Haber Detayı

İsrail'e göre 'Vadedilmiş Topraklar' neresi? Hangi ülke ve şehirleri kapsıyor?
Tarih aydinlik.com.tr
07/03/2026 00:02 (4 saat önce)

İsrail'e göre 'Vadedilmiş Topraklar' neresi? Hangi ülke ve şehirleri kapsıyor?

Gözü gönmüş İsrail'in 'Vadedilmiş Topraklar' emeli son olarak İran'a düzenlediği saldırıların ardından yeniden gündeme geldi. İsrail'in sahip olmak için varını yoğunu ortaya koyduğu 'vadedilmiş topraklar' hangi ülkeleri ve şehirleri kapsıyor? Arz-ı mevud ne demek? İşte ayrıntılar...

Gazze, Batı Şeria ve Batı Asya'daki gelişmelerin ardından İsrail’in tarihsel ve dini söylemlerinde yer alan “Vadedilmiş Topraklar” kavramı yeniden tartışılmaya başlandı.İsrail’in bölgesel politikaları ve son dönemde İran’a yönelik saldırıları sonrasında kamuoyunda “Arz-ı Mevud” olarak bilinen bu kavramın hangi bölgeleri kapsadığı merak konusu oldu.

Arz-ı Mevud Ne Anlama Geliyor? “Arz-ı Mevud” ya da “Vadedilmiş Topraklar”, Yahudi inancına göre Tanrı’nın İbrahim ve onun soyundan gelenlere vaat ettiği toprakları ifade eden bir kavram olarak biliniyor.

İbranice’de “Eretz Israel” olarak adlandırılan bu bölge, kutsal metinlerde farklı isimlerle de anılıyor.

Yahudi kutsal kitabı Tevrat’ta bu topraklar “Kenan diyarı” olarak geçerken, daha sonraki dönemlerde “Arz-ı Mevud” veya “Arz-ı Mukaddes” şeklinde ifade edilmiştir.

Yahudi inancında Kudüs, Tanrı’nın seçtiği şehir olarak kabul edilir ve dünyanın merkezi sayılan kutsal bir yer olarak görülür.

Tarihi Arka Plan Yahudi geleneğine göre İsrailoğulları, Musa önderliğinde Mısır’dan ayrıldıktan sonra Sina Yarımadası’na ulaşmış ve Tanrı’nın kendilerine vaat ettiği topraklara gireceklerine inanmıştır.

Ancak anlatılara göre bu kavim, Tanrı ile yaptıkları ahitlere uymadıkları gerekçesiyle söz konusu topraklara doğrudan girememiştir.

Daha sonra liderlik Yeşu’ya geçmiş ve İsrailoğulları onun önderliğinde Filistin bölgesine girerek burada yaşayan topluluklarla savaşmıştır.

Vadedilmiş Topraklar Hangi Bölgeleri Kapsar?

Tarihi ve dini yorumlara göre “Vadedilmiş Topraklar” ifadesi, eski Kenan coğrafyasını kapsayan geniş bir bölgeyi tanımlamak için kullanılır.Bu kavram çoğu yorumda günümüzdeki İsrail ve Filistin topraklarının yanı sıra çevredeki bazı bölgeleri de içeren bir alanı ifade etmek için kullanılmaktadır.

Ancak bu kavramın sınırları tarih boyunca farklı yorumlara konu olmuş ve hem dini hem de siyasi açıdan tartışmalı bir başlık olarak gündemde kalmaya devam etmiştir.ARZ-I MEV'UD SINIRLARI  Güney sınırı: "Tsin çölünden Edom boyunca olacak ve cenup sınırınız şarka doğru Tuz denizinin ucundan olacak ve sınırınız Akrabbim yokuşundan cenuba doğru dolaşacak ve Tsin'e geçecek ve onun uçları Kadeş-Barnea'nın cenubunda olacaklar ve Hatsar-Addar'a çıkacak ve Atsmon'a geçecek ve sınır Atsmon'dan Mısır vadisine kadar dolaşacak ve onun uçları deniz yanında olacaktır" (Sayılar, 34/3-5; Tesniye, 15/2-4).

Buradaki Tsin çölü Kadeş'in kuzeydoğusunda yer almakta ve arz-ı mev'ûdun güney sınırını teşkil etmektedir.

Tuz denizi bugünkü Ölüdeniz'dir.

Akrabbim yokuşu Ölüdeniz'in güneyinde, bugünkü Nakb es-Safâ, Hatsar-Addar Kadeş-Barnea'nın kuzeybatısındaki Vâdilkudeyrât, Atsmon da Vâdilkudeyrât'ın batısındaki yerdir.

Mısır vadisi ise, Gazze'nin güneybatısından Akdeniz'e açılan Vâdilarîş'tir.

Arz-ı mev'ûdun güney sınırını belirten bu ifade, Ruhban metnine aittir ve Negev'in büyük bir kısmını arz-ı mev'ûda katmaktadır.

Batı sınırı: "Büyük deniz ve onun kıyısı olacaktır" (Sayılar, 34/6; Yeşu, 1/4). "Garp denizi"de (Tesniye, 11/24) denilen bu deniz Akdeniz'dir.

Kuzey sınırı: "Büyük denizden Hor dağına kadar kendinize işaret koyacaksınız.

Hor dağından Hamat'a girilecek yere kadar işaret koyacaksınız ve sınırın uçları Tsedâd'da olacak ve sınır Zifron'a çıkacak ve onun uçları Hatsar-Enan'da olacaktır" (Sayılar, 34/7-9).

Arz-ı mev'ûdun kuzey sınırı, Ahd-i Atîk'in diğer yerlerinde Lübnan olarak belirtilmektedir (Tesniye, 11/24; Yeşu, 1/4).

Söz konusu Hor dağının Güney Anadolu'daki Toros dağları olduğu da ileri sürülmüştür (Ancien Testament, s. 326); fakat genel kanaat, bunun Lübnan dağı (Cebelilübnan) olduğu yönündedir.

Esasen Ahd-i Atîk'in hiçbir yerinde arz-ı mev'ûdun kuzey sınırı Lübnan bölgesini aşmamaktadır.

Doğu sınırı: "Ve şark sınırınız için Hatsar-Enan'dan Şefam'a kadar işaret koyacaksınız ve sınır Şefam'dan Ain'in şark tarafında Ribla'ya inecek ve şarka doğru Kinneret denizinin yanına dokunacaktır ve sınır Erden'e inecek ve uçları Tuz denizi yanında olacaktır" (Sayılar, 34/10-12).

Kinneret denizi Taberiye gölüdür.

Ahd-i Atîk'te doğu sınırı "büyük ırmak, Fırat ırmağı" olarak da gösterildiği halde (Tekvîn, 15/18; Tesniye, 11/24; Yeşu, 1/4), Sayılar, 34/10-12'de Rab Yahova tarafından Hz.

Mûsâ'ya çizilen doğu sınırı Taberiye ve Lut göllerinin doğu tarafındaki bölgeyle sınırlı kalmaktadır.

Doğu sınırının Fırat'a kadar uzatılması ideal ölçülere göredir ve yahudi tarihinde hiç gerçekleşmemiştir.

İsrail tarihinin en parlak dönemi Hz.

Süleyman devri olmasına, Hz.

Süleyman'ın "Irmaktan Filistîler diyarına ve Mısır sınırına kadar bütün ülkeler üzerinde saltanat sürdüğü" (I.

Krallar, 4/21) belirtilmesine rağmen krallığın doğu sınırı asla Fırat'a varmamıştır..

İlgili Sitenin Haberleri