Haber Detayı
Para her kapıyı açar ama kilitleyemez
Para her kapıyı açar ama kilitleyemez
Ahmet Şara, geçen günlerde Şam'da bir Mısır heyetiyle bir araya geldi.
Suriye-Mısır ilişkilerinin “lüks değil bir görev” olduğunu vurguladı.
Bu ilişkilerin bölgesel istikrarın temel taşı olarak yeniden kurulması çağrısında bulundu.
Ayrıca, Mısır firmalarının Suriye'nin yeniden inşasında öncü bir rol üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Benzer temennilerini Avrupalı, Amerikalı, Türk ve Arap heyetlerine de söylemektedir.
Mısır heyetiyle sohbet ederken, Ahmet Şara aniden sözü babası Hüseyin Şara’ya getirir.
Babasının “efsanevi Arap lider” Cemal Abdülnasır’a duyduğu hayranlığı, Arap milli davasına yaptığı katkıları, BAAS’ın hülyasına adanmışlığını ve tüm Arapları tek millet olarak birleştirmek için verdiği mücadeleyi anlatır.
Sonra, “İşte ben böyle bir evde yetiştim.” der.
Mısırlı heyet şaşkın.
Bu bir kamera şakası mı, yoksa Ahmet Şara bizimle mi eğlenir diye donuk bir ifadeyle birbirlerine bakakalırlar.
Şara’nın “efsanevi lider” Cemal Abdülnasır için söylediği latif sözler ve “Suriye ve Mısır arasındaki ilişkileri bölgesel istikrarın temel taşı” olarak görmesi, Mısır heyetinin gönlünü okşadı.
Ama temkinliler.
Zira Mısır’da 2012’de iktidara gelen Müslüman Kardeşler Örgütü Esad düşmanıydı.
Müslüman Kardeşler Örgütü Kahire’de tutunsaydı ve bugün Şam’a gelen heyet İhvan heyeti olsaydı, Ahmet Şara, BAAS, Arap Milliyetçiliği, Cemal Abdülnasır’a olan hayranlığından, böyle bir evde yetiştiğinden bahsedebilir miydi?
Büyük ihtimalle Müslüman Kardeşler Örgütü’nün büyük Mısır alimlerine duyduğu hayranlıktan ve bu ideolojik farklılıktan dolayı babasıyla yaşadığı kavgalardan bahsederdi.
ENGELS’İN HİKAYESİ Filozof Friedrich Engels’in babası fabrikatördü.
Zengin ve varlıklı bir evde yetişti.
Ama babası gibi parayı sevmedi.
Aksine paranın “her kapıyı açabileceğine ama kilitleyemeceğine” inandı.
Para ile eğitim, sağlık, iş, lüks tüketim, sosyal statü gibi birçok kapı açılır, engeller aşılır.
Ancak, para bir insanı gerçekten sevmesini, güvenmesini, sadık olmasını veya ona gerçekten bağlanmasını sağlayamaz.
Bu kapılar parayla açılıp kontrol edilemez, kalıcı olarak “kilitlenemez”.
Engels, ölümüne yakın bir zamanda kaldığı Londra’daki otelde kısa ve şişman bir adamın bir kadını yumrukladığını gördü.
Hemen müdahale etti.
Polis çağırdı.
Gerisini Engels’ten dinleyelim: “Adam kadına hitaben; ‘Bana bak lanet fahişe!
Şimdi odaya çık ve o adamı memnun et.’ Ben bunu duyunca kadının odaya çıkmasını engelledim.
Polis çağırarak adamı tutuklattım.
Kadına bir bilet parası verdim.
Ona Manchester'daki fabrikama gidip çalışmasını ve fabrikaya gittiğinde benim adımı vermesini söyledim, bir de kartımı verdim.
İnanmadıkları takdirde kartımı göstermesini ve kendisini işe mutlaka alacaklarını söyledim.
Ama kadın hızlı adımlarla odaya çıktı.
Ben biraz bekledim.
Kadın odadan inince ona şunları söyledim: ‘Para her kapıyı açar ama kilitleyemez.’” MÜSLÜMAN KARDEŞLER’E KARŞI MÜCADELE ETTİ Şimdi bir anlığına şeytanın avukatlığını yapalım; Ahmet Şara’nın niyetini halis varsayalım.
Rusya, Türkiye, Çin ve hatta son dönemlerde İran ile yakınlık kurma girişimlerini samimi adımlar olarak nitelendirelim.
Münafıklık, yani ikiyüzlülük, riyakârlık yani başkalarının beğenisini kazanmayı amaçlamıyor ve gösteriş için yapmıyorsa, niyetinin samimi olduğunu kabul edelim.
Hatırlayınız; oğullar yetiştiği evin babalarına benzemeyebilir hatta düşman bile olabilir. “Esad’ı deviren Esad” yazımızda ayrıntılı anlatmıştık.
Ahmet Şara’nın babası Hüseyin Şara dini veya mezhepçi bir Arap ümmeti arzulamadı.
Aksine en çok mücadele ettiği kesim İhvan Hareketi yani Müslüman Kardeşler Örgütü’ydü.
Babasının iki önemli ve baş düşmanı vardı; emperyalizm ve siyonizm.
Ahmet Şara her iki akımla aşna fişne.
Babası Hüseyin kendisini ve ailesini doğduğu topraklar Suriye’nin Golan (Colan) bölgesinden kovan İsrail’le sadece mücadele edilir itikadındaydı.
Babası Hüseyin Şara, Birleşik Arap Cumhuriyeti (Mısır ve Suriye arasında 1958-1961’de inşa edilen birleşik devlet), kırmızı-beyaz-siyah üç şeritten oluşan ve beyaz şerit üzerinde iki yeşil yıldızı olan (Mısır ve Suriye) bayrağı Golan üzerinde dalgalandırmanın hülyasıyla yaşadı.
Oğul Ahmet Şara’nın yaptığı ilk iş o bayrağı değiştirmek oldu.
Ahmet Şara ve Şeybani, Paris’te İsrail ile güvenlik, istihbarat paylaşımı antlaşmalarına onay veriyor.
Hemen ardından, “İsrail’in Piyonu” olarak sunduğu SDG/YPGyi Halep’ten “Tek Millet, Tek Ordu, Tek Devlet” propagandasıyla Fırat’ın doğusuna ve SDG’nin halen Batısında kontrol ettiği bölgelere otobüslerle taşıyor.
Thomas Barrack, Türkiye’nin “Doğu ve Kuzey Fırat’a müdahale etmemesi ve Halep’le yetinmesi” karşılığında YPG’nin Halep’teki mahallerini boşaltmasına itiraz etmiyor.
ABD ve İsrail Şam’dan yani Ahmet Şara’dan istediğini alabiliyor mu alıyor.
GÜZEL AMA KAZANMAYA YETMEZ ABD, ciddi bir siyasi ve ekonomik kaos içinde.
Amerika’da toplum patlama noktasında.
Doğrudur.
Türkiye ve Şara takipte.
Doğrudur.
SDG/YPG piyon olduğunu, müsait bir silah olduğu sürece ABD ve İsrail tarafından korunma altına alınacağını biliyor.
Kızgın ancak ABD veya İsrail’in Halep’te olduğu gibi Fırat’ın doğusunda benzer bir tavır takınacağına inanmıyor.
Bu duygusunda haksız sayılmaz.
Kıssadan hisse, Ahmet Şara’nın Mısırlılara hitaben ettiği latif sözleri gönlü hoş edebilir ama kazanmaya yetmez.
Zira ilk düğmeler yanlış iliklendi.
Şam’da yaygın anlatılan bir nükteyi paylaşayım: Bir istihbaratçıyı cami imamının yanına Nakip (yardımcı) olarak vermişler.
Aradan birkaç hafta geçmiş.
Bir cuma günü muhaberat mensubu, “Bugünkü hutbeyi ben okuyacağım.” diye tutturmuş.
İmam itiraz edememiş.
Cemaat toplanmış.
Nakip minbere çıkmış.
Anlattıkça coşuyor, coştukça anlatıyor.
Hutbesini bitirmiş.
Minberden inmiş imamın yanına ilişmiş. “İmam Efendi!
Nasıldım?” diye sormuş.
İmam, “Evladım!
İyiydin de birkaç bariz hata yaptın; Hz.
İsa’yı çarmıha gerdiler, kazığa oturtmadılar.
Hz.
Muhammed atı Burak ile Allah’ın izniyle arşa çıktı, Hafız Esad’ın izniyle değil.”