Haber Detayı
Uyuyordu, uydurduk...
Bu aralar Harf ve Dil Devrimlerine salvolar sıklaştı.
Bu aralar Harf ve Dil Devrimlerine salvolar sıklaştı.
Ortam, koşullar uygun...
Akademisyenler, köşe yazarları, TV tartışmacıları mangalda kül bırakmıyor.
Bu iki devrim üzerinden Atatürk ’e saldırıyorlar.
Bir şair, “Gazi ...ölümüne on gün kala, dili saplandığı çıkmazdan kurtarmak peşinde idi (...) dil çalışmaları hastalık buhranlarına rastladı” diye saçmalamıştı.
Bu saygısızlık ilk değildi, son da olmadı.
Mesleği askerlik olan, “lisan mütehassısı olmayan” Atatürk, “hastalığının” içkisinin etkisiyle dil işlerine de karışmış... “Türkçe’ye din yoluyla” giren Arapça Farsça sözcükler Türkçeyken hepsini attırmış...
Türkçeye aykırı eklerle “uydurukça” bir dil yaratmış. 94 yıldır farklı tümcelerle aynı yalanı yazar...
Yeni sözcükleri, “mektep kitapları baştanbaşa piç kelimelerle doldu” diye aşağılar, “bir bahçeye atılmış leş gibi herkesi tiksindirdiği” ni ileri sürerler. 1950’lerden bu yana orun çıkar, ün san için Türkçenin tarihsel akışını bilen bilmeyen...
Cumhuriyeti, devrimleri, laikliği yadsıyan, çoğu sözde milliyetçi dış kapının mandalı zırcahiller...
Arapça Farsça, ses+biçim+anlam özellikleri Türkçeye benzemeyen dillerdir.
Dinsel itkilerle gelen Arapça Farsça sözcüklerde Türkçenin ses uyumları etkili olmuştur, çoğunu hâlâ kullanıyoruz.
Harf Devrimiyle “Bir gecede cahilleştik” mavalına sarılan akademisyen, “ Ben bile dedemin mezar taşını okuyamıyorum” diye bir fotoyla dersimi vermişti.
O kente gittiğimde bir Osmanlı paşasının o gömütünü ziyaret ettim.
Dil Devrimi geçmişimizle bağları koparmış... “Matbaa” yla 200 yıl sonra tanışan, kapağında Türkçe Sözlük yazan tek yapıtı olmayan...
Türkçeyi 1876’da “resmi dil” yapabilen, hangi dilde eğitim yapacağını bilemeden tıp fakültesi açan, Türkçeyle ders kitapları yazamayan...
Aydınları dergiler derneklerde “Yeni Lisan” arayan...
Bütün toplumun okuryazar oranı sıfıra yakın altı yüzyıllık geçmişimiz, pamuk ipliğine mi bağlıymış?
Divanü Lûgat-it Türk’ten bu yana akan, halk ağzında eski kaynaklardaki tutsak sözcükleri canlandırdık, Türkçenin yapısına uyan sözcükler terimler uydurduk. “Anayasa, anayasal, aşama, bakan, basın yayın, başarı, çözüm, dayanışma, süreç...” gibi onlarca uydurukçayı tepeden tırnağa herkes kullanmıyor mu? 9-10. yüzyıllardan bu yana Türkçenin öyküsü hüzünlüdür.
Türkler, Müslüman olduktan sonra Araplara İranlılara yakın yaşarken...
Bugün olduğu gibi yönetenlerle yönetenin gölgesi aydınlar eliyle ses+biçim+anlam özellikleri unutulur Türkçe, yüzyıllarca tanınmaz olur.
Bugün de sakızlaşmış savlarla...
Onlar bunlar şunlar...
Dilde devrimini bilimsellikten uzak dinci çıkışlarla, “İslam medeniyetinden kopmak... manevi soykırım... kadim dilimize suikast” sayanlar... “Bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir” diyenler...
Dünden bugüne MEB, TRT, valiler iktidar rüzgârlarıyla sözcük yasaklarken...
Kaşgarlı Mahmut ’a, Ali Şir Nevaî’ ye, Karamanoğlu Mehmet ’e, Yunus’a, Pir Sultan’a, Nesimi’ye; Tevfik Fikret’e, Ömer Seyfettin’e, Ziya Gökalp’a, Ahmet Vefik Paşa ’ya, Mehmet Âkif ’e...
Onlarca yazara, ozana, Osmanlı aydınına...
Yüzyıllardır türküsünü ağıdını Türkçe söyleyen halka da saygısızlık yapıyorlar.
Atatürk’e, cumhuriyete, devrimlere saydıranlar milliyetçi...
Dille inancı siyasallaştırarak kendi diline düşmanlık...
Arapça hayranlığı “kısmet kapısı...” Laik cumhuriyete inanmak, devrimleri savunmak solculuk, komünistlik...
Ey Atatürk’e, laik eğitime, devrimlere düşman bilisizler...
Türkler kaya kovuğundan mı çıktı?
Müslüman olmadan önce kuşdiliyle mi anlaşıyorlardı?