin raportörlüğünü yaptım.

O zaman eserlerin Türkiye üzerinden kaçırılmasına yönelik endişe vardı.

Bu suçun mağduruyken kaçakçılığa kolaylık sağlayan ülke olmamamız gerekiyordu.

Çok hassas çalışmalar yapıldı.”Sene 2001  - Karain Mağarası kazılarındanYASADIŞI PİYASAYI BİRAZ ÜZDÜKBoz, “Biz, bir ülkenin kanunlarına karşı olarak çıkarılmış eserin başka ülkeye girişinin de yasadışı olması, ülke sınırlarına girdikten sonra aklanmaması gerektiğini düşünüyorduk.

El birliğiyle kanunu değiştirdik ve AB ülkelerinde bu düzenleme 2025 yılında yürürlüğe girdi” diye anlatıyor.

Bunun sonucu ne oldu?

Boz, “Yurtdışındaki arkeoloji piyasasını biraz üzdük ama yapacak bir şey yok!” diye yanıtlıyor: “Bin yıldır da onlar bizi üzüyor.

Elbette bir sanat piyasası olmalı ama arkeolojik eser bunun konusu olmamalı.

Müzayedeler bir camiden çalınan çinilerle değil de bir çağdaş sanat eseriyle yapılsa hem de sanatçıları güçlendirsek dünya daha güzel bir yer olmaz mı?

Kültür varlığı kaçakçılığı rezil bir suç; silah kaçakçılığıyla iç içe, tüneller çöküyor, insanlar ölüyor.”10 YIL SONRA NELER OLACAKEserleri geri vermek istemeyen müzelerin en büyük argümanı “Biz olmasaydık yok olacaklardı.” Boz, en çok bu cümleye sinirlendiğini söylüyor: “Bu, bir hırsızın size kendinizi kötü hissettirme çabası!

Hem mağdur ettiriyor hem kendini kötü hissettiriyor.

Osmanlı Devleti ayakta kaldığı 600 yıl boyunca eserler varlıklarını sürdürmüş.

Farkındalık gelişir, zihinler evrilir.” Dünyadaki müzeler de artık sergiledikleri eserlerin kökeniyle ilgili açıklama yapma ihtiyacı duyuyorlar.

Bundan 10 yıl sonra bu iş nasıl olacak?

Yanıtı: “Yasadışı yollarla koleksiyonunda eser tutan müzelerin sayısı azalıyor.

Müzelerde artık büyük bir şecere araştırması yapılıyor. 10 yıl sonra daha temiz koleksiyonlar olacak.”Sene 2005 - Lazaret Mağarası Kazısı, FransaOYUN KURUCU ÜLKE OLDUKNe oldu da son beş yılda ivme arttı?

Boz: “2017’de Ohio Üniversitesi’nin elindeki Zeugma mozaiklerinin hem yasadışı yollarla gittiğini hem de kökeninin Gaziantep olduğunu kanıtladık.

Buna rağmen üniversite iadeye yanaşmıyordu.

Gaziantepli ustaların elinden çıkmış replikaları verebileceğimizi, yoksa UNESCO gündemine taşıyacağımızı söyleyince ikna oldular.

Mozaikler ülkeye döndü.

Bu esnada Sayın Mehmet Nuri Ersoy Kültür ve Turizm Bakanı olmuştu.

Ona meselenin önemini anlatınca Kaçakçılık İstihbarat Şubesi’ni Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi olarak yeniden yapılandırdı.

Kadromuz ve kaynaklarımız artınca Türkiye bu işle ilgili bir ülkeyken artık bir oyun kurucu ülke oldu.

Gelen eserlerin hem sayısında hem niteliğinde sıçrama yaşandı.”BİZ KORUYORUZ SEN DE KORUArkeolojiye olan ilgi de gün geçtikçe artıyor.

Boz diyor ki: “Yurtdışından getirdiğimiz eserlerin konuşulmasını istiyoruz.

Bu insanımıza da özgüven veriyor; bak devletimiz eserlere sahip çıkıyor, koruyor, sen de sahip çık, koru!

Kültürel mirasımızın benimsenmesi için seferberlik başlattık.

Hedefimiz iade edilen eser sayısını artırmak değil; bu suçun işlenmesini en baştan önlemek.

Bir taraftan adli vakalarla ilgilenirken bir taraftan da çocuk kitapları, çizgi romanlar, öğretmenlere yönelik içerikler, Kültür Koruyucusu projesi ve köy sohbetleriyle toplumun farklı gruplarına derdimizi anlatmaya devam ediyoruz.”Sene 2024 - Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Kaçış Yok: Antalya sergisi açılışıKURUCU BABA: HALİL ETHEM ELDEMEn çok hangi eserlerin dönmesi onu duygulandırmış?

Yanıtı: “Ayrım yapamam ama tarihsel gelişimi açısından Almanya’dan gelen Boğazköy Sfenksi önemli.

İade çalışmaları İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Osman Hamdi Bey’den sonraki müdürü Halil Ethem Eldem Bey zamanında başlıyor.

Kendisi hem diplomasiden asla vazgeçmemiş ama hem de kendini ezdirmeden bu işin yapılabileceğini göstermiştir.

Benim disiplinimin kurucu babası Halil Ethem Bey’dir.

Boubon eserleri de Jale İnan Hocamızın büyük gayretleriyle gelmiştir.

Onun eli üzerimizdeymiş gibi hissederek çalışmıştık.”DİŞ FIRÇASIYLA KAZIP CIMBIZLA ALIYORUZ“Karain mağarasında mikrolit ayıklamak diye bir işimiz vardı; taşın yontulması sırasında ortaya çıkan minik parçalar üretim artığıdır ve size o dönem hakkında fikir verir.

Diş fırçasıyla kazdıktan sonra eleklerden geçirir, çıkan toprağı cımbızla ayıklarız.

Sadece taş artığı değil tohum, böcek de buluruz.

Dağ tepesinden hipopotam çenesi bulunur; preshistorya döneminde oranın göl olduğu gibi ilginç veriler çıkar.”   Fotoğraf: Murat ŞAKA

İlgili Sitenin Haberleri