Haber Detayı
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun! CKD’den İranlı kadınlara selam
Türkiye Milli Kadın Hareketi’ni başlatan CKD’nin Genel Başkanı Prof. Dr. Tülin Oygür, tek başına kadının kurtuluşu diye bir hedefin olmadığını belirtti, kadın-erkek eşitliğinin kadının üretici güçlerde yerini almasıyla gerçekleşeceğini ifade etti
Yarın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü.
Uyuşturucuya karşı, kadına yönelik şiddete karşı, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı ve vatanın bölünmez bütünlüğü için, Cumhuriyet için sayısız kampanyaya imza atan CKD, yarın da İran için mesaj verecek.
Cumhuriyet Kadınları 8 Mart’ta meydanlarda olacak, bağımsızlık savaşı veren İranlı kadınlara Türk kadınlarından selam gönderecek.
CKD Genel Başkanı Tülin Oygür’le 8 Mart’ın anlamını ve kadın mücadelesinin nasıl başarıya ulaşacağını konuştuk. 8 MART’IN TEMELİ SINIF MÜCADELESİ 8 Mart ‘Dünya Kadınlar Günü’ mü ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ mü?
Örgütlü kadın mücadelesi, sanayileşmeyle birlikte 19. yüzyıldan itibaren kadınların işçi sınıfına katılması ve sınıf mücadelesine girişmesiyle başlamıştır. 8 Mart tarihi, ilk olarak 1857 yılında, Amerika’da bir dokuma fabrikasında çalışan kadın işçilerin greve gittiği tarih olarak belirtilir.
İkinci olarak da 8 Mart 1908’de yine Amerika’da, 10 binlerce kadın işçinin yaptığı grev ve yürüyüşler var (Bazı kaynaklarda 1857’deki bazılarında ise 1908 yılındaki eylemde fabrikada çıkan yangında 129 kadın işçinin can verdiği yazılıdır). 8 Mart 1917’de (Rus takvimine göre 23 Şubat’ta) Rusya’da Petrogradlı tekstil işçisi kadınlar, yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ederek “Ekmek ve Barış” adıyla grev yaparlar.
Bu eylem Şubat Devrimi’nin tetikleyicisi oldu.
Birleşmiş Milletler’in sitesinde 8 Mart tarihinin büyük ölçüde bu olaydan alındığı yazılıdır. 8 Mart’ın temelinde kadınların sınıf mücadelesi yatsa da zamanla kadınların temel insan haklarına ulaşması ve eşitlik mücadelesi vurgusu öne çıktı ve 8 Mart, “Dünya Kadınlar Günü” adıyla yapılır oldu.
Birçok ülkede ise “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” adıyla kutlanıyor.
Kadın mücadelesinin sınıfsal zeminine vurgu yaptığı için derneğimiz de “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” adını tercih etmektedir.
ÖNCE VATAN… Kadın mücadelesi dünyada ve Türkiye’de ne şekilde ilerliyor?
Kadının ezilmeye karşı verdiği mücadele, milli devletlerin emperyalizme karşı verdiği mücadelenin içindedir.
Kadın mücadelesi ‘önce vatan’ mücadelesidir.
Bugün bunu en sıcak şekilde İran’da görüyoruz.
Geçen hafta sonu ABD ve İsrail’in başlattığı saldırıya karşı bağımsızlık savaşı veren İran’da kadın mücadelesi, diyelim, ‘eşit işe eşit ücret’ talebiyle yürütülebilir mi?
Yıllardır emperyalizme direnen İran’da kadınlar, ‘bağımsız vatanın yoksa, peşinde koşacağın hakların da yok’ bilincinin temsilcisidir.
Dünyada alt üst oluşlar yaşanıyor.
Emperyalist-kapitalist sistemin efendileri, çöktüklerini artık kendi resmi belgelerinde yazıyorlar: “Küresel kapitalist sistem çöktü, biz bittik.
İnsanlığa verecek bir şeyimiz yok…” Artan haydutlukları, zalimlikleri can çekiştikleri içindir.
İnsanlığa 200 yıl kök söktürmüş bu sistem, milli devletlerin şahlanışıyla tarih olmaya doğru sürüklenirken Asya’dan, insanı merkeze alan, sömürüyü ortadan kaldıran, barışçıl, yeni bir uygarlık tarih sahnesine çıkıyor.
Emperyalizme karşı devletini savunan Batı Asyalı, Afrikalı, Güney Amerikalı kadınlar, insanlık cephesinde saf tutarak kadın mücadelesini doruklara taşıyor.
Bizde de emekçi kadınlarımızın hak arama mücadelesi; özelleştirmeye karşı çıkarak, üretim devrimini savunarak, ‘vatanımızı böldürmeyiz’ diyerek emperyalist hegemonyaya karşı mücadeleyle birleşiyor.
Yeri gelmişken kadın mücadelesini erkeğe ve devlete düşmanlıkla yürüten, LGBT dayatmasıyla birleştiren ve bir zamanlar pek palazlanmış olan kökü dışarıda kadın örgütlerinin bugün halkımızda hiçbir karşılığı bulunmuyor. 8 Mart’lardaki tuhaf etkinliklerinde bir tek kendileri eğleniyorlar.
ÇÖKEN SİSTEM İÇİNDE ÇÖZÜM YOK CKD’nin başlattığı Milli Kadın Hareketi hakkında bilgi verir misiniz?
Milli Kadın Hareketi’ne 8 Mart bağlamında nasıl bakabiliriz?
Ülkemizin içinde bulunduğu ağır ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlar, 1980’lerde dahil olduğumuz küresel emperyalist kapitalist sistemin eseridir.
Bu sistemin neoliberal ekonomik modeli, sonunda, üretime dayalı ekonomik büyümeyi bitirmiş, tefecilik ve mafya düzenini hakim kılmıştır ama kendi de çökmüştür.
Çöken sistemin içinde bir çözüm bulunamayacağına göre Türkiye, bir devrimle küresel emperyalist bloktan çıkacak, emperyalizme direnen milli devletlerle güçlü ittifaklar kuracak ve yeniden ayağa kalkacaktır.
Türkiye bunu, üreticilerin milli iktidarında, Üretim Devrimi yaparak gerçekleştirecektir.
Derneğimiz, ayakları bu topraklara basan vatansever kadınlara uzanan faaliyetleriyle, ülkemizdeki en büyük milli ve devrimci kadın kitle örgütüdür.
Eşiğinde durduğumuz üreticilerin milli iktidarı ve Üretim Devrimi’ni kadın kitlelere anlatmak ve kadınlarımızı bu hedefe doğru Milli Kadın Hareketi’nde birleştirmek bizim görevimizdir.
Üretim Devrimi, üretim ve istihdamda geri bıraktırılmış olan kadın nüfusumuz yönünden büyük önem taşıyor.
EŞİTLİK İÇİN KADIN ÜRETİCİ GÜÇ OLACAK Milli Kadın Hareketi’ni siyasette ve çalışma hayatında öne çıkmış kadınlarımıza anlatarak işe başladık.
Kesin olarak saptadığımız şudur: Siyasi görüş fark etmeksizin tüm kadınlarımız toplumsal yaşamda kadın ve erkeğin eşit olmasını istiyor.
Görüşmelerimizde, emperyalist küresel sistemde devam ederek tek başına kadının kurtuluşu diye bir hedefin olamayacağını, kadın-erkek eşitliğinin kadının üretici güçlerde yerini almasıyla gerçekleşeceğini, bunun da ancak küresel sömürü sistemini terk ederek milli bir iktidarla üretim ekonomisine geçmiş bir Türkiye’de mümkün olduğunu anlatıyoruz.
Yani diyoruz ki kadınlarımızın ve ülkemizin kaderi Üretim Devrimi’nde birleşiyor.